20. yılında
İRAN İSLAM DEVRİMİNİN
PROBLEMLERİ ve BAZI DÜŞÜNCELER
Prof. Dr. Servet ARMAĞAN
Anayasa Hukuku Profesörü
(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)
1. GİRİŞ:
a- Önce bazı noktaların açıkça belirtilmesi icap eder: Tenkit etmek hem hak hem de vazifedir. Haktır, çünkü fikir açıklama hürriyetinin bir ortaya çıkış şeklidir. Bu tenkit herhangi bir tarzda yapılabilir. Vazifedir, çünkü böylece Müslümanlar diğerlerine doğru bir kanaati bildirmiş olmaktadırlar.
Ayette de (Mesela, Al-i İmrân, 104) belirtilen doğruyu söylemek, kötülükten sakındırmak, mü'minlerin bir vazifesidir.(1)
Bu noktaya biraz aşağıda yine temas edeceğiz.
b- İkinci olarak, tenkitler, dünyada devrim yapmış diğer devletler ve rejimler hakkında da söz konusu olabilir; yani sadece İran için tenkit yapılabilir, diğerleri kusursuzdur diye bir iddia olamaz. Ancak, İran İslam Devrimi, İran'da yapıldığı için İran'a has bazı özel tenkit sebepleri söylenebilir.
c- Yapılan tenkitler ve İran'daki İslam Devrimi'nin (2) muhtemel gelişmeleri ile ilgili olarak ileri sürülen fikirler, şahsi kanaatlerdir. Bunlar karşılıklı münakaşa edildikten sonra, belki de bazılarının, isabetsiz oldukları ortaya çıkacaktır.
d- Bu tenkitler, İran'da yerinde yapılmış müşahedelere dayanmaz. Daha çok gazete ve haber ajanslarının bize aktardıkları veriler ile, uzmanlık dalı olarak bildiklerimiz ve İslam Hukuku ile ilgili temel dayanaklarımızdır.
Yirminci yılını kutlayan İran İslam Devrimi, Müslüman devletler arasında büyük yankılar uyandırmış bir hadisedir. Batı devletleri nezdinde ise, bundan daha geniş çapta yankılara sebep olmuştur ve daha da olacaktır. 20. Asrın sonlarında ve hicri 1400. Yılda (1979) husule gelen bu önemli hadise ve devrim, acaba İslam Hukuku açısından olsun, sosyolojik zaviyeden olsun ne gibi güçlüklerle karşı karşıya bulunmaktadır?
Özellikle Şubat 2000 ayında yapılan İran Parlamentosu seçimleri vesilesiyle de İran Devrimi bir defa daha dünyanın dikkatini üzerine çekmiş bulunuyor. Binlerce batılı medya mensubu bu seçimleri takip etmek ve röportajlar yapmak için İran'a gelmiştir. Ve çoğu defa da, emperyalist emellere hizmet istikametinde yayın yaptıkları müşahede edilmiştir.
e- İran İslam Devrimi hakkında çok şey yazılmış ve söylenilmiştir. (3) Biz, burada elimizdeki verileri, bilgi ve tecrübelerimizin süzgecinden geçirerek, bazı düşüncelerimizi açıklayacağız.
II. PROBLEMLER:
Bu sorunun cevabını üç açıdan verebiliriz:
1. Halkın bünyesi bakımından:
Kanaatimizce bu konuda şunlar söylenebilir:
a) Bir defa sosyolojik olarak, çığır açan her hareketin muvaffak olabilmesi için, tatbik edileceği halk kitlesinin bu hareketin felsefesinin tam manasıyla benimseyen kimseler olması icap eder. Yani sadece İslam dinine ve hükümlerine aklı ile inanmak ve kalbi ile tasdik etmek kâfi değildir.
Devrim, bir hukuk düzeninin değişmesi ve yeni bir düzenin yerleştirilmesidir. Böyle bir yeni düzenin objesi olan halkın inanç ve kültür seviyesi, devriminin muvaffak olması bakımından çok önemlidir.Kısaca, İran halkının inancı yanında, kültürü ve İslam'ın yüce hükümlerini idrak etme seviyesi de önemlidir. Kanaatimce, okuma-yazma nispetlerinin düşük olduğu İran'da bu husus bir handikap husule getirmiştir.
b) Halkın içinden çıkıp da onları manevi açıdan yönlendiren kimseler ise, gerçi İslam'ın hükümlerinin halktan daha iyi bilirler, ama dünyadaki gelişmeleri ve uluslar arası münasebetleri takip eden kimseler olmaları da şarttır. Böylece İran'ın ve İran halkının dünyadaki insanlar içinde bir grup olduğu, onlarla müşterek bir atmosfer içinde yaşadığını, kısaca kapalı değil, dış dünyaya, açık açık bir rejim içinde yaşamak zorunda olduklarının bilincinde olmaları gerekir. (4)
Bu iki unsur, İslam devriminin İran'da köklü olarak yerleşmesi bakımından önemlidir.
2. İdareciler bakımından:
Kanaatimce, İran İslam Devrimi'nin güçlükleri konusunda idarecilerinin durumu da nazara alınmalıdır. Bu konuda şunlar söylenebilir:
a) İslam Hukuku bakımından idarecilerde iki husus nazara alınır: Salahat ve maharet. Salahat, İslam dinini her şeyden önce kendi nefislerinde tatbik etmeleri, dini emirleri ifa ve yasaklarından kaçınanları manasına gelir.
İkincisi ise, devlet idaresinde tecrübe ve beceri sahibi kimseler olmaları manasına gelir. Salahat dini bünyeli bir ıstılah iken, maharet, dini değil dünyevi bir tabirdir.
Halen tatbikatta, genellikle daha çok salahata dikkat edilmektedir, bu özellik aranmaktadır. Halbuki devlet işlerinde maharet, salahata tercih edilmelidir. Aksi halde İslam Hukuku'nun yüce idare prensipleri, sağlam şekilde tatbik edilemezler. Her ikisinin de, yani salahat ve maharetin bir kişide aynı anda bulunması ideal, yani arzu edilirse de, bu vasıftaki insanların sayıları azdır (5). Kanaatimce halen İran ve diğer Müslüman devletlerin, birinci derecede güçlük arz eden problemi budur.
Yoksa, bazı devletlerde ve bu arada İran'da yapıldığı gibi, Yasama Organı'na ve diğer devlet makamlarına "sadece" din alimlerini getirmek, yani salahatı tercih etmek, salih insanları, mahir insanlara tercih etmek, isabetli bir metot değildir. Günümüzün devlet idaresi, daha çok ihtisas isteyen bir mekanizmaya sahiptir. Din alimleri devletin bütün işlerinden anlar veya anlayabilir demek, 20. Asrın ve İslam dininin önemli bir prensibi olan ihtisasa hürmet ve istinat, yani işi ehline vermek. (Sure 4 Nisa, ayet:58) prensibine aykırı olur.
Bu ayet şöyle demektedir:
"Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehli (ve erba)ına vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmeylemenizi emreder. Allah bununla size, gerçek, ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah (sözlerinizi, hükümlerinizi) hakkıyla işitici, (bütün yaptıklarınızı) hakkıyla görücüdür."
Din adamlarının mahir oldukları sahalar yanında, teknik elemanların usta oldukları birçok sahalar da mevcuttur. Bu gerçek, devlet idaresinde daima göz önünde bulundurulmalıdır.
b) Hatıra gelen bir güçlük de, Müslüman devletlerde münevver ve idareci sınıfın daha çok batı kültürü ile yetişmiş kimseler olmasıdır. Genç yaşlarında, öğrenim için batıya gitmeleri, batı toplumunda gençliklerini geçirmeleri ve bu arada bir batı kültürü almaları, onlarda İslam kültürünün ileri yaşlarda sağlam şekilde alınmasına mani olmuştur.
Günümüzdeki Müslüman devlet idarecilerinin çoğu, isteyerek veya istemeyerek, batı kültürünün ruhu ile yetişmiş kimselerdir. Batı dünyasında tahsillerini tamamlayanlarda, batı kültürü derin izleri belki de, olgunluk yaşlarında, toplumu idare eden durumuna geldiklerinde daha açık-seçik müşahede edilebilir.(6)İşte böylesine bir kültür ile yetişmiş bir sınıfın, bir İslam Devleti'nde idareci olması, İslam kanunlarını layığı veçhile tatbik mecburiyetinde olması, her müslüman devleti, özellikle İran İslam Devrim idaresi için herhalde bir handikaptır. Zaten az gelişmiş devletlerin başta gelen büyük eksikliklerden birisi, personel yetersizliğidir.
Diğer taraftan, batı dünyasının müslümanlar üzerinde iktidarını devam ettirmesi, herhalde kültür hakimiyeti sayesinde mümkün olabilir ve olabilmektedir. Kültür ise, çeşitli öğretim kademelerinde alındığından ve devam ettiğinden, İran İslam Devrimi'nin, aşması gereken büyük bir engel, idareci sınıfın, daha çok batı kültürü ile yetişmiş kimseler olmasının sebep olduğu problemlerdir. Belirtelim ki, bu durum, farklı derecelerde de olsa, diğer müslüman devletlerde de söz konusudur.
3. Menfaat gruplarının reaksiyonu:
a) İran İslam Devrimi'nin başarısı, devrim yapılan diğer herhangi bir ülkede olduğu gibi, menfaat gruplarının işlerine gelmeyecektir. Kısa yoldan zengin olmak isteyenler, diğer bütün rejimlerde olduğu gibi, İran İslam Devrimi'nde de rahatsız olacak ve de rahatsız etmeye çalışacaklardır ve çalışmaktadırlar.
Çünkü İslam Hukuku vurguncuya fırsat tanımaz, haksız zenginleşmeyi tecviz etmez vb. Bu hususta, çeşitli sistem ve müesseselerle hukuka uygun, modern bir düzen kurmak için gayret gösterilmiştir. İslam dininin huzurlu bir toplum kurma hedefi böylece gerçekleşmiş olacaktır. İran'daki çeşitli menfaat grupları, İran İslam Devrimi kendi menfaatlerine dokunduğu nispette, ona karşı çıkmaya çalışacaklardır ve çalışmaktadırlar.(7)
b) Menfaat çevreleri sadece İran'ın içinde değil, dışında da olabilir. Dünyada insanlar, sadece kendi başlarına yaşayamazlar. Devletler içindeki çeşitli şirketler ve şahıslar dünyadaki diğer benzerleri ile temas halindedir. Bu sebeple, İran'daki İslam Devrimi neticesi menfaatleri zedelenen dış mihraklar da, devrim aleyhine geçebilirler.
Nitekim, çeşitli haberlere ve bizim de müşahedelerimize göre, İran İslam Devrimi ilk günden beri, menfaat gruplarının gerek pasif ve gerekse aktif direnişi ile karşı karşıya gelmiştir. Menfaat gruplarının dış dünyadaki temsilcileri, hem meşru olmayan menfaatlerini korumak için, hem de anti İslam zihniyetler neticesi olarak İran Devrimi'ne karşı çıkacaklardır ve çıkıyorlar. Çünkü, İran İslam Devrimi, bir taraftan İslami hükümleri devlet idaresinde tatbik ederek haksız zenginleşmelere karşı çıkarken ve insanca bir düzen kurmaya çalışırken diğer taraftan da İran sosyal hayatında İslam havasını tesis ve yaymaya çalışacaktır ve çalışmaktadır.
Belirtelim ki, iyi müslümanların, yani ibadetlerini yapan ve İslam'ın hükümlerini nispeten kendi nefislerinde tatbik eden müslümanların içinde bile, menfaatine aşırı düşkün, haris ve hasis kimseler bulunabilir ve vardır.
III. PROBLEMLERİN ÇARELERİ:
Bu problemlerin çarelerini İslam Dininin hükümlerinde aramak icap eder. İran İslam Devrimi'nin problemlerine çare aradığımıza göre, İslamiyet’e müracaat etmemiz herhalde mâkul bir çıkar yol olacaktır.
Kanaatimizce yukarıdan beri sıraladığımız ve İran İslam Devrimi'nin güçlükleri olarak belirttiğimiz problemlerin çareleri olarak şu noktaları belirtebiliriz:
a) Her şeyden evvel, zaman mefhumunu nazara almak icap eder. Yani İran İslam Devrimi sabırlı olmalıdır. Toplumdaki hukuki ve kültürel düzen bugünden yarına ve kolayca değişmez. Senelerin alışkanlıkları birdenbire kaldırılamaz. En büyük devrim olarak kabul edilen ve bundan 14 hicri asır evvel beşeriyete şeref veren İslam Devrimi de "tedricilik" prensibine uyularak realize edilebilmiştir. Çünkü bu metot, insan fıtratına uygun bir metoddur.
b) İdareci sınıfın, sağlam İslam kültürü ile yetişmeleri için, kültürel müesseseler kurmak icap eder. Zamanla, yeni yetişen kimseler nöbeti devralacak, böylece bir müddet sonra, maharet ve salahat sahibi kimseler İran İslam Devrimi'nin idarecisi olacaktır.
c) Halkın eğitilmesi daha uzun zaman alır. Bir taraftan her öğretim derecesine İslam dini ve kültürü dersleri konularak, diğer taraftan da radyo ve televizyon gibi kitle haberleşme vasıtaları (Massenmedien) yoluyla halk eğitilmeye çalışmalıdır. Burada da tedrici metoda riayet şarttır.
d) Menfaat gruplarının ıslahı ise oldukça zordur. İnsanı sadece kendi menfaatini değil de, İslâm’ın veya müslümanların menfaatini düşünmeye alıştırmak ve zorlamak kolayca ve çabucak başarılacak bir problem ve faaliyet değildir.
Bu konuda herhalde kitle halinde idam ve ağır cezalar ile cezalandırma yoluna gidilmemelidir. Çünkü "medenilere galebe ikna iledir, icbar ile değildir."(8)
"İnsanları, kanunları imtisale sevk eden, mehazlarındaki kudsiyyettir."(9) Hükümet işlemleri de vatandaşlar nezdinde itimat kazandırıcı istikamette olmalıdır.(10)
e) Serbest müzakere ve münakaşa ortamının açılması icap eder. İran İslam Devrimi, üzerinde serbest tartışma imkanının verilmesi ile zamanla olgunlaşacak, hatalar düzeltilecek ve sağlam temeller üzerine oturabilecektir. Tabii buradaki tartışma ve tenkitten maksat, İslam içinde ve İslam için yapılan tenkitlerdir. Yoksa İslam dışı niyetlerle ve İslam'ın gayrı hedefler için yapılan iftira ve tezvir değildir. İslam dini, devlet idaresini tenkide geniş yer vermiştir.(11) Hatta tenkit etmek vatandaşların hakkı ve vazifesi, bu tenkitleri dinlemek ise idarecilerin vazifesidir. Bu hususta şu ayetler gösterilebilir.(12)
Aşağıda vereceğimiz ayetler doğruyu tavsiye ve kötülükten sakındırma ile ilgilidir. Denilebilir ki, Müslümanlar kanaatlerini açıklarken, ya insanlara doğruyu tavsiye edeceklerdir ya da onları kötülükten sakındırmaları gerekir. Bir diğer deyişle, bu iki hususu ihtiva etmeyen fikirlerin açıklanması (tenkit, tavsiye vb) kabul edilemez. Anlaşılacağı üzere burada aynı zamanda bu hürriyetin sınırları söz konusudur.(13)Bu husustaki ayetler şunlardır:
"Andolsun asra ki, muhakkak insan kat'i bir ziyandadır. Ancak iman edenlerle güzel güzel amel (ve hareket)lerde bulunanlar, bir de birbirine hakkı tavsiye edenler böyle değil (onlar ziyandan müstesnadır)" (el-Asr, ayet:1-3)
"Mü'min erkekler de mü'min kadınlar da birbirinin velileri (dostları ve yardımcıları)dır. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, onları kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar zekâtı verirler. Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte bunlar, Allah onları rahmeti ile yargılayacaktır. Çünkü azizdir (va'd ve vaidini yerine getirmekten hiçbir şey onu acze düşüremez) hakimdir (her şeyi yerinde hikmetle yapandır)." (Tevbe suresi, ayet: 71)
"Sizden öyle bir cemaat bulunmalıdır ki (onlar herkesi) hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten vazgeçirmeye çalışsınlar. İşte onlar muradına erenlerin tâ kendisidir." (Al-i İmrân suresi, ayet: 104)
Bu iki hususu te'yit eden bir diğer ayet de el-Mü'minin Suresi'ndedir, ayet:
3. Bu ayete göre:
"(Öyle mü'minler) ki onlar boş (lakırdılardan) ve faydasız şeylerden Yüz çeviricidirler."
Burada anlaşılacağı üzere, mü'minlerin bir vasfı sayılmaktadır; doğruyu tavsiye etmeyen, kötülüklerden de sakındırmayan boş lakırdılar tecviz edilmiyor, bu kabil faaliyetler fikir açıklama hürriyetinin muhtevasını teşkil edemezler.(14)
Yine aynı mevzuda olmak üzere şu ayet zikredilebilir:
"Bunlar yalan yanlış boş sözler işittiklerinde savuşup giderler, ondan yüz çevirirler." (Kasas suresi, ayet: 55)
Dinin nasihat olduğu şeklindeki ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadisinin ve İslam hadisinin ve İslam dininin büyük yeri vardır diye sorulduğunda ise şöyle cevap vermiştir:
"Allah'a, kitabına, resulüne, Müslümanların imamlarına." Başka bir rivayette de bir sahabe (r.a.): "Her müslüman nasihatte bulunmak üzere beyat eyledim" demiştir.(15)
İşte bu şekilde fikirler serbestçe açıklandıkça, İran İslam Devrimi'nin temelleri sağlam olarak devam edebilir. Zaten İslam'ın ilk zuhuru devrinde olsun, daha sonraki devirlerde olsun, bunun birçok örneklerini bulmak mümkündür.
NETİCE
a) İran İslam Devrimi sosyal bir hadisedir. Bir müslüman toplumda vukua gelen bu hadisenin, diğer sosyal hadiseler gibi, elbette ki problemleri olacaktır. Bu problemler hadisenin bünyesinden husule gelip geldiği gibi, o toplumun bünyesinden de ortaya çıkabilir. Ayrıca İran, dünyadaki devletlerinden biri ve İran halkı da dünyadaki bir millet olduğu için, dünyadaki dış tesirlerden kendisini kurtaramaz.(16) Zaten insanlara tesir eden kültür, menfaat vb. gibi çok çeşitli faktörler vardır.
b) Diğer taraftan, İran İslam Devrimi birdenbire ortaya çıkmış bir hadise de değildir. Yerleşmesi de aynı şekilde bugünden yarına beklenmemelidir. İnsanlara tatbik edilen bir "Devrim" olduğundan bu devrim tatbik edilirken o toplumun bünyesi ve insanların fıtratları da nazara alınmalıdır.
c) İnsanlara tatbik etmek istediğimiz, hükümler İslam hükümleridir. Yani doğru, hak olarak kabul ettiğimiz hükümlerdir, ancak bu doğruyu, doğru metotlar ile tatbik etmek de icap eder. Maksadımız veya hedefimiz hak olduğu gibi, metodumuz da hak olmalıdır. Bu esas, İslam'ın bir prensibidir. (17)
Bu açıdan bakıldığı zaman, İran İslam Devrimi'nin problemlerinin çareleri de
yine İslam dininin içinde aranmalıdır.
d) Devrim'den bugüne kadar süre içinde, 20 yılda, ilk defa 25 milyon seçmen 26 Şubat 2000 yapılan seçimlerde oy kullanmıştır. Ayrıca 23 Mayıs 1997'de Hatemi'yi Cumhurbaşkanı seçen kadın-erkek İranlılar, içeride demokrasi, dışarıda ise barış istediklerini ifade etmiş oldular. 8 yıl devam eden İran-Irak savaşı ve kapalı toplum zihniyeti artık arzu edilmiyor.
e) 2000 yılı Şubat ayı içinde yapılan Parlamento seçimlerinin neticelerini yukarıda söylediklerimizin ışığında değerlendirirsek şu noktaları tespit edebiliriz:
1- Bu seçimlerde, yerleşmiş deyimle, yenilikçiler veya reform taraftarları büyük bir zafer kazanmıştır. Yine yerleşmiş tabir ile, mollalar ve gelenekçi kesim ise hizmete uğramıştır. Bu netice bekleniyordu zaten.
2- Bu netice gösterdi ki, sadece İslam Devrimi yapılmakla, her şeyin bugünden yarına düzeleceği veya değişeceğini beklemek hatalı olur. Dünya devletleri arasında bir yeri olan İran ve İran idarecileri 21. Yüzyılın dünyasındaki dengeleri göz önünde tutmalıdırlar. Özellikle, İran üzerinde daima, menfaat çekişmelerinin devam ettiği uluslar arası şirketlerin, İran'a ve Dünya politikasına tesirleri hesaba katılmalıdır. Bu, bütün dünya için geçerlidir.
3- Asrımızda, bir İslam devletinin kendini dünya devletlerinden tecrit ederek yaşaması ne mümkündür ve ne de gereklidir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.)'in tatbikatı nazara alınmalıdır. Bilhassa Hıristiyan ve Yahudiler ile olan temaslarında takip ettiği yol rehberleri olmalıdır.
4- Bir İslam devletinin ve bu arada İran'ın, idaresinin sadece din adamlarından meydana gelen insanların elinde olması ve devam etmesi, faydadan çok zarar getirir. Bir adamlarının bildikleri çok şeyler vardır, ama bilmedikleri de çok şeyler vardır ve olacaktır. Asrımız ihtisas asrıdır, dünyaya geleceği bir Şura Meclisi ile ancak, hem İslam'a ve hem de modern dünyanın gerekleri bir arada ahenkli olarak telif edilebilir.
5- İran Parlamento'su seçimlerinde reform taraftarları büyük zafer kazandılar, ama Parlamentonun alacağı kararların kontrol ve tasdiki hâlâ din adamlarının meydana getirdiği bir Komisyonun elindedir. Bu sebeple, kısa bir zamanda büyük değişiklikler beklenmemelidir.
(1) Bkz. Servet ARMAĞAN, İslâm Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, 3.b. 1992. Ankara, Diyanet İşl. Bşk. Y. Sh.117 vd. bilhassa 123 vd.
(2) Devrimden sonra ilan edilen İran İslam Cumhuriyeti Anayasası'nın, Farsça orijinal metinden tercümesini Prof. Dr. Hüseyin Hatemi yapmıştır: İstanbul, 1980, ‚ağrı Yay. İran İslam Cumhuriyeti Ayetullah Humeyni tarafından 1 Nisan 1979 günü ilan edilmiştir. Daha önce Şah idaresine karşı zaman zaman ayaklanmalar görülmüş, 11 Şubat 1979 günü darba yapılarak askerler idareye el koymuştur. Bu konularda kaynak çoktur. Bilhassa şu esere bkz. Turgut Tülümen (T.C. Tahram Büyükelçisi), İran Devrimi Hatıraları, İst., 1998, 1.b. Boğaziçi yay. Sh.58,79.
(3) Aynı şekilde İran İslam Devrimi'ne yol açan sebepler üzerinde de durmuyoruz. Bu konuda çok şeyler yazılmıştır. Artık üzerinden 20 yıl geçen bir devrimin sebepleri hakkında açıklamalar yapmak bu araştırmanın sahasına girmez. Sadece, devrimden önce ve sonra 2 yıl Tahran'da T.C.'nin büyükelçisi olan bir kimsenin tespitleri bizce önemlidir. Aşağıda büyükelçi Turgut Tülümen'e göre, İran İslam Devrimi'nin sebepleri şunlardır. (Sebepler arasında ekonomik sebeplere dikkat ediniz. Sh. 230-231). Daha sonraki sayfalarda ise bu sebeplerin açıklamaları vardır. Tülümen şöyle diyor:"Bu konuda değişik yorumlar yapılmaktadır. Her yorumcunun kendine göre haklı olduğu taraflar vardır. Ben yaşadığım olayları ve yerinde duyduklarımı bu kitapta toplamaya çalıştım. Bunu yaparken ihtilali tek bir nedene bağlamanın mümkün olmadığını gördüm. Pek çok unsurun, kritik bir dönemde birbirini etkileyerek, İran'ı ihtilale sürüklediği sonucuna vardım. Bunlar şöylece özetlenebilir:
I- İran'da dinin her zaman önemli bir rol oynaması, Şiiliğin özellikleri ve buna bağlı olarak taklit müessesi,
II- Batılılaşmaya özenen Pehlevi Hanedanı'nın, laiklik ilkesine başvurmadan bunu uygulamaya kalkışması,
III- Petrol fiyatlarındaki ani yükselişin yarattığı büyük alım gücünden halkın kendine düşen payı alamaması,
IV- Ülkeyi saran yolsuzlukların Şah ailesine kadar uzanması,
V- Tarımın ihmal edilmesi nedeniyle köylerden kentlere göç ve bunun yarattığı işsizlik.
VI- Petrol krizinin dünya ekonomisinde yarattığı sarsıntıyı düzeltmeye çalışan Batı'nın, cari denge açığını kapatma çabası içinde, İran'ı sömürdüğü izlenimini vermesi,
VII- ABD'nin İran'daki askeri varlığından çok rahatsız olan Sovyetler Birliği'nin ihtilâl hareketini gizlice desteklemesi.
(4) İran'da devlet başkanlığına Hâtemi'nin seçildiği 1997 yılından beri bu tabirler daha sık kullanılır olmuştur. Açık rejim lehinde eğitim kuvvetlenmiştir. Bkz. Ruhullah K. Ramazani, İran'ın Tecrit'i Kırma Girişimi, 23 Mart 1999, Zaman, sh.8.
(5) Bkz. Said Nursi, İstanbul, 1994, 2. b, sh.17: "İşte şimdi salahat ve mahareti, tabir-i aharla fazileti ve hamiyeti, nur-u kalp ve nur-u fikri cem' edenler, vezaife kifayet etmezler. Öyle ise, ya maharettir veya salahattir. Sanatta maharet ise müreccahtır."
(6) İran'da Fransız kültürü, aydınlar ve idareci sınıf üzerinde eskiden beri tesirlidir. Fransa, İranlı siyasi suçluların da sığırıma yeri olmuştur.
Mesela: Ayetullah Humeyni, 1979 devriminden önceki senelerde Fransa'da yaşamıştır. Devrim olunca da, Paris'teki ikametgâhından doğruca Tahran'a gelmiştir. Devrimden sonra, İran Cumhurbaşkanı Beni Sadr Fransa'ya sığındı. Halkın Mücahitleri Lideri Mesut Recavi ve diğer rejim muhaliflerinin Fransa'da serbestçe dolaşmalarına izin verildi. 1980'de, Şah'ın son Başkanı da, Şabbur Bahtiyar, Fransa'ya sığınmıştı ve orada bir suikast neticesi öldürüldü. İranlı okumuş sınıf, genellikle Fransa'da öğrenim görmüştür.
(Bkz. Eric Rouleau, Fransa'nın Ankara Eski Büyükelçisi, Batıya Açılan İran, 23/3/1999, Zaman, sh.8)
Bu konuda ayrıca bkz. Tülümen, op.cit. Tülümen. Ayetullah Humeyni'nin de sürgüne gönderilirken Necep'den doğrudan doğruya Paris'e gönderildiğini yazıyor (sh.31).
(7) Bilindiği gibi İran, petrol yatakları zengin bir devlettir. Petrole dayalı bir ekonomisi olan İran üzerinde gerek içerideki ve gerekse dış dünyadaki devletler ve kuruluşların bu zenginlik sebebiyle İran üzerinde hakimiyetlerini devam ettirme gayretleri görülmüştür. İran İslam Devrimi'nden önce bu durum değişmemiş, hatta entrikalarla devam etmiştir diyebiliriz. Bkz. Tülümen, 24 vd, 26,105,230 vd.
(8) Nursi, Said, Divan-ı Harb-i Örfi, İst, 19 sh. 20; Hutbe-i Şamiyei 88,96.
(9) Nursi, Said, Mektubat (Hakikat Çekirdekleri), İst, 1980.
(10) Maalesef İslam Dinini bu husustaki kaidelerine pek dikkat edilmemiştir. Çünkü İslam devriminden önce vukua gelen çatışmalarda bilhassa Lale Meydanı katliamında 500'den fazla genç insan öldürülmüştür. Hatta resmi ağızlardan nakledilenlere göre, İslam devrimi vukua gelinceye kadar 5000 insan öldürülmüştür (Bkz. Tülümen, sh. 17)
Devrimden sonra aynı tip uygulamalar devam etmiştir. Büyük çapta tevkifler görülmüş, eski idarenin yakınları, bilhassa Rıza Şah'ın yakınları ölüme mahkum edilmiş, hatta bir saatlik muhakemeden sonra idama mahkum edilenler bile görülmüştür. (İbid, 72). Dışişleri Bakanı Halabatbari de bunlar arasındadır. Hatta İslam Devrim Konseyi üyesi Ayetullah Murteza Mutahhari de bir suikast neticesi öldürülmüştür. (İbid, sh. 80. Bilhassa bkz. Sh.84)
Diğer taraftan devrimden sonra bazı kimselerin bankalara hücum ettikleri, kasalan dinamitle açarak içindekileri yollara döktükleri vb. görülmüştür. (İbid, sh. 33-34)Devrimden önce Türk Büyükelçiliğine saldırı ve binayı ateşe verme (sh. 40), sonra ise Amerikan Büyükelçiliğine saldırı ve bazı görevlileri rehin almalar, (sh. 73, 110), diplomatik muafiyeti olanlara yapılmış ve hukuka yakın bir başka örnektir.
(11) Bkz. Armağan, sh. 119, 121, vd. bilhassa 132 vd.
(12) İbid, 117-8.
(13) Bkz. İbid, 132 vd.
(14) Bkz. Armağan, İbid, 128 vd.
(15) Bkz. Ebu Davud, Edeb, 59, Nesâ-i Bey'at, 22; Tirmizi, Birr ve Sıla, 17; Darimi Rikak.
(16) Batılı devletler, özellikler ABD, tarafından İran'a uygulanan ambargo ve "çift tecrid" politikasının, yanlış ve başarısız olduğu, son senelerde uzmanlarca daha açık telaffuz edilmeye başlanmıştır. (Mesela bkz. Rouleau ve Ramazani, op.cit.)
(17) Bkz. Said Nursi, Muhakemat, İst, 1980, sh.32.
|