İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Çevre ve Temiz Enerji

 

Hukuki Bakış Açısından Sağlıklı Çevre Ve Temiz Enerji

 

 

PROF. Dr. SERVET ARMAĞAN

( İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi )

 

 

Giriş

 

Temiz enerji konusu genellikle mühendislik boyutu ağır olan bir konu olarak kabul ediliyor. Bu konuda yapılan yayınlarda ve toplantılarda, konunun mühendislik boyutları ön plana alınarak takdim ediliyor.Aşağıda bu konuya sosyal bilim açısından bir yaklaşım bulacaksınız.

 

Hukuk kuralları hayatın her yanını düzenler.Düzenlemesi gerekir, çünkü toplumda insanlararası münasebetlerde sosyal bir fayda ancak bu yol ile elde edilir.Düzenlenen konu teknik bir konu veya sağlıkla ilgili olsa bile, o konunun belli hukuk normlarıyla düzenlenmesi o sahadaki faaliyetten beklenen neticeyi daha kolay ve belirgin olarak ortaya çıkarır.Mesela sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi hakkında kanun yapıldığı gibi, çevrenin korunması hakkında da hukuk kuralları yapılmıştır. Mesela eczacılık mesleğinin nasıl yapılacağı da bir kanunla düzenlenme gereği duyulmuştur. Her kanunun sosyal- hukuki bir boyutu olduğu gibi, temiz enerji konusunun da sosyal ve hukuki bir boyutu vardır.

 

Aşağıda temiz enerji konusuna daha çok 1982 Anayasası hükümleri açısından yaklaşacağız. Ve görülecektir ki anayasa hükümleri doğrudan ve dolaylı olarak,  temiz enerji konusuna ait bir anlayış getirmekte ve bir çerçeve çizmektedir.Aşağıda çeşitli anayasa hükümlerine yer vereceğiz.

                                                                                             

Burada sadece şu kadarını belirtelim anayasamızın başlangıç kısmı dahi temiz enerjinin kullanılmasını gerekli kılacak temel fikirler ihtiva etmektedir.Çünkü anayasanın “başlangıç” kısmında “türk vatandaşlarının maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi üzerinde çalışılacağı” belirtilmektedir.Bir kişinin maddi ve manevi açıdan mutluluğunun bir yolu da temiz bir ortamda yaşamasıdır.Çünkü temiz enerji kullanılan çevre bir sağlık ve mutluluk ortamıdır.

 

Anayasanın 176. maddesine göre,başlangıç kısmı anayasanın metnine dahildir.Bu madde şöyle demektedir:

 

“Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı anayasa metnine dahildir”

 

 

1.     BAŞLIK

 

TEMİZ ENERJİ KONUSUNA ANAYASA HÜKÜMLERİ AÇISINDA YAKLAŞIM

 

Şimdi Anayasamızın çeşitli hükümlerini, konumuz açısından yorumlayalım:

 

Temiz enerji konusunun, ana düşüncesi; temizlik, sağlığa uygunluk, insan, hayvan ve çevreye zarar vermemek veya en az zararı vermektir. Bu ana düşünceler, temiz enerji kavramının hareket noktası olmuştur.”Temiz Enerji” kavramı, ingilizce  “Clean energy” tabirinin tam çevirisidir ve türkçemize yerleşmiştir.

 

 

Anayasanın aşağıdaki hükümleri temiz enerji konusunda bizlere önemli direktifler vermektedir şöyle ki:

 

1-Anayasanın 17. maddesinin 1. fıkrası:

 

“Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

 

İnsanın maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmesinin bir yolunun da temiz enerji kullanımı olduğundan şüphe yoktur.

 

 

2- 19. maddesinin 1. fıkrası:

 

“Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.”

 

Bu maddenin genel ve ceza hukukundaki anlamının dışında, bir mânası da, kişilerin temiz enerjinin kullanıldığı bir ortamda, kendilerini daha güvenli hissetmeleri haklarıdır.

 

 

3- 56. maddesinin 1. fıkrası:

 

“Herkes sağlıklı ve dengeli  bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.”

 

Aynı şekilde bu maddede de, temiz enerjinin kullanıldığı sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının daha iyi gerçekleşeceği ifade edilmiştir diyebiliriz.Zaten temiz enerji kullanımının en önemli gerekçesi, sağlıklı bir ortam sağlamasıdır.

 

 

4- 58. maddesinin 2. fıkrası:

 

“Devlet, istiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerin müspet ilimin ışığında, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.”

 

Bu maddenin esas ve genel anlamı dışında, konumuzla ilgili bir anlamı da şöyledir:

 

Gençlerimizin, kirli ve zararlı bir ortamda değil, temiz bir ortamda yetişme ve gelişmeye hakları vardır ve devlet bu uğurda gerekeni yapmalıdır. Sağlıklı bir ortam, insanın yetişme ve gelişmesinde en önemli bir faktördür.

 

5- 63. maddesi:

 

“Devlet, tarih,kültür ve tabiat varlıklarını ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.

 

Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusun olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.”

 

Bu maddenin ışığında şunları söyleyebiliriz:

 

-          Devlet, temiz enerji kullanarak tarih, kültür ve tabiat varlıklarını ve değerlerini korumalıdır.

-          Devlet, bu varlık ve değerleri tahrip eden özel mülkiyet kullanımına sınırlar getirebilir.

 

 

2.     BAŞLIK

 

ÜLKEMİZİN ENERJİ KAYNAKLARI VE TEMİZ ENERJİ

 

Bu bölümde temiz enerji konusuna ülkemizin enerji kaynakları açısından yaklaşacağız. Ve yukarıda olduğu gibi yine, 1982 Türk Anayasasından bazı hükümlere işaret edeceğiz. Bu konuda aşağıdaki ana başlıkları verebiliriz:

 

1-Ülkemizin enerji kaynakları zengindir.Ancak bulunan ve işletilen enerji kaynakları sınırlıdır:

 

Anayasamız, enerji kaynaklarımız ve tabii servetlerimiz konusunda bu açıdan ayrıntılı ve dikkatli bir düzenleme getirmiştir.

 

Anayasanın 168. maddesi şöyle demektedir:

 

“Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak veya doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır.Bu durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda gösterilir.”

 

Bu maddenin genel anlamından konumuzla ilgili şu netice çıkar:

 

Devlet enerji kaynaklarımızı, toplumun yararına olmak üzere, kendisi bizzat, ya da gerçek ve tüzel kişiler eliyle kullanmalıdır. Burada dikkat edilecek “yarar” toplumun yararıdır. Temiz enerji kullanımında ise böyle bir yarar ortaya çıkar.

 

2-Temiz enerji de sınırlıdır:

 

Bu sınırlı enerji, dikkatli kullanılmalıdır.

 

3-Enerji kaynaklarımızı ve bu arada temiz enerjiyi dikkatlice kullanmalıyız ve savurganlıktan kaçınmalıyız:

 

Anayasamız bu konuyu birkaç maddesinde düzenlemiştir. Meselâ 166. madde iyi bir örnektir:

 

“Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiinin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyum içinde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir.

 

Planda millî tasarrufu ve üretimi arttırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir; kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.

Kalkınma planlarının hazırlanmasına, Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmasına, uygulanmasına, değiştirilmesine ve bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir”

 

Ayrıca bkz. md. 43,45, 47, 48,53, 54..vd.

 

Gerek bu maddelerden ve gerekse yukarıdaki 166. maddeden çıkan bir sonuç da şudur:

 

Devlet türk ekonomisini ve kalkınmamızı planlamalı ve dengeli gelişmesini sağlayıcı tedbirleri almalıdır. Bu uğurda savurganlıktan kaçınmalı, kaynakların verimli şekilde kullanılmasını gözetmelidir. Ne yazık ki ülkemizde, bilhassa bu konu sektöründe savurganlık (israf) var. Bütçemiz her yıl açık veriyor ve bu açıklar gittikçe büyüyor. Gelir artmıyor, ama savurganlığımız da devam ediyor.

 

Enerji kaynaklarının kullanımında geniş çaplı israf (savurganlık) müşahade edilmektedir. Halbuki enerji kaynaklarımız sınırlıdır. Aslında İslam Dini, ayet ve hadislerle israfı yasaklamaktadır. İsraf etmeme, sadece fakirler için değil, zenginler için de söz konusudur. İslam Alimleri israf kavramını çok kapsamlı olarak ele alıp açıklamaktadırlar:

 

İsafın her çeşidi yasaklanmıştır. Kamu hizmetlerinde ve hayırlı işlerde ise, ne kadar sarfiyat yapılırsa yapılsın, israf sayılmamıştır. Enerji kaynaklarına çok muhtaç olan müslüman devletlerinin bir kısmı, maalesef, bu kaynakları israf etmektedir. Enerji kaynaklarının kullanımı, verimin arttırılması ve marjinal faydalar elde etme hedefinde, konuya bir de  israf etmeme emri açısından bakmak, herhalde yerinde olacaktır.

 

Zaman zaman Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan tasarruf tedbirleri veya tasarruf genelgeleri (5 Nisan 1994 tarihli Başbakanlık (Tansu Çiller) Genelgesi gibi).

 

Birçok devlette görülen (mesela son senelerde Arjantin’de) tasarruflu veya ölçülü ve tutumlu harcama emirleri, en açık-seçik faydasını Federal Almanya’da göstermiştir. İkinci Dünya Harbinden perişan ve sefil çıkan Almanlar, İktisat Bakanı (daha sonra Başbakan) Prof. Ludwig Erhard’ın kemer sıkma (Mass Halten) politikası sayesinde, zengin ve kalkınmış bir millet haline geldi.

 

Bir diğer israf konusu ise elektrik ve yaktı maddeleri gibi şeylerin israfıdır. Elektriği bol olan bir kimse genellikle, ‘nasılsa elektriğim boldur, bunu istediğim gibi kullanırım, bol bol israf yaparım’ der, fakat bu, doğru değildir.

 

Yukarıdaki maddede belirtilen ülke kaynakları içinde su her halde en başta gelir. Memleketimizde su kaynakları oldukça bol denebilir. Ancak bol olan su kaynaklarımızın, bilhassa tatlı su kaynaklarının, gerekli işlerde dökümü ve değerlendirilmesi yapılmıştır denilemez. Senelerdir, hatta asırlardır, gerekli düzeyde istifade edilmeden akıp giden ve denizlere dökülen Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan ve Kzılırmak nehirleri gibi. Güneydoğu Anadolu Bölgemizde içme ve sulama konusunda suya olan ihtiyaç senelerdir anlatılmaktadır. Halbuki suyu çok bol olan Fırat ve Dicle nehirleri de bu bölgede yer almaktadır.

 

 

Devletimizin bu su kaynaklarını, planlı bir kalkınmaya yönelik olarak kullanmadığı açıktır. Böylece bu anayasa hükmü tatbikatta tam manasıyla gerçekleşmiş olmuyor. Hatta bu anayasa hükmü olmasaydı dahi, tabi kaynakların ve bu arada suyun gerekli döküm ve değerlendirmesini yapmak aklın bir gereğidir. Son on- onbeş senedir Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kurulan barajlar, ve sulama kanalları yeni yeni işletilmeye başlanmıştır. Takdire değer bir hizmet olan bu çalışmalarda geç kalındığı bir gerçektir.

 

Hatta insanların, kalkınmak için değil, insanlık haysiyetine yaraşır bir hayat sürmeleri için de suya kavuşturulmaları gereklidir. Bırakın kalkınmayı, normal ve insanca bir hayat sürebilmek için gerekli sudan mahrum halen milyonlarca insanımız bulunuyor.

 

Bu satırın yazarı da bütün çocukluk ve gençlik yıllarında evinde ve mahallesinde su bulunmayan bir hayat sürmüştür. Aradan geçen en az kırk yıl sonra Güneydoğu Anadolu’da hala suyun kullanmaya bile yeterli olmaması ve temin edilememesi hazindir. Hazin olması yanında, Anayasanın ve hukukun emirlerini nazara almamak demektir.

 

 

Sonuç:

 

Bu konudaki yukarıdaki kısa açıklamamızdan sonra şu sonuçları çıkartabiliriz:

 

1-Temiz enerji asrımızda bulunmuş ve üzerinde yoğun bilimsel ve teknik çalışmalar yapılan bir alan ve ulaşılmış bir düzeydir.

 

Ulaşılan bu düzey, benimsenmemeli, bu konudaki çalışmalar desteklenmelidir.

 

2-Temiz enerji sadece teknolojinin bir yeniliği ve aşaması değil, aynı zamanda modern anayasa anlayışına da uygun ve insan haysiyetine yaraşır bir kaynak davranıştır.

 

Bu sebeple, hukukçular da temiz enerjinin ülkemizde yaygınlaşması için çaba sarf

etmelidirler.

 

3-Temiz enerjiyi kullanmak ve yaygınlaştırmak, 1982 Türk Anayasası açısından da bir gerekliliktir.

 

Bu sebeple, devlet organları (bilhassa yasama ve yürütme organları) temiz enerjinin kurulması ve yaygınlaşması için hukuksal destek vermelidirler.

 

                                                                           Prof. Dr. Servet ARMAĞAN

                                                                          

                                                                                     Haziran- 2002

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Önceki Sayfa |

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Önceki Sayfa |