İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 22/12/2006 - İslam Ortak Pazarı

İSLÂM ORTAK PAZARI

 

I- İSLÂM ORTAK PAZARI YOLUNDA ADIMLAR

Yaklaşık çeyrek asırdır İslâm Ortak Pazarı'ndan bahsediliyor. Gerek politikacıların bir kısmı ve gerekse, çeşitli sahalarda mütehassıs olan ilim adamları, İslâm Ortak Pazarı'nın, Müslüman devletlerine getireceği faydayı dile getiriyorlar. Ve aynı zamanda İslâm Ortak Pazarı'nın kurulması için temennilerini ifade ediyorlar.

 

Şüphesiz bu yoldaki beyanlar, iyi niyetle söylenmektedir. En azından bu şekilde kabul etmek gerekir. Biz de burada, İslâm ekonomisi ile ilgili tarafları açısından bu mevzua ait müşahede ve düşüncelerimizi arzedeceğiz.

 

1- Hıristiyanların adımları

Evvelâ belirtelim ki, İslâm Ortak Pazarı, Avrupa Ortak Pazarı'nın kurulması ve işlemeye başlaması ile, Müslümanlar tarafından daha hararetle konuşulmaya başlanmıştır. Çünkü, bir taraftan, Avrupa Ortak Pazarı, kendi üyeleri arasındaki takbikatında muvaffak olmuş, üyelerine iktisadi faydalar sağlamıştır. Bu açık bir şekilde görülüyor, hissediliyor. İkincisi ise Avrupa Ortak Pazarı, Hristiyan devletlerin kurdukları bir teşkilâttır. Ve hatta nihaî hedefi Avrupa'nın birliği, yani Hıristiyan Avrupa'nın birliğidir. Avrupa'nın Ortak Pazar devletleri dışında kalan devletleri "Doğu Bloku"na dahil devletlerdir. Ve aralarında COMECON adlı iktisadî bir birlik tesis etmişlerdir. Bu sebeple, Avrupa Ortak Pazarı denilince, Hristiyan Avrupa devletleri akla geliyor ve öyledir.

 

Nitekim bu hedefler büyük ölçüde gerçekleşmiştir:Yani ortak pazar yerini “Avrupa Birliği” teşkilatına bıraktı. Avrupa Birliği içinde halen 25 hristiyan devleti üye olarak bulunuyor. Bazı devletler de üye olmak için adaylar. Komünist blokun vaktiyle kurduğu Comecon ise artık yaşamıyor.

 

Zaten Avrupa Konseyi ve Ortak Pazarı'nın fikir babalarının da nihaî hedeflerinin Avrupa Hristiyan Birliği olduğu yazılan ilmî eserlerde ifade edilmektedir.[1]

 

2- Müslümanların adımları:

Avrupa Ortak Pazarı'nın kurulması, muvaffak olması ve hatta Türkiye ve Fas gibi Müslüman devletlerin de üye olmak için başvurmaları, Müslüman dünyasında da, benzer bir teşkilâtın kurulması düşüncelerinin işlenmesini hızlandırmıştır. Şehit edilen eski Somali Devlet Başkanı Mâlik Osman, yine şehit edilen Suudi Arabistan Kralı Faysal bu fikrin, siyasî plandaki öncüleri sayılabilir. Ayrıca fikir adamları da bu konuda değerli gayretler göstermişler[2] ve nihayet, İslâm Konferansı Teşkilatı (Organization of the İslâmic Conference) kurulmuştur. Bu teşkilat kurulduktan sonra, buna bağlı olarak birçok diğer teşkilatlar da kurulmuş ve işlemeye başlamıştır[3]. Ve hâlâ, yeni yeni bazı teşkilâtlar kurulmakta, müslüman dünyasının devletlerini ve insanlarını siyasî ve iktisadî planda bir araya getirmek için gayret edilmektedir.

 

Görülüyor ki, aynen Avrupa'da evvelâ Avrupa Konseyi'nin, daha sonra da Avrupa Ortak Pazarı'nın ve diğer yan kuruluşların kurulması gibi İslâm dünyasında benzer gayretler görülmüştür.

 

Aradaki bu müşabehet, aklın yolu birdir düsturu ile izah edilebildiği gibi, Avrupa'da muvaffak olmuş bir gayretin imtisal edilmesi şeklinde de izah edilebilir.

 

3- İslâm Ortak Pazarı yolundaki adımlar:

İslâm Ortak Pazarı'nı hazırlayan faktörler ve hazırlık çalışmalarının genel manzarasına böylece temas ettikten sonra, şimdi de bizzat İslâm Ortak Pazarı'nın ön karakolları hüviyetinde olan çalışmaların bazılarına dikkati çekelim.

 

İslâm Ortak Pazarı büyük bir ideal, büyük bir organizasyondur. Elbetteki böylesine büyük bir kuruluşun birdenbire ortaya çıkması düşünülemez. Daha önce onu hazırlayan yan kuruluşların ve ilk adımların da atılmış olması iktiza eder. İslâm Dünyasındaki bir İslâm Ortak Pazarı'nın kurulmasını hazırlayıcı rolleri bulunan bazı adımlar atılmıştır. Atılmış bu adımlar şunlardır:

 

a- İslâm Kalkınma Bankası

1977 yılından itibaren faaliyete geçmiş bulunan bu teşkilâttır. İslâm Ortak Pazarı'nın tahakkukunda lider rol oynayan bir kuruluştur. Defalarca ve çeşitli münasebetlerle bu kuruluştan bahsettik. Yine ve ayrıca ele alınabilir.

 

b- İslâm Dinarı

İslâm Kalkınma Bankası aldığı bir karar ile, Müslüman devletler arasında, istikbalde tedavül edecek bir para birimi kabul etmiştir. Bu paranın ismi İslâm Dinarı'dır. Ve değeri yaklaşık 1.2 Amerikan doları'dır.

 

Ancak bu para, henüz fizik olarak mevcut değildir. Sadece kâğıt üzerinde vardır ve İslâm Kalkınma Bankası'nın kredilerinde ve hesaplarında bir birimi olarak işlem görmektedir.

 

c- Takas Ticareti-Takas Odaları

Henüz kurulmamış olmakla beraber, kararı alınan ve üzerinde çalışmalar yapılan, ilmî ve siyasî toplantılar yapılan bir adım da counter trade (takas ticareti) ve clearings rooms (takas odaları)'dır. Bu adımdan maksat, İslâm devletleri arasındaki ticarette, her ticarî faaliyette paranın kullanılması yerine, alacak ve borçların takas edilmesi suretiyle, işlemleri azaltılmaktadır.

 

II- İSLÂM ORTAK PAZARI VE BAZI MÜŞAHEDELER

İslâm Ortak Pazarı'nın hazırlık safhası ve bu safhada alınan tedbirlere dikkatleri çektik. Şimdi de, bugünkü İslâm dünyasında ortak pazar kurulmasının pratik tarafı ile ilgili bazı tesbit ve müşahedelerimizi arzedeceğiz.

 

1- Siyasî iktidarlar-istikrarsızlıklar:

İslâm devletleri arasında İslâm Ortak Pazarı'ndan bahsedince, mutlaka, İslâm devletlerinin siyasî durumlarına temas etmek icab eder. Çünkü İslâm Ortak Pazarı kararını alacak ve tatbik edecek, İslâm devletleridir, onların siyasî rejimleridir.

 

İslâm Ortak Pazarı'nın, Avrupa Ortak Pazarı ve tesisine tekaddüm eden safhasında Avrupa'da gördüğümüz homojen (hemcins) manzara yoktur. Yani, Avrupa Ortak Pazarı'nı teşkil eden devletlerin siyasî iktidarlar ve siyaset adamları, birbirlerinin hemen hemen aynı veya benzeridir. Halbuki İslâm devletlerindeki siyasi manzarada aynı derecede kuvvetli bir ahenk görülmüyor. Sadece İran ve Irak'ın harbetmesi veya Irak'ı karşı bazı müslüman devletlerin Körfez krizi sebebiyle savaşması değil, Arap devletleri içinde olsun, Arap olmayanlar ile Arap devletleri arasındaki münasebetlerde de olsun, İslâm'a layık ve İslâm'ın iktiza ettiği kardeşlik münasebetleri görülmüyor.

 

İslâm devletleri liderleri her şeyden önce aralarında bu kabil bir İslâmî münasebetin gerekliliğine inanmalı ve bunu fiilen yaşamalıdırlar.

 

2- Gelir seviyelerindeki derin farklar:

İşaret edilmesi icab eden bir diğer nokta da, İslâm devletlerinin ekonomik vaziyetleri arasında, bazen uçurumların buluduğudur. Meselâ kişi başına düşen saf gelir (per capita income) Bangladeş gibi devletlerde 100 Amerikan doları iken, Birleşik Arap Emirlikleri'nde 22.000 dolardan fazladır.

 

Zengin olan İslâm devletleri genellikle petrol ihraç eden Müslüman devletlerdir. Diğerleri ise, genellikle dış yardımlara kendini muhtaç bilen ve ekonomisini dış yardımlara dayamış Müslüman devletlerdir.

 

Tabii gelir seviyeleri arasında bu kadar derin farklar bulunan devletlerin ortak bir iktisadi politikayı takip ve realize etmeleri pek beklenemez. Çünkü, böyle bir ortak iktisadî faaliyet daha çok, zengin Müslüman devletlerin, fakir, hem de çok fakir devletlerin iktisadî faaliyetlerini finanse etmeleri manasına gelir.

 

Avrupa Ortak Pazar devletlerini teşkil eden üye devletlerin iktisadî durumlarında ise o kadar derin farklar görülmüyor. Bir zamanlar, iktisadî durumu nisbeten zayıf olanları İtalya veya Fransa kabul edilebilirdi, ama her ikisi de dünyanın en gelişmiş sanayi devletlerinden sayılıyorlardı. Bu sebeple ortak pazar gereği, aralarındaki gümrük duvarlarını kaldırmaları, bir üye devlete büyük bir zarar ve ekonomik yıkım teşkil etmiyor.

 

İslâm devletleri arasında ise durum farklı: Açlık tehlikesini gidermek için çırpınan Sudan ve Bangladeş ile, onlara devamlı olarak yardım etme kabiliyetindeki, zengin İslâm devletleri arasında çok büyük ekonomik uçurumlar söz konusudur. Aşağıda İslâm devletlerindeki az gelişmişlik veya geri kalmışlık ve bunların sebepleri ile giderilme çarelerine temas edeceğiz (sh. 126 vd.)

 

Binaenaleyh, İslâm Ortak Pazarı kurulurken bu noktanın dikkatten uzak tutulması, bizleri büyük hatalara sürükler. Bir diğer ifade ile, Müslüman devletler arasında, bugünkü Avrupa devletlerinin aralarında mevcut ortak pazara benzer bir tatbikatın başlatılması, sadece zengin devletlerin fakir devletlere yardım ve onları iktisaden desteklemelerinden ibaret bir faaliyeti netice verir.

 

3- Dünya kalitelerine yakınlık, uygunluk

Temas edilmesi icab eden bir diğer nokta da şudur: Müslüman devletlerin, ihtiyaçlarını gayrimüslim devletlerden değil, ancak ve sadece diğer bir müslüman devletten ithalât yaparak gidermesi, çok defa maliyetler ve dünya standartlarına uygun mal ve hizmet üretmekle mümkün olur. Çünkü, ihtiyaç duyulan mal ve hizmet bir başka gayrimüslim devlet tarafından daha iyi, kaliteli ve daha ucuz üretiliyorsa, artık müslüman devletin ihtiyacını diğer müslüman devletten gidermesi pek düşünülemez.

 

Kastettiğimiz, ağır sanayi veya elektronik sanayiinin üretimi değil, kumaş, gıda maddeleri ve basit ev malzemeleri gibi maddelerdir. Teknolojide ilerlemiş devletlerin bu maddeleri üretmeleri, dünya piyasalarına sürmeleri ve ucuza mal edip, diğer Müslüman devletlerin imalâtından daha düşük fiyat istemeleri, Müslüman devletlerin ihtiyaçlarını ancak ve sadece birbirlerinden gidermeleri arzusunu kırıyor, başarısızlığa uğratıyor.

 

4- Ticaretin vefa ve sadakate uygunluğu

Bir son nokta da, ticarî hayatta aranılan ve gerekli olan, vefakâr ve sadakatli davranışlardır. Mal ve hizmetler ne kadar iyi kalite olursa olsun ve hatta gayrimüslim devletlerinkine nazaran düşük fiyatta da olsa, sadakatli ve vefalı bir ticarî faaliyet ile piyasaya sürülmüyorsa, yine İslâm Devletlerarası Ortak Pazar fikrini ve tatbikatını akamete uğratabilir.

 

Burada gayrimüslim devletlerin, Japonya ve Almanya gibi, ticarî hayatta, adetâ İslâm'ın istediği sadakat ve vefayı, Müslüman devletlerin ticarî hayattaki tatbikatından daha fazla gösterdiklerine işaret etmek istiyoruz.

 

Bu nokta belki de yukarıdaki bütün hususlardan önce nazara alınması icab eden bir faktördür.

 

Biz bu hususları saymakla Müslüman devletler arasında ortak pazar kurulamaz neticesine varmak istemiyoruz. Sadece müşahedelerimizi belirtiyor ve hayırlı bir teşebbüs olan Müslüman Devletlerarası Ortak Pazar faaliyetinin akamete uğramaması için, düşüncelerimizi arzediyoruz.

 

III-İSLAM ORTAK PAZARI VE BAZI GEREKLER

İslam Ortak Pazarı Niçin gereklidir? Böyle bir soru ortaya atarak İslam Ortak Pazarı düşüncesinin iyice anlaşılmasını sağlamak istiyoruz.Yani İslam Ortak Pazarının  kurulmasını gerektiren faktörler nelerdir sorusuna cevap arayacağız.

 

Yukarıdan beri,kitabımızın değişik yerlerinde,”mülkiyet hakkı”,”çalışma hakkı” ve “çalışma ve kazanma hürriyetleri” ile dolaylı olarak ilgili ve onların bir uzantısı olan bir konu da müslümanlar arası”İslam  Ortak Pazarı”dır.Aşağıda bu konudaki düşüncelerimizi sunacağız:

 

20 asırda Müslümanların  başta İngiliz olmak üzere, Fransız, Hollanda, İtalya, Rus vd. sömürge idarelerinden kurtulmalarına ve kendi devletlerini kurduklarına şahit olunmuştur. Halen dünya üzerinde 45 Müslüman devlet bulunuyor İslam Ortak Pazarı düşüncesi ve bunun tatbikatı, şüphesiz ki, 21.asırda Müslümanların iktisadi ve mali alanda ortaya koyacakları ve koymaları gerekli en büyük eser ve dünya çapında bir tatbikat olacaktır. Kanaatimizce, içinde yaşadığımız asırda Müslümanların ortak bir iktisadi topluluk[4]  kurmalarının gerekleri ve felsefesi mevzuunda şu noktaları belirtebiliriz:

 

1. Müslümanlar arası yardımlaşma:

“İyilikte ve takvada yardımlaşınız” ın bir İslam emri olduğunu bilmeyen yoktur zannederim(Bkz. Kur’an, Mâide (5) Suresi, 2. âyet). Ama bu yardımlaşmanın devletlerin iktisadi hayatlarındaki rolü ve karşılıklı olması gerektiği noktasında ise,gerektiği kadar durulmuyor zannederim.Bir diğer ifade ile,çeşitli mal ve hizmetler sunan bir İslâm devletinden, diğer bir İslâm devletinin bunları satın alması, aynı zamanda o İslâm devletine bir yardım, yani ekonomisine bir destektir.Tabii ekonomisine destek olmak demek, o devletin halkının,yani Müslüman halkının  da ekonomik ve sosyal durumuna destek olmak demektir.

 

Aksi halde, mal ve hizmet üreten Müslüman devletlerin, gayrimüslim devletlerden müşteri bulacaklar, müslüman devletler ise, aynı mal ve hizmeti gayrimüslim devletlerden satın alacaklardır. Böylece Müslüman devletler arasında, İslâmın emrettiği kapsamlı yardımlaşma emri, iktisadı alanda gerçekleşmemiş olacaktır.

 

2. Müslümanın Müslümanı teşviki:

 Müslüman devletlerarası Ortak Pazar, iyiliğe teşvik manasına da gelir. Çünkü müslümanlar arası Ortak Pazar yardımlaşma manasına gelince, Müslüman devletler, belirli türden mal ve hizmet üreten diğer Müslüman devletlerden bunları satın alınca[5] , onları bu hayırlı işlere,yani çalışmaya,üretime vb. teşvik ediyor demektir. Ticaretin İslam dinindeki yerinin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen hemen hemen yoktur.

 

3. İslam Düşmanlarını Desteklemek:

Tabii bu düşüncelerin aksi bir tatbikat yerleşirse, ki maalesef yerleşmek üzeredir, müslümanlar olarak, gayrimüslim olup da İslam düşmanı olan devletleri desteklemiş olacağız, çünkü milyarlarca dolarlık bir meblağın onların ekonomisine akması demek, onların fabrikalarını daha senelerce aktif vaziyette çalışması demektir. Tabii aynı zamanda bu paraların, ilerde müslümanlar aleyhinde kullanılması manasına da gelir. Gerçekten de tatbikatta, bazen değil çoğu defa, gayrimüslim devletlerin zenginleri, imkanlarını, daha çok kendileri gibi gayrimüslim devletlere ve onların halkına yardım ve dahası Müslümanların iktisadi başarısızlığı için sarfetmektedirler. Böylece, Müslümanların, paralarıyla onları zengin etmeleri gibi gayet garip bir durum ortaya çıkmış oluyor:Yani; Müslümanlar, müslümanlığa düşman olanları teşvik etmiş oluyorlar.

 

İşte bu neticeden ürkmek ve kaçınmak icab eder. Müslümanlar arası Ortak Pazar böyle bir kötü neticenin ortaya çıkmasına engel olacaktır.

 

4. İhtiyaçlara Göre Kaliteli Mal ve Hizmet Arzı:

Belirtilmesi gereken bir diğer nokta da şudur: Müslümanlar, diğer Müslüman devletlerin halkının ihtiyaç duydukları ve dış pazarlardan satın aldıkları mal ve hizmetlere uygun standartta ve kalitede mal ve hizmet arz etmelidirler. Ancak bu takdirdedir ki, Müslüman devletler, gayrimüslim devletlerden bu ihtiyaçlarını temin etmek yoluna gitmezler. Tabii ki mal ve hizmetlerin milletlerarası standartlara uygun ve fiyatları da rekabete elverişli olması icab eder.

 

5. Kendine Yeten Bir Dünya:

Bugün dünyada 45 İslam devleti var. Nüfusları da 2 milyara yakın tahmin ediliyor. Bu devletlerin bulundukları coğrafi mevki ve yaşama şartları, dünyanın en münasip mevkiileridir. Her türlü ziraate elverişli, çeşitli madenlerle dolu, nehirleri ve denizleri ile, dünyanın hiçbir coğrafyasında yer almayan imkânlarla doludur. Mesela bunlardan sadece Türkiye, sebze ve meyvesi ile, hububat, yün ve pamuğu ile, ithalata ihtiyaç duymayacak, nadir birkaç devletten biridir.

 

Tabii Türkiye’de bulunmayan ve ihtiyaç duyulan diğer mal ve hizmetler ise, diğer İslam devletlerinde mevcut bulunmaktadır.

 

Kısacası, İslam dünyası,ihtiyaç duyduğu ana mal ve hizmetleri, karşılıklı ticaret ile, birbirlerinden temin edebilirler. Pahalı sanayi mallarını ise ülkelerinde mevcut, ama Almanya ve Japonya gibi ileri sanayi devletlerinde bulunmayan petrol, buğday gibi malların mübadelesi ile de giderebilirler.

 

Kendine yeten İslam dünyası, aynı zamanda iklim bakımından da, yaşanması en kolay bir iklim şartına sahip bulunmaktadır. Bütün bunlar Müslümanların hadsiz şükürlerini mucip rahmet hazineleridir.Ve müslümanların yazlık ve kışlık tatillerini geçirebilecekleri uygun iklimlerdir.Eksik olan ise,bu coğrafyada dünya standartlarına uygun tesisler,müslüman devler arsı ekonomik işbirliğidir.

 

6. İSEDAK Toplantıları:

İstanbul’da birkaç defadır toplanan İslâm Devletleri İktisadi ve Ticari Münasebetleri Daimi Komitesi (İSEDAK)’nin toplantısı, İslâm Ortak Pazarı düşüncesini tekrar gündeme getiriyor. Sayın devlet başkanımızın da,zaman zaman bazı Ortadoğu devletlerini ziyareti ise, bu düşünce etrafındaki yorumların gittikçe artan bir tempo ile ortaya atılmasına yol açtı.

 

 İslam Ortak Pazarı düşüncesi, müslüman alimlerin ve devlet idarecilerinin öteden beri üzerinde konuştukları bir mevzudur ve iktisadi bir İslâmi hedeftir. Bu hedefe ulaşmak için, son 20 yıl içinde birçok adım atılmış bulunuyor. İslam Kalkınma Bankası bunlardan biridir. İslam Kalkınma Bankasının organize ettiği bazı yan faaliyetler de, Müslüman devletler arasında müşterek bir pazarın kurulması yollarını açıyor. Mesela “İSEDAK teşkilatı” veya “İslâm Dinarı” adıyla bir para biriminin kabul edilmesi ve Müslüman devletler arasındaki dış ticaretin geliştirilmesi maksadıyla alınan bazı tedbirler gibi.

 

1990 yılındaki körfez krizinin yan neticelerinden biri de, müslüman devletler arasındaki dayanışma zaruretinin anlaşılmasıdır. İslam dininin prensiplerine uygun hareket ettiği takdirde, devletler arasındaki ihtilafların azalacağı, yabancı devletlerin müdahalesine zemin olmayacağı ve müslümanların problemlerinin ancak müslüman devletlerce tam manasıyla anlaşılabileceği hakikati, devlet idarecilerimizce artık açıkça görülmüş bulunuyor.Körfez krizinin sebep neticelerinden,kitabımızın sonlarında bahsedeceğiz.

 

Gerçi, Müslüman devletler arasında “zengin-fakir” farkı hala büyük nispette devam etmektedir: Bir tarafta,yıllık 25.00 dolar kişi başına düşen milli gelire sahip devletler(körfez arab devletleri), diğer tarafta ise 100 dolarlık gelire sahip müslüman devlet(Bangladeş gibi) bulunuyor. Ama, körfez krizi, “ittihad” ve “tesanüd”’ün, zenginliklerden daha müessir olduğunu ortaya koymuş bulunuyor: Çünkü dünyanın en zengin devletlerinden olan,aynı zamanda İslam Dünyasının da en zenginlerinden olan,Körfezdeki Küveyt’in para birimi,1990 Krizi esnasında bir gün içinde değerini kaybetti, milletlerarası pazarlarda alıcı bulamadı, Küveytli vatandaşlar ve ellerinde Küveyt Dinarı bulunduranlar, bir gün içinde “fakir” oldular!. Halbuki bir gün önce, Kuveyt Dinarının değeri 3.75 dolar idi. Ama savaştan sonra durum eski haline geri dönmüş bulunuyor.

 

İslâm Ortak Pazarına doğru atlan adımlar müsbet neticelerini vermeye başladı ve devam edecektir. Ancak şu da var ki, Müslüman devlet idarecileri arasında, yersiz rekabet, tahakküm meyli ve İslami tesanüd duygusundan mahrum kimselerin müfrit hareketleri, İslâmi bir havanın müslümanlar arasında gelişmesini geciktiriyor.

 

Bilhassa Sosyalizm cereyanlarının bazı müslüman devletlerde revaç bulması, bu devlet idarecilerinin kalkınmalarının ancak ve ancak sosyalizm ile gerçekleşebileceğine inanmaları, İslâm devletlerinin müşterek çalışmalarını zaman zaman akamete uğratıyor.

 

Yavaş ilerlemesine rağmen, “İslâm Ortak Pazarı” düşüncesinin bir gün tahakkuk edeceğine, artık müslüman devlet idarecilerinin de artık iyice inandıkları müşahade edilmektedir. Müslüman devletler arasındaki ticari, siyasi ve kültürel mahiyetteki toplantılarda, devlet adamlarının ve hatta başkanlarının ifadelerinden, iktisadi sahada müslümanların ortak faaliyetlere alıştıkları ve alışmaya hazır oldukları anlaşılmaktadır.

 

Netice

İslam dünyası arasında ortak Pazar mevzuundaki yukarıda arzettiğimiz kısa açıklamalarımızdan şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

a.   Müslümanlar arasında Ortak  Pazar kurulması hem bir ihtiyaç, hem de bir zarurettir. Bu ihtiyaç ve zaruret, İslâm dininin temel felsefesinden ortaya çıktığı gibi, asrımızda müslümanların tealisine en büyük sebebin, maddeten terakki etmesine de bağlı olduğu içindir.[6]

b.   İslam Ortak Pazarı kurulması için bazı ön adımlar atılmıştır. Bunlardan biri biraz aşağıda bahsedeceğimiz “İslâm Dinarı” adlı bir para biriminin kabul edilmesidir. Daha da atılacak adımlar bulunmaktadır. Her bir adım bir sonrakinin temeli olduğu için, müslüman devlet idarecileri çok teenni ile hareket etmelidirler.

c.   İslâm ortak pazarının muvaffak olması için bazı realiteler nazara alınmalıdır.

d.   İslâm ortak pazarı, hissi, (sentimantale) değil, akli ve fikri (rationale ve entellectuale) bir mevzudur.

e.   İslam ortak pazarı kurulurken, zengin müslüman devletleri, bu teşebbüsten fakir devletlerin lehine olduğu için uzak durmamalı, fakir devletler ise, İslam Ortak Pazarı yolu ile zengin müslüman devletlerin paralarının kendilerine akacağı ve bu yol ile zengin olacakları zihniyeti ile hareket etmemelidirler.

İslam Ortak Pazarı müslümanlara ve müslüman devletlere yeni ufuklar açacaktır, inşallah.

 

IV- İSLAM DİNARI

İslâm devletleri arasındaki iktisadî münasebetlerin artırılması yolunda çeşitli adımlar atılmıştır ve ileriki senelerde de daha atılacak birçok adımlar bulunmaktadır.

 

İslâm devletlerinin karşılıklı ticaretlerinin, alacaklı ve borçlu olmalarının tabii bir neticesi, ödemelerdir. Ödemelerin nasıl yapılacağı ve bilhassa hangi paranın kullanılacağı, ilgili devletler tarafından tesbit edilir.

 

Ancak, İslâm devletleri arasında, müşterek bir ödeme birimi kabul edilirse, bu durum, karşılıklı ticarî münasebetlerde, alacaklının alacağını elde etmesinde ve borçlunun da borcunu ifasın da çok kolaylık sağlayacaktır. İşte bu ve benzeri gayelerle "İslâm Kalkınma Bankası"nın öncülüğü ile, Müslüman devletler arasındaki ticarî ödemeler birimi olarak İslâm Dinarı (İslamic Dinar) kabul edilmiştir.

 

Hemen belirtelim ki, Müslüman devlet temsilcilerinin İslâm dinarı'nı kabul etmeleri, kendi para birimlerini terketmeleri demek değildir. Yine her devlet kendi para birimini kullanmaya devam edecektir. Ama karşılıklı münasebetlerde ve İslâm Kalkınma Bankası'ndan kredi alma ve benzeri muamelelerde İslâm dinarı, hesap birimi (Account Unite) olarak kabul edilmiştir. Alacaklı ve borçlu, alacağını ve orcunu, İslâm dinarı esasına göre hesap edecektir. Bu hesap neticesi çıkan meblağı, dolar ve diğer bir para ile ödeyecektir. Yeter ki, alacaklı devlet, ödenecek paranın cinsini kabul etsin.

 

Bir İslâm dinarı, bir Amerikan doları'ndan biraz fazladır. Bu miktar sabit değildir. Asıl önemli olan, hesap yapılırken, alacağın ve borcun miktarının, İslâm dinarı temel alınarak hesaplanmasıdır.

 

İslâm dinarı'nın kabul edilmesinden hemen sonra, İslâm devletlerinin karşılıklı ticaretlerinde değil, ama İslâm Kalkınma Bankası'nın muamelelerinde takbik edilmeye başlanmıştır.

 

İslâm dinarı, Müslüman devletlerinin karşılıklı her türlü münasebetlerinde de istisnasız tatbik edilmeye başlanırsa, "İslâm Ortak Pazarı" düşüncesinin önemli bir unsuru tahakkuk etmiş olacaktır. İslâm Ortak pazarı, büyük bir hedef, eski bir rüyadır, tahakkuku da o kadar kolay değildir, demek yanlış olmaz.

 

Ama, Müslüman devletler arasında tek bir para biriminin nazarî ve prat

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Önceki Sayfa |

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Önceki Sayfa |