İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Rektörlerin Görevleri ve Yetkileri

 

REKTÖRLERİN GÖREVLERİ ve YETKİLERİ

 

Prof. Dr.Servet  ARMAĞAN

(Harran Üniversitesi Kurucu Rektörü)

 

İstanbul Üniversitesindeki Rektör adayı belirleme de seçimi 7 Ocak 2005 de yapıldı. YÖK’ün aday listesi tanziminden sonra, Cumhurbaşkanı adaylardan en çok oy alan Prof. Dr. Mesut Parlak’ı rektör olarak atadı.

 

Bu münasebetle üniversite rektörlerinin sahip oldukları yetkiler ve bu yetkilerin uygulamaya geçirilmesi konusunda görevlerine ve önlerinde bulunan engellere temas etmek istiyorum.

 

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kurumu Hakkındaki Kanun rektörlere gereğinden fazla yetki vermiştir. Ancak bu yetkiler uygulamada birçok engellerle karşılaşmaktadır. Bugünkü yazımızda rektörlerin yetkilerinin ve idarelerinin bazı özelliklerine temas edeceğiz.

 

Neticede görülecektir ki, 2547 sayılı kanununun en kısa zamanda değişme, hem de Avrupa standartlarına uygun hale getirilme gereği açıktır.

 

1- İdari Davalar: Rektörler geniş yetkilere sahiptirler, ama işlemlerine karşı sık sık İdare Mahkemelerine başvurular yapılmaktadır. Bu davalarda, ya yürütmeyi durdurma kararı ya da iptal kararı alınmaktadır. Böylece rektörler sahip oldukları yetkileri fiiliyatta çok defa yeteri kadar kullanamamaktadırlar. Bu durumda “rektörlerin yetkileri idari yargı ile paylaşılmış” oluyor!

 

Diğer yandan belirtelim ki, kişilerin idari yargıya gitmesi de onların bir anayasal (md.36) hakkıdır. Bu sebeple onlara engel olunamaz.

 

2- Döner Sermaye: Rektörlerin uygulamada karşılaştıkları bir engel de döner sermaye ile ilgilidir. Döner sermaye batı üniversitelerinde düşünülmüş ve uygulaması son derece faydalı olan bir buluştur. Ve Rektörlere nispeten  serbest harcama imkânı veren bir kaynaktır.

 

Sistemi kısaca şöyle özetleyebiliriz: Üniversite hizmet sunmakta, bu hizmetine mukabil gelir elde etmektedir. Elde edilen gelirin bir kısmı vergi halinde Maliyeye ödenmekte, bir kısmı Üniversitenin ilgili biriminin ihtiyaçlarına sarf edilmekte, geri kalan kısmı ise o birimdeki öğretim üyelerine belli oranlarda dağıtılmaktadır.

 

Memleketimizdeki üniversitelerimizde bu sistem daha çok ve hatta münhasıran tıp fakülteleri bünyesinde işlemektedir. Böylece ortaya gayet garip bir durum çıkmaktadır. Öyle ki, aynı üniversitenin diğer fakültelerinde görevli öğretim üyeleri, tıp fakültesi öğretim üyeleri ve yardımcılarından daha az aylık gelir elde etmektedirler Çünkü tıp fakültesi öğretim üyesi ve yardımcıları normal maaşlarının 1,2 ve hatta 3 misli, döner sermayeden gelir sağlamaktadırlar. Aldıkları bu ek gelire “Katkı Payı” ismi veriliyor.

 

Kanaatimce aradaki kıskançlık duygularına yol açan olumsuz durumu ortadan kaldırmalı, yani döner sermaye üniversitenin diğer birimlerine de yaygınlaştırılmalıdır. Fen, Ziraat, Edebiyat ve Hukuk Fakülte ve birimleri gibi hizmet sunan birimler de döner sermaye bünyesine dahil edilmeli, böylece daha geniş bir öğretim üyesi kitlesi döner sermayeden katkı payı almalıdır.

İstanbul Üniversitesinde yaklaşık otuz beş sene önce, hocamız Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’ın rektörlüğü zamanında, döner sermayenin Üniversitenin bütün birimlerine genişletilmesi kararı alınmıştı. Ve elde edilen gelir “Havuz” tabir ettikleri bir fonda toplanacak ve belli usullere göre dağıtılacaktı. Ancak bu karar fiiliyatta uygulanmadı. Yani hemen bütün üniversitelerimiz gibi İstanbul Üniversitesinde de döner sermaye sadece ve ağırlıklı olarak Tıp fakültelerinde uygulanmaktadır.

 

Ben Harran Üniversitesi Kurucu Rektörü olarak, bu şekilde hareket ettim ve bu konuda daha geniş kapsamlı bir döner sermaye yönetmeliği hazırlamış ve uygulamaya koymuştum. Böylece Üniversite öğretim üyeleri, yardımcıları ve hatta idari personel daha büyük bir gayretle çalışmaya koyulmuşlardı.

 

Uygulamada döner sermayeden alınan vergileri Maliye peşin alma yoluna gitmekte ve hatta Üniversiteleri, biraz haşin bir şekilde, denetlemektedir. Gerçi denetlemeler hukuka uygundur, ancak bilinmelidir ki, amaca uygun olmayan Üniversitelerin hareket kabiliyetini kısıtlamaktadır. Halen rektörler ve döner sermaye idareleri bu durumdan, haklı olarak, şikâyetçidirler.

 

Aslında devlet vergi aldığı için, yani gelir elde ettiği için, Üniversitelerdeki döner sermayeleri teşvik etmelidir.

 

Önümüzdeki günlerde, Üniversitelerde bilimi teşvik yolunda bence düşünülecek en önemli idari düzenleme, döner sermayelerin ıslahı ve geliştirilmesi ile ilgili çözümlerin üretilmesi üzerine olmalıdır[1].

 

 3- Üniversite- Sanayi- Ticaret işbirliği geliştirilmelidir: Döner Sermaye ile ilgili konuda, üniversite rektörlerine önemli bir görev düşüyor. O da şudur: rektörler, üniversite dışında, Sanayi ve Ticaret alanında işbirliği yollarını aramalıdır. Yani Üniversitelerin bu sektörlere hizmet sunabilmesi yollarını araştırmalı, böylece döner sermayelerine katkı sağlamalıdırlar. Amerika’da bu işbirliği çok gelişmiştir. Üniversiteler Savunma Bakanlığına bile proje sunmakta veya onların hizmet taleplerine cevap vererek büyük bir gelir elde etmektedirler. Ve rektörlerin en iyisi, üniversitesine en çok gelir sağlayan kabul edilmektedir.Bendeniz rektör olarak gezdiğim, Miami, Iowa, Texas, Washington, Chikago ve Philedelphia üniversitelerinde bu durumu müşahede ettim.

 

Esas büyük gelirin aktığı ve üniversite Sanayi-Ticaret işbirliğinin çok yaygın olduğu ülke Yeni Zelanda’dır. Bendeniz Harran Üniversitesi Rektörüyken, bir davet üzerine Yeni Zelanda’ya gittim ve on beş gün boyunca Üniversitemi tanıtıcı bilgiler verdim ve üniversitelerinde inceleme yaptım. Mesela, Lincoln, Palmerston North ve Wellington Üniversite Rektörleri ve Öğretim üyeleri ile uzun beraberliğim oldu. Bu Üniversitelerin Rektörleri devletten çok az ödenek alıyorlar ve giderlerinin büyük kısmını sundukları hizmetler karşılığı elde ettikleri gelirlerle karşılıyorlar. Tarım ve hayvancılığın çok ileri düzeyde olduğu bu ülkede, Üniversiteler, bu sektöre hizmet sunarak bütçe giderlerinin %90’ını elde ediyorlar.

 

Aynı anlayışı Türkiye’de de yerleştirmek gereklidir ve Rektörler bu sektörü geliştirmek yolunda çalışmalıdırlar. Mesela bu sektörün temsilcileri üniversitelere sık sık davet edilmeli,onlara üniversitelerinin sunabileceği hizmetler anlatılmalıdır.Ve hatta,rektör iken benim yaptığım gibi,onları yerlerinde ziyaret etmelidirler[2].

4- Günlük Politikadan uzak durulmalıdır: Çok meşhur olan bir söz var. “Politika camiiye ve kışlaya girmemelidir”. Ben bu meşhur söze bir ekleme yapıyorum:  

 

“Üniversiteler politikaya girmemelidir”. Burada politikada kastedilen günlük politikadır, yani siyasi partilerimizin şu veya bu yöndeki faaliyetlerine ve kararlarına karşı tavır sergilemek suretiyle üniversiteler politikaya girmemelidir.

 

Rektörlerin bu konuda yapıcı rolleri çok önemlidir. Üniversitelerin günlük politikaya girmemeleri teklifim, Üniversitelerin Anayasa hukuku, ülke sorunları vb. üzerinde düşünmemesi ve yayın yapmaması demek değildir. Tam tersine Üniversiteler memleketimizin çeşitli meseleleri hakkında bilimsel araştırma yapmalı ve bunları yayınlamalıdırlar. Ve bu yayınlar ve araştırmalar bir partinin lehine ve aleyhine olmak için yapılmamalıdır. Maalesef bir kısım Üniversitelerimiz ve öğretim üyeleri tam tersini yapıyorlar. Kendi siyasi veya ideolojik eğilimlerine ters düşen siyasi partilere karşı bir tavır içinde, uygun gelen partilere karşı ise, destekleyici yönde açıklamalar yapmakta, bildiri dağıtmakta ve yürüyüş yapmaktadırlar.

 

Kanaatimce, günlük politikaya Üniversitelerin ve Öğretim üyelerinin girmesi kimseye bir fayda sağlamaz; tersine zarar verir.  Ama, bilimsel yayın ve araştırmaları ise ülke sorunları için kalıcı ve istifadeli faaliyetlerdir.

 

5- YÖK sadece Koordinatör olmalıdır: Bu konuda YÖK’ün tutumunu da işaret edilmelidir. YÖK de, üniversiteleri politikadan uzaklaştıran, tersine yayın hayatına ısındıran ve onları teşvik eden bir tutum içinde olmalıdır.

 

Zaten kanaatimce yapılması düşünülen değişiklerde YÖK’ün fonksiyonu sadece koordinatörlük olmalıdır. Yoksa Üniversitelerin iç işlerine lüzumundan fazla karışmak gereksizdir. Sayın okuyucularım, düşünün ki bir öğretim üyesi yurt dışındaki bir kongreye gitmek ya da bir üniversitede araştırma yapmak için iki ay önceden YÖK’ten izin alması gerekmektedir! Eğer bu izin verilmezse o öğretim üyesi davet aldığı bilimsel toplantıya gidememektedir.

 

Bendeniz de bir defasında bütün masraflarımı Almanya’daki bir kurum karşıladığı halde, yani devlete mali bir külfetim olmadığı halde, sırf birkaç günlük gecikme sebebiyle bu toplantıya katılamamıştım.

 

6- Rektörler bilimsel araştırmaları teşvik için her şeyi yapmalıdırlar: Ben hayatını bilimsel araştırmalara adamış mütevazi bir ilim eriyim. Senelerdir, gençlik yıllarımdan başlayarak bugüne kadar kırk yıldan fazla bir süredir sadece ilimle uğraştım. Yerli ve yabancı dillerde yayınlar yaptım. Netice olarak şunu belirtmeliyim: ilmi araştırmaların verdiği zevk hiçbir dünya nimetinde yoktur!

 

Kırk küsur yıllık tecrübemin bana bu konuda öğrettiği şey şudur: Gerek yeni seçilen İstanbul Üniversitesinin yeni rektörü ve gerekse diğer üniversitelerin rektörleri üniversitelerindeki gayretleri, esas itibariyle bilimsel ortamı sağlamak olmalıdır. Araştırma görevlisinden, okutmanından en kıdemli profesörüne kadar, teknisyen, laborant ve yardımcı elemanlardan en zirvedeki ilim adamına kadar, üniversitede bilim ile meşgul olan bir ortam kurulmalıdır. Bunun için de bilimsel araştırmalar yapanlar, yerli yersiz soruşturmalarla rahatsız edilmemeli, onlara bilimsel araştırma ortamı hazırlanmalı, bilimsel araştırma yapanlar bu konuda ödüllendirilmelidir. Ülkemizin insanlarının eklediği de budur.

 

Rektörler kendi alt birimlerine bu konuda daima direktif vermeli ve onların yaptıklarını sık sık denetlemelidirler.

 

İstanbul Üniversitesi Merkez Kampusunda aylardır kaloriferlerin yanmaması ve hala bir takım tamiratların devam etmesi vakası karşısında bendeniz de biraz  ideal düşünüyor ve fazla iyimserim galiba!

 

 



[1] Medyadaki haberlere göre IMF’nin isteği ile, Döner Sermaye sistemi 2006 yılının içinde kalkacakmış. Belirttiğimiz  bu görüşler,henüz kesinleşmemiş bu teklif nazara alınmadan ileri sürülmüştür.

 

[2] Bendeniz Yeni Zelanda’da gördüğüm ve üniversiteleri geniş mali kaynaklara kavuşturan bu sistemi, Rektörü bulunduğum Harran Üniversitesinde de uygulamak için çok çaba sarf ettim.Hatta Palmerston North Ü.Ziraat Fakültesi Dekanını Urfa’ya davet ettim.Eşiyle birlikte geldi,incelemelerde bulundu,konferanslar verdi.Ve Üniversitemizin Ziraat Fakültesinin bazı elamanlarına seminerler şeklinde kurslar vermeleri hususunda anlaşma yaptık.Ayrıca bir bağımızı da örnek bir bağ seçtiler  ve geliştirme için hizmet verdiler.

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Önceki Sayfa |

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Önceki Sayfa |