İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Memleketimizde Siyasi İstikrar -I-

Kategori: SIYASI ISTIKRAR

 

 

 

MEMLEKETİMİZDE  SİYASİ İSTİKRAR

(Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

- Anayasa Hukuku Profesörü -

(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)

GİRİŞ:

 

a- Siyasi istikrar her devlet için önemlidir. İster demokrasiler, ister diktatörlükler olsun, ister cumhuriyet, ister monarşiler olsun, siyasi istikrar arzu edilen bir süreçtir, durumdur.

b- Her devlet için siyasi istikrarın arzu edilmesi ne kadar tabii ise, bu hedefe varmak için gerekenin yapılması da o kadar bir zarurettir. Bir diğer deyişle, istenen ve hedeflenen siyasi istikrara varmak için gereken ne ise yapılır, yapılmalıdır. Böylece gaye ile vasıta arasındaki ahenk kurulmuş olur.

c- Siyasi istikrarın en önemli enstrümanı nedir? Bu sorunun cevabı devlet şekillerine ve rejimlerine göre biraz farklılık arzeder. Şöyle ki:

- Monarşilerde, monarkın başta kalması, tahtını muhafaza etmesi, siyasi istikrarın birinci derece önemli vasıtasıdır. Monarkın etrafındaki yürütme organı ve icracı vasfındaki kimselerin, tayin ve azilleri monark’ın yetkisine bağlı olduğu için, istikrarsızlığı, yani değişmeleri ise, devlet ve ülke içindeki istikrarın aleyhine büyük değişiklik yapmazlar.

- Meşruti monarşilerde (İlgiltere gibi) seçimler vardır, ama siyasi istikrarın aleyhine bir değişiklik meydana getirmez. Ve genellikle çoğunluk sistemi uygulanır. Böylece, Monarşi içinde, monarkın durumuna paralel bir istikrar sağlanır.

- Cumhuriyetlerde ise, siyasi istikrarın en önemli enstrümanı seçim sistemidir. Diğer vasıtaları burada saymıyorum.

- Seçim sistemi, Cumhuriyet ile idare edilen demokrasilerde istikrar temin eden birinci derecede bir vasıtadır. Diktatörlüklerde ise, siyasi istikrar yine arzu edilir ve diktatörün devamına bağlıdır.

Biraz aşağıda göreceğimiz gibi, seçim sistemleri, siyasi istikrarı teminde birinci derecede rol oynadığı gibi, siyasi partilerin azalmasına veya çoğalmasına da yol açabilir.

d- Siyasi partilerin sayısı ve karakterleri  de siyasi istikrarın varlık ve yokluğunda önemli bir rol oynar. Siyasi partilerin bir toplumda, büyüklü-küçüklü, bulunması siyasi istikrar arayışlarında önemli bir etken ve eksendir.

Siyasi partilerin sayısının bir ülkedeki demokratik gelişmelerdeki faydası, ayrı bir konudur. Meseleye siyasi istikrar açısından bakdığımız zaman, siyasi partilerin çoğalması siyasi istikrarın aleyhinedir denilebilir.

e- Bugün siyasi partilerin sayısının az olduğu (İngiltere ve ABD gibi) devletlerde, bu azlık sebebiyle, kendi demokrasileri açısından bir şikayet yükseldiği müşahede edilmiyor. Bu iki devlette de basit çoğunluk sistemi tatbik edilmektedir.

f- Giriş kısmına son vermeden önce, siyasi istikrar tabirini de tarif etmek isteriz:

g- Siyasi istikrarın tarifi:

Siyasi istikrar: Bir tarafdan siyasi iktidarı elinde tutanlar ve icra edenlerin, bir tarafdan da bu kimselerin çizdikleri ve uyguladıkları politikaların kısa vadede hiç veya çok değişmemesi demektir. Bu tarifi biraz açaçak olursak şöyle bir manzara ile karşılaşırız:

a- Siyasi iktidarı ellerinde tutanlar, başta devlet başkanı olmak üzere başbakan, bakanlar ve özellikle üst seviyedeki bürokratlardır. Bu kimseler, bir devletde ister monarşi olsun, ister cumhuriyet olsun, siyası istikrarı varlıkları ile çizen ve gösteren kimselerdir.

b- Siyasi istikrardan söz ederken bu kimselerin uygulamaya koydukları plan ve programlarının tuttuğunda şüphe yoktur. Mesela 5 yıllık programlar ve bunların uygulamasını gösteren birer yıllık uygulama esasları, senelere yayılan yatırım ve harcama planları, uzun vaadeli dış politika hedefleri ve diğer milletlerarası münasebetlerdeki hedefler gibi.

c- Tarifte geçen üçüncü bir unsur da “kısa vadede” tabiridir. Buna kısa süre de diyebiliriz. Bu sürenin ne kadar olduğu kesin olarak belirtilemez: Ancak idare edenlerin yetkilerini kullanabilmeleri ve plan ve projelerini hazırlamaları, olgunlaştırmaları, yapmaları ve uygulamaya koymaları ile neticelerini almaya uygun bir süre olmalıdır. Bu duruma göre, bu süre plan ve programın mahiyetine ve bünyesine göre değişir. Mesela ekonomik istikrar paket ve programları[1] bu konuda uygun bir misaldir. Yine mesela, büyük bir barajın projelendirilmesi ve inşaası 4-5 seneden önce bitirilmesi düşünülemez. Yabancı devletler ile imzalanması düşünülen, hazırlanan ve imzalanan andlaşmaların neticesinin alınması ise, herhalde en az 1-2 yıllık bir zaman ister. Bir devletin tümünde veya muayyen bir bölgesindeki eğitim seferliğinin hazırlanması ve uygulamaya konulması ve neticesinin alınması yine en azından 5 yıllık bir süre ister.

Bu süreyi, kanatımızca bir seçim dönemi olarak kabul etmek en uygun yoldur diyebiliriz.  Seçimler, genellikle 4 yılda bir yapıldığına göre, (1982  A.md. 77’ye göre 5 yıl) siyasi istikrarı sağlamada sürenin, asgari tavanını 4 yıl olarak kabul edebiliriz.

 

BİRİNCİ BAŞLIK

MEMLEKETİMİZDE SİYASİ İSTİKRAR ARAYIŞLARI

A- Genel Olarak:

a- Cumhuriyet döneminde memleketimizde siyasi istikrar arayışları 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesi ve ilk parlamento seçimlerinin yapılmasından sonra başlamıştır diyebiliriz.

Bu dönemde nisbi temsil sisteminin Millet Meclisi için Cumhuriyet senatonu için ise basit çoğunluk sisteminin kabul ve tatbik edilmiştir.  15 Ekim 1961  seçimlerinden sonra, kabinenin teşkili problem olmuştur. Parlamentoya 4 siyasi parti girmişti. Bu sebeple koalisyonlu bir hükümet kurulması zarureti ortaya çıkmış; CHP ile Adalet Partisi arasında yapılan koalisyon neticesi kurulan kabine ise kısa zamanda dağılmaya yüz tutmuştur. Ondan sonra da senelerce koalisyonlar ve siyasi istikrarsızlık siyasi edebiyatımızın terkedilmez bir özelliği ve kelimesi haline gelmiştir.

1965 ve 1969 seçimleri birer istisnadır.Hem de büyük ve ender raslanan bir istisna[2].

b- 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası arkasında dönemin başbakanı Süleyman Demirel muhtıradan hemen sonra istifa etmiş, ve siyasi istikrarı temin edecek bir başbakan tayin edilmiştir. Nihat Erim başkanlığında kurulan kabine teknokratladan meydana gelmişti.

1973 seçimlerinden sonra günümüze kadar devamlı, hem de çok sık olarak siyasi istikrardan bahseder olduk, bu kelime veya istılah siyasi hadiselerin, hatta günlük konuşmalarımızın ayrılmaz kelimesi haline gelmiştir. Çünki sık sık koalisyonlar görülmüş, hatta bir koalisyon hükümeti kurmak için aylarca zaman bile harcanmıştır. Kurulan koalisyonlar da ortalama 1 yıl devam etmiş, istikrarsızlığa çare olarak “seçimlerin yenilenmesi” görülmüştür. Yenilenen seçimler de siyasi istikrarsızlığa bir çözüm getirmemiştir! Hatta yeniden seçimlerinin yapılmasından önce bile, “seçimlerin bir şey değiştirmeyeceği ve siyasi istikrarsızlığa engel olamayacağı” açıkça dile getirilmiştir[3].

c-Böyle bir istikrarsızlığın ve nefi manzaranın husule gelmesinde en büyük müessir faktör bizce nisbi temsil sistemidir:

1961 Anayasası ile birlikte seçim kanunları da Temsilciler Meclisi tarafından yapılmıştır. 1961 A.nın kurmuş olduğu Yasama Organı iki meclisden meydana geliyordu. (A.md.63). Birincisi, Millet Meclisi (md.67) idi ve 306 s.lı Seçim kanununa göre ve Nisbi Temsil esasına göre seçilen milletvekillerinden meydana geliyordu[4] 

İkincisi ise, Cumhuriyet Senatosu (md.70)dur ve 304 s.lı Seçim Kanunun getirdiği[5] basit çoğunluk sistemi ile seçilen Cumhuriyet senatörlerinden meydana geliyordu. Bir müddet sonra, hem de 3 yıl gibi kısa bir zaman sonra, Cumhuriyet senatosu için de Nisbi Temsil sistemi benimsenmiş ve 1964 seçimlerinde uygulanmaya başlamıştır[6].

Bu  uygulama ile birlikte memleketimizde devamlı olarak siyasi istikrarsızlıktan söz edilmiş ve bu durumdan şikayet edilmiştir. Durum günümüzde de aynıdır.

d- Koalisyonlar teşkil edilmiştir, ama ömürleri ortalama 1 yıl olmuştur[7]. Yukarıda dediğimiz gibi, 1965 ve 1969 yıllarındaki seçimler hariçtir ve bu iki seçimin neticesi gerçekten büyük bir istisnadır. Ve bu sebeple hayret edilecek bir neticedir.

e- Asıl hayret edilecek bir durum, kanaatimizce şudur: Hem siyasi istikrarı istemek, hatta siyasi istikrarın bir zaruret olduğunu söylemek, hem de siyasi istikrarı temin edecek yollar ve metodlara başvurmamaktır.

f- Kısacası, memleketimiz koalisyonlardan  çok çekmiştir. Bu sistem devam ettiği müddetçe daha da edeceğe benzer.

 

B-DEVLET BAŞKANININ İSTİKRAR ARAYIŞLARI

Anayasaya md.104’e göre.

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır.”

Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin  birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Ayrıca md.103, “türk milletinin huzur ve refahı için çalışacağına” dair namusu ve şerefi üzerine and içmiştir. A.md. 108 ve 118 md.leride bu arada sayabiliriz. Çünki, 108. md. gereğince: “İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı..” olarak Devlet Denetleme Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul “Cumhurbaşkanının isteği üzerine...  her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar.”

118. md.si gereğince ise:”... Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması” ve “... toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınması zorunlu gördüğü...” karar ve tedbirleri Bakanlar Kuruluna bildirmek üzere kurulan Milli Güvenlik Kurulunun gündemi Cumhurbaşkanınca düzenlenir ve Kurul toplantılarına Cumhurbaşkanı başkanlık eder.

Bu hükümleri nazara alacak olursak, Devlet başkanının memleketimizde siyasi istikrar konusunda beyanda bulunması ve bu istikamette gayretler göstermesi, kendisinin anayasal görevi ve yetkisidir. Bu açıdan baktığımızda şöyle bir manzara ile karşılaşıyoruz:

a-Cumhurbaşkanı son iki yıldır siyasi istikrardan sıkça bahsetmektedir. Cumhurbaşkanının beyanlarında tesbit edebildiğimiz ana mesajlar ve istikametler şunlardır.

-Halk seçimlerde oylarını bölmesin. Öyle ki, neticede, TBMM’nden kolayca bir hükümet çıkarabilecek şekilde milletvekilleri dağılmış olsun.

Cumhurbaşkanı bu beyanlarını, koallisyon görüşmelerinin uzaması, bir kabinenin kurulmasının uzun zaman alması, partililer, partiler ve milletvekilleri arasında uzayan görüşmeler ve hatta hazırlıkların arkasından yapmıştır ve  haklıdır.

Ancak, Anayasa hukuku açısından haklı olmadığı noktalar şunlardır:

-Seçimler serbesttir (A.md.67/2).

-Siyasi partiler “önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” (md.68/3).

-“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.” (md.69/1).

b- Cumhurbaşkanının beyanlarında verdiği bir diğer mesaj: Halk, oyları ile istikrarı sağlasın. Siyasi istikrara muhtacız. Halk seçimlerde öyle hareket etmeli ki neticede Parlamentodan, kolay, istikrarlı bir kabine çıkması mümkün olsun.

c- Cumhurbaşkanı, beyanlarında ve konuşmalarında, tayin ettiği başbakanların kolayca ve kısa zamanda hükümeti kuramadığını görmüş, halkın ve bilhassa gazetecilerin durumun bir krize dönüştüğü, şimdi ne yapacağını, veya şimdi kime başbakanlık görevini vereceğini vb. sorması üzerine de “Parlamentonun  aritmetiği bu. Bu aritmetikten ancak böyle bir durum (veya bu kumaştan ancak böyle bir elbise) çıkar. Bunu çözümleyecek halktır, halk oyları ile istikrarı sağlamalıdır vb.” şeklinde cevap vermiştir[8].

Cumhurbaşkanı’nın bu mesajları, realiteleri aksettiren ifadelerdir. 6 siyasi partinin yer aldığı 550 kişilik TBMM’nde, son 1995 seçimlerinde en yüksek oranda oy alan ve milletvekili kazanan partinin  (RP) oy oranı, toplam oyların % 22 - 23’ü civarındadır, geriye kalan 5 parti ise % 77’lik bir oranı paylaşmaktadır. Bu durumun, siyasi istikrara muhtaç olan memleketimiz açısından açık ve acıklı bir durum ortaya koyduğunda şüphe yoktur.



[1] Memleketimizde son 5 yılda 5 ekonomik istikrar paketi hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. (Bkz. Bunlardan 1.sinin yıldönümünde tüm 5 ekonomik istikrar paketinin esasları: 5 Nisan 1999 Milliyet , sh.9 ve tahlil ve tenkidi: 5 Nisan 1999 Cumhuriyet, sh.10, yapılmıştır). Bu kadar kısa sürede, bu kadar çok ekonomik istikrar paketinin yürürlüğe konulmasında, ülkedeki siyasi istikrarsızlığın (5 yılda 6 Kabine -Hükümet kuruldu) birinci derecede rol oynadığında  şüphe yoktur. Sadece 1995 Genel Parlamento seçimlerinden sonraki 3,5 yıllık sürede 5 ayrı hükümetin işbaşına gelmiş olması (DYP-CHP; DYP-Anap;  Refahyol ve DSP azınlık) bile memleketimizdeki siyasi istikrarın yolaçtığı, ekonomik rahatsızlık vb. şikayetleri (bkz.8/4/1999- Sabah gazetesi, Esra Yener’in tahlili) görmek için yeterlidir.

Ayrıca bkz.Orhan Tekeoğlu, istikrarsızlık borç getirdi. Dalgalı siyasetle yükselen faizler borç stokunu 4 yılda 10 kat arttırdı vb. (12/4/1999, Milliyet).

[2] Bu seçimlerin neticesi şöyledir: 1965 seçimlerinde AP, geçerli oyların % 52.87’sini almış, 450 milletvekilinin 204’ünü kazanmıştır. 1969 seçimlerinde ise, % 56.89 oyla 256 milletvekili kazanmıştır. (R.G. 19.10.1965-12.130 ve 20.10.1969-13.331). Tafsilat için bkz. Armağan, sh.210; Nermin ABADAN, Anayasa  Hukuku ve Siyasi Bilimler Açısından 1965 Seçimlerinin Tahlili, Ankara, 1966.

[3] Bkz.Seçimleri yenileme kararlarından sonraki gazeteler.

[4] 25/5/1961  t. ve 306 s. Milletvekilleri Seçimi Kanunu için bkz. R.G. 30/5/1961-10.815. Bu kanun daha sonra birkaç defa değiştirilmiş,  hatta  bazı hükümleri  Anayasa Mahkemesi tarafından iptal bile edilmiştir. (Bkz. R.G. 24/10/1968-13.035. Bu karara biraz sonra temas  edeceğiz). Bu kanun 20 yıl tatbik edildikten sonra, 2839 s.K. ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

Ancak  kabul edilen Nisbi Temsil sisteminin, çeşitli varyasyonları bir tarafa, esasları bugüne kadar baki kalmıştır ve hala uygulanmaktadır. Bu da D.Hondt sistemidir. Bkz. 2839 s.lı ve 10/6/1983 t. Milletvekili Seçimi Kanunu (R.G. 13/6/1983-18.076), md.2 ve 34, 35.

[5] Bkz. R.G. 30/5/1961-10.815

[6] Buna da “sebep, basit çoğunluk sistemi ile AP’nin (Adalet Partisinin) yenilenecek 50 senatörlüğün büyük çoğunluğunu kazanması ihtimali idi.“ (Bkz. Orhan ALDIKAÇTI, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası Genişletilmiş 3.bası, İst., 1978 (İHFy.) sh.388.

Ayrıca “... şu kadarını söyleyelim ki, memleketimizde ilk defa kabul edilen nisbi temsil, esas itibariyle, o zaman (Anayasayı yapmakla görevli) Temsilciler Meclisi üyesi bulunan CHP Genel Başkanı İsmet İNÖNÜ’nün telkin ve teşvikleriyle seçim kanununa koyulmuştur. İnönü’nün gayesi, kendi dışındaki en büyük çoğunluğu teşkil eden, Demokrat Partinin devamı olan zihniyetin (yani Adalet Partisinin), çoğunluk sistemi sayesinde Parlamentoda büyük bir çoğunluk elde edememesidir. Cumhuriyet Senatosunun sayısı az ve esasen, Millet Meclisine nazaran yetkileri daha az olduğundan, orada çoğunluk sistemini kabulde mahzur görmemişti.” (Bkz.Servet ARMAĞAN, Temel Haklar ve Ödevler, İst., 1980, İHFy. sh.87-88).

[7] Bu konuda bkz. Son yıllardaki koalisyon hükümetlerinin kurulmasından önceki ve sonraki gazeteler.

[8] Sık sık tekrarlanan bu ve benzeri açıklamaların tesbit edebildiğimiz sonuncusu, 26 ve 27/2/1999 akşamı Kanal D TV’de yayınlanan açıklamalardır.

 


                                                                                                                           Devamı (Sonraki Sayfa) da  >>>

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/2/2007 - Memleketimizde Siyasi İstikrar -II-

Kategori: SIYASI ISTIKRAR

 

 

MEMLEKETİMİZDE  SİYASİ İSTİKRAR

(Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

- Anayasa Hukuku Profesörü -


Yazının Devamı...


 

C-MİLLİ GÜVENLİK KURULUNUN KARARI

Son olarak Milli Güvenlik Kurulu’nun bu konuda bir tavır aldığını görüyoruz. MGK, 28 Ocak 1999 günü yaptığı toplantıda:

18 Nisan 1999 yapılacak Belediye Başkanları seçiminde, iki turlu (çoğunluk)[1]  sisteminin kabul ve tatbik edilmesinin uygun olacağının Hükümete bildirilmesine karar vermiştir.

Bilindiği gibi:

Milli Güvenlik Kurulu, devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tasbiti ve uygulaması ile ilgili kararların alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir” (A.md.118/3)

Öyle anlaşılıyor ki, MGK, belediye başkanlarının seçiminde iki turlu çoğunluk sisteminin kabul ve tatbikini devletin ”milli güvenlik siyaseti” için uygun ve bu görüşünü Bakanlar Kuruluna bildirmeyi gerekli görmüştür.

Burada Anayasanın bir diğer  hükmünü de hatırlamamak mümkün değil. O da şudur.

Kurulun, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca öncelikle dikkate alınır.”(A.md.118/3).

Hatta denilebilir ki, MGK, bu konudaki görüşüne çok önem vermiştir. Ve bu sebeple Bakanlar Kurulunca öncelikle dikkate alınmıştır. Nitekim Toplantının hemen ertesi gün Başbakan Bülent Ecevit, iki turlu çoğunluk sistemini benimsemiş, yani bu konuda bir kanunun müzakere ve kabulüne hazır olduklarını, diğer partilerin de aynı görüşte oldukları takdirde, 18 Nisan 1999 seçimlerinde, Belediye Başkanları seçimleri için, iki turlu çoğunluk sisteminin kabulünü kendi partisinin kabul ettiğini, birkaç defa açıklamıştır. Arkasından bu konuda siyasi parti liderleri ile görüşmeler yapmıştır. ANAP Genel Başkanı olumlu cevap vermiş, ancak diğer partilerin bu görüşe taraftar olmamaları, üstelik TBMM’nin de seçim için tatile girmesi ve tekrar toplanmasının az ihtimal dahilinde olması sebebiyle, iki turlu çoğunluk sisteminin tatbiki şimdilik kalmıştır.

e- 18 Nisan 1999 Seçimleri Propaganda konuşmalarında bütün parti liderleri istikrarlı  bir hükümet istediklerini ve seçmenin, kendilerini tek başlarına iktidar yapacak şekilde oy vermelerini istemişlerdir.

f-Yukarıdan beri belirttiğimiz esasların özü ve vermek istediğimiz mesaj şudur: Memleketimiz siyasi hayatı istikrara muhtaçtır. Bu ihtiyaç son zamanlarda açıkça  dile getirilmektedir. Ancak buna rağmen, siyasi istikrar lehine, bir icraata girilmemiş, yani bu istikrarı temin edecek adımlar atılmamıştır. Bu konuda sadece şikayetler ve temenniler dile getirilmiş bulunmaktadır.

                                                          İKİNCİ BAŞLIK

TEKLİFLERİMİZ ve DEĞERLENDİRİLMESİ

A- Genel Olarak Çoğunluk Sistemi:

a- Kanaatimizce memleketimizde siyasi istikrarı temin istikametinde kabul edilmesi gereken sistem Basit Çoğunluk (alm.: einfache Mehrheit, relative Mehrheit) Sistemidir. Basit Çoğunluk sistemini benimseyerek ve bu sistemi uygulayarak, Türkiyede Siyasi istikrarı sağlamış oluruz. Aşağıda bu sistemin fayda ve mahzurlarını dile getireceğiz. Ancak faydaları, mahzurlarından daha çoktur. Burada şimdilik şu kadarını söyleyelim ki, basit çoğunluk sistemi siyasi istikrarı dünyada temin etmiştir, memleketimizde de temin edebilir, bunda şüple etmemek gerekir.

b- Belirtelik ki, siyasi istikararı temin edecek en uygun seçim sistemi basit çoğunluk sistemidir. Ama siyasi istikrarı temin uğrunda, atılacak adımlarda tek çare bu sistem değildir. Bu sistemin çeşitli varyasyonları da bu konuda hatıra gelebilir. Mesela:

-Dar bölgeli çoğunluk sistemi: Bu sistem, basit çoğunluk sisteminin seçim bölgesi bakımından bir varyasyonudur. Yani bir il bir tek seçim çevresi değil, o ilden çıkacak milletvekili sayısı kadar çevrelere ayrılmasından ve bu çevrelerde verilen oyların çoğunluk sistemi esasına göre değerlendirilerek, hangi adayın kazandığının tesbiti demektir.

Ama dediğimiz gibi, bu sistemin esası yine çoğunluk sistemidir.

-Bir diğer teklif de mutlak çoğunluk (majorite absolout) sistemidir. Bu sistem, bir seçim çevresinde, verilen reylerin veya yazılı seçmen sayısının yarısından en az bir fazlasını almayı seçilebilmek için şart gören bir sistemdir. Eğer adaylar veya partiler bu çoğunluğu sağlayamazlarsa, tekrar bir seçim yapılır. Yani ikinci tur bir seçim yapılır. Bu ikinci tura birinci turda en çok oy almış 2 aday veya parti katılır.

Bu sistem lahen batı demokrasilerinden Fransa’da senelerdir uygulanmaktadır.

Gerçi bu usul eskidenberi Fransa’da tatbik edilmiştir. Birinci turda mutlak çoğunluğu alanlar seçilmekte, sağlayamayanlardan ençok rey almış olan ikisi ikinci tur seçime katılmaktadır. İkinci turda ise, ençok oy alan seçilmiş sayılıyor.

Fransa’da, 30.11.1875 t. K., md.18/2, bu sistemi kabul etmişti ve 1946 yılına kadar uygulamada kalmıştı. Bu gün V.Cumhuriyet döneminde ise (1958’den beri) aynı sistem uygulanmaktadır.[2]

MGK’nın belediye başkanları seçimi için uygun gördüğü seçim sistemi de budur.

c- Basit çoğunluk sisteminin türk parlamento ve mahalli seçimlerinde kabul ve tatbiki için anayasa değişikliğine gerek yoktur. Anayasaya göre, (md.67), herhangi bir seçim sistemi şart görülmemiştir. Seçimlerin genel prensiplerini düzenleyen md.sinde sadece “Seçimler ve halk oylaması, serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre ve yargı yönetim ve denetimi altında yapılır” denilmiştir (md.67).

Ancak, teklif ettiğimiz Basit Çoğunluk sisteminin uygulanabilmesi için seçim kanunlarında değişiklik yapmak gerekir. Bu değişiklikler 2839 s.lı  ve 10/6/1983 t.li “Milletvekili Seçimi Kanunu” (md.2,34,35) ile, 2972 s.lı ve 18/1/1984 t.li Mahalli İdareler ile Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun md.2 ve 23 dir.

d- Aslında Belediye Başkanları seçiminde uygulanan sistem, basit çoğunluk sistemidir. (Bkz.2972 s.lı K.md.2 ve 22). MGK, bunun yerine iki turlu mutlak çoğunluk sistemini uygun görmüş ve bu yoldaki kararını Bakanlar Kuruluna bildirmeyi kararlaştırmıştır. Bizim teklifimiz, Basit Çoğunluk Sisteminin Parlamento ve Mahalli Seçimlerin hapsinde uygulanmasıdır.

e- Siyasi istikrar için ileri sürülen veya sürülecek diğer çarelerin hiçbiri, bizim teklifimiz kadar müessir değildir, hatta bir kısmı bu konuda hiç fayda vermez.

Hele bunlardan, Cumhurbaşkanı tarafından siyasi istikrarı temin zımnında yapılan teklifin çok az faydası olur: Yani halkın reylerini kullanırken, istikrarı sağlama istikametinde kullanması teklifi, pratikte, bir çözüm getirme ihtimali zayıftır. Parlamento aritmetiğini, kolayca bir hükümetin kurulmasını sağlayacak şekilde halkın reylerini belli partiler üzerinde toplamaları teklifi, pratik değildir. Hatta yukarıda söylediğimiz gibi, Anayasa da (md. 67, 68 ve 69) uygun sayılamaz. Bu kadar bilgi ve bilinç de halkdan beklenebilir mi de, ayrı bir sorudur.

-Siyasi istikrar lehine ileri sürülen bir teklif de, barajdır. Yani Türkiye’de  ülke çapında (mahalli seçimlerde bir seçim çevresinde) verilen geçerli oyların en az % 10 (bugünkü sistem)unu alması şartı koşulmasıdır. (Bkz.2839 s.K.md. 33; 2972 s.K.md. 2 ve 23) Bu sistem, bazan yüzde 5 gibi (Almaya’da  olduğu gibi) bir oranda kalmıştır. Çünkü halen yüksek bir baraj olan % 10’luk bir baraj bile nisbi temsil sistemi içinde siyasi istikrarı temine yetmemektedir.

 

B- BASİT ÇOĞUNLUK SİSTEMİNİN FAYDA ve MAHZURLARI

Memleketimizde siyasi istikrarın temin edilmesi hedefine varmak için teklif ettiğimiz basit çoğunluk sistemi kusursuz bir sistem değildir. Bizim teklifimiz sadece, siyasi istikrarı temin etmede bu sistemin en uygun enstrüman olduğudur. Yoksa her teori ve doktrinde olduğu gibi, bu sistemin de bünyesinden ortaya çıkan faydaları ve mahzurları vardır. Bu müsbet ve menfi taraflarını ne inkar edebiliriz, ne de ortadan kaldırabiliriz; çünkü sistemin bünyesinde  vardır. Yapılacak iş, bu sistemin hangi maksat için kullanılacağıdır, hangi hedefe varmak için uygun bir enstürüman olduğudur. Biz diyoruz ki, memleketimizde siyasi istikrar isteniyorsa, buna varmanın en basit yolu, ve bulunan alternatifler arasında en uygunu, basit çoğunluk sistemidir. Mamafih, basit çoğunluk sisteminde mahzur diye kabul edilen noktaların da aslında sanıldığı kadar büyük olmadığı aşağıdaki açıklamalarımızla  ortaya çıkacaktır.

Evvela şunu söyleyelim ki, çoğunluk sistemi hakkında ileri süreceğimiz mahzurlar bizi Nisbi Temsile götürür. Yahut tersine, Nisbi Temsilin mahzurları çoğunluk sisteminin faydalarını teşkil ederler. Buradan da anlaşılıyor ki, Çoğunluk ve Nisbi Temsil sistemleri biribirine zıt bir takım düşüncelerden hareket ederken. Çoğunluk sisteminde esas gaye “istikrar”dır. Yani seçimler neticesinde  ortaya çıkan Hükümetin nisbeten devamlı olması, sık sık güvensizlik oyu ile  düşürülmemesi, koalisyonlara ihtiyaç duyulmaması ve kabine buhranlarına yol açılmamasıdır. Nisbi temsilde ise, esas gaye, oyların kaybolmasına mani olmak, her fikir ve kanaata Parlamentoda temsil hakkı tanımaktır (fayda prensibi).Çoğunluk Sisteminin fayda ve mahzurları hakkındaki izahattan sonra, bu nokta daha iyi aydınlanacaktır.

1-Çoğunluk Sisteminin Faydaları

a) Çoğunluk sistemi tatbik edildiği takdirde ortaya istikrarlı bir hükümet

çıkacaktır:

İktidara gelen kimselerin faaliyetlerinin devamlı olması, müstakar bir heyetin teşekkülü ile mümkündür.  Bir memlekete bu imkanı sağlayan, çoğunluk usulüne dayanan seçim sistemidir. Bu suretle müstakar bir Parlamento çoğunluğu ile istikrarlı kabinelerin temini mümkün olmaktadır. Bir yasama devresi müddetince memleketin siyasi hayatı bir sükuna kavuşur; bir sürü kabine buhranları ile dalgalanmaktan kurtulmuş olur.[3]

b) Çoğunluk sistemi, tatbiki bakından basit ve kolaydır:

Bu basitlik ve kolaylık seçmen bakımından olduğu kadar seçim işlerinde vazife alan ve tasnif işlerini yapanlar bakımından da mevcuttur[4]. Daha evvelce verdiğimiz misallerden de anlaşılmıştır ki, oyların hesaplanması, hangi aday veya partinin kazandığını tesbit, gayet kolaylıkla yapılabilmektedir.

c) Bu sistemde seçmenler kendi çevrelerinin adaylarını daha yakından tanımak fırsatını bulurlar:

Adaylar genellikle o çevre halkından çıkarılır. Böyle olmasa bile hiç değilse halka tanıştırılır. Bu arada halk ile halk temsilcilerinin  münasebeti daha yakın olacaktır[5]. Zaten çoğunluk sisteminin her üç şeklinde seçilenler seçmenlerine bağlıdır. Ancak seçmenlerin en çok veya nisbeten fazla itimadını almış kimselerdir ki, parlamentoya girebilirler[6]. Şayet adayları parti teklif ediyorsa, bu halde, parti o çevrenin beğendiği kimseyi teklif edecektir[7].

d) Çoğunluk Sisteminde, seçmenlerin hükümetin kurulması konusunda karar verme şansları, Nisbi Temsildekinden fazladır.

Çünkü Nisbi Temsilde seçmenler, partilerinin kiminle veya kime karşı birleşecğini, yani Koalisyon, partilerin kuvvetleri oranına bağlı olduğu ve bu da ancak seçimin nitecesinde belli olduğu için, bilemezler[8].

e) Çoğunluk sistemi “... öteden beri yerleşmiş ve memlekette kök budak salmış büyük partilere geçniş şans kapıları açar, seçimlerde bu partilerin kazanmasını kolaylaştırır. Buna mukabil, yeni ve küçük partilerin tutunmasına ve fantazi kabilinden fikirlerin gelişmesine  engel olur.” [9]

2- Çoğunluk Sisteminin Mahzurları

a) Bu sistem adil değildir:

Seçim, çevre olarak yapılmaktadır. Bütün memleketteki seçim neticeleri, teker teker (münferit) seçim çevrelerindeki neticeler ile bir arada kabul edilmektedir. Yani bir partinin, bütün bir memleket nazara alındığı takdirde, elde ettiği rey sayısına göre kazaması gerektiği halde, sırf münferit seçim çevrelerinde az bir fark sebebiyle kazanamamaktadır. Kaybeden partiler; aldıkları oy sayısı, bir milletvekilliği kazanmak için gerekli olan sayıya kafi gelmediği için değil, içinde Çoğunluk Sistemi tatbik edilen çevrenin oylarına yetişemediği için kazanamamaktadır[10].

Bundan dolayı bir partinin adayları, coğrafi taksime göre kazanmak için reylerin çoğunluğunu elde etmeleri kafi gelmekte ve böylece küçük bir azınlığın parlamentoda büyük bir çoğunluk haline gelmesi kolaylaşmaktadır[11].

Diğer taraftan memlekette olduğundan  daha kesif (massive) bir çoğunluğun ortaya çıkması neticesini doğurmaktadır. Çoğunluk bir tek oy ile de olsa, her şey bitmiştir. Çoğunluk ile arasındaki fark umumiyetle zayıf  olmaktadır. Azınlık ne kadar kuvvetli olursa olsun, feda edilmektedir. Azınlığa mensup olanların oyları tamamiyle tesirsiz kalmaktadır. Çünkü bir seçim sevresinde, tek bir oy ile de olsa, çoğunluğu elde eden taraf bütün milletvekilliklerini elde etmiş olmakla, öbür tarafa verilen oylar hiçbir fonksiyon ilfa etmemekte ve tamamen tesirsiz kalmaktadır. Bu suretle çoğunluğa mensup seçmenlerle, azınlığa mensup seçmenler arasında, oyların tesiri bakımından bir eşitsizlik, birinciler lehine bir imtiyaz doğmuş oluyor[12].

Bu nokta, memleketimizde bilhassa 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde ele alınmış ve çoğunluk sistemi misaller verilmek suretiyle acı acı tenkit edilmiştir. Mesela 27/10/1957 tarihinde yapılmış olan Genel Milletvekili seçiminde İstanbul İl Seçim çevresinde seçime iştirak eden partiler ve aldıkları oylar şöyledir[13]:

Partinin Adı

 

Aldığı  oy

D.P.

 

317.285

C.H.P.

 

250.222

C.M.P.

 

26.198

H.P.

 

15.729

V.P.

 

399

Neticede İstanbul’da D.P. kazanmıştır. Çünkü Çoğunluk Sistemi (izafi ekseriyet-basit çoğunluk) tatbik edildiğinden D.P. nin aldığı oyların toplamı, diğer partilerin tümünden değil, teker teker partilerin aldığı oylardan fazladır. İşte burada D.P. nin aldığı 317.285 oya mukabil, karşısındaki partilerin tümü 292.548 oy ile azınlıkta kalmış ve bir tek milletvekili dahi çıkaramayıp 39 milletvekilliği D.P. ye nasip olmuştur. Aynı durum, 1957 yılı Türkiye’deki genel seçim neticeleri misal alınarak da görülür[14].



[1]  “İki turlu sistem”  bir çoğunluk sistemi çeşididir. O sebeple doğru ve ilmi olan tabir, “iki turlu çoğunluk” sistemidir, bu sebeple MGK kararında denildiği gibi iki turlu sistem değil, iki turlu çoğunluk sistemi demek gerekirdi. Bu sistemin bir diğer ismi de “mutlak çoğunluk (majorite absolut)” sistemidir. Zaten mutlak (yarıdan bir fazla) olduğu ve genellikle, adaylar (veya partiler) seçimde mutlak çoğunluğu elde edemediklerinden ikinci tur yapılması zorunlu olmaktadır. Bu sebeple de, ilmi literatürde, iki turlu çoğunluk sistemi tabiri kullanılagelmektedir.

[2] Bkz.Armağan, 123 vd.; Yeni Fransız Anayasası Üzerine Bir Seminer, Ankara 1960 , sh. 40 vd.  

[3] ARMAOĞLU, Seçim Sistemleri, Ankara, 1953, sh. 57, BAŞGİL, A.F., Esas Teşkilat Hukuku 1.c. Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri, Fasikül, 1, İst., 1960, 403; ZIPPELIUS, R., Allgemeine Staatslehre,11. Anf. München, 1991, Beck, sh. 193. 

[4] İbid., 57; BAŞGİL, 405. 

[5] KIPP, H., Staatslehre, 2.verbesserte Auf.Köln, 1949, sh. 311.

[6] MAUNZ, T., Deutsches Staatsrecht, 17.Auf. München, sh.290.

[7] KIPP, 311.

[8] ESCHENBURG, T., Staat und Gesellschaft in Deutschlaand, Stuttgart, 1962, sh. 203. STEIN,E., Staatsrecht, Tübingen, 1978, J.C.B. Mohr, 6.neubearbeitete Auf.sh.88; ZIPPELIUS, 193.Ayrıca bkz. BAŞGİL, 404.

[9] BAŞGİL, 403. Belirtelim ki, bugün “küçük” olan bir partinin, yakın bir gelecekte, halkın yani seçmenin desteğini, alabilirse, “büyük  bir pati olmasına bir engel yoktur ve olabilir.

[10] NAWIASKY, H., Allgemeine Staatslehre, zweiter Teil, Bd.I, Zürich, Köln, 1952, sh. 237; STEIN, 88.

[11] İbid., 238.

[12] ARMAOĞLU, 58; KIPP, 311.

[13] Rakamlar için bkz. 1957 seçiminden Vesikalar, Hazırlayanlar: Reşit Ülker, İmaleddin Akkök, Tarhan Erdem, İst., 1958, sh. 70. 

[14] Rakamlar “Seçim neticeleri üzerine bir inceleme”  C.H.P. Araştırma Bürosu Y. no:7, Ankara, 1959, isimli broşürden alınmıştır. Diğer misaller için bkz. ARMAOĞLU, 60 ve müt.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/2/2007 - Memleketimizde Siyasi İstikrar -III-

Kategori: SIYASI ISTIKRAR

 

 

MEMLEKETİMİZDE  SİYASİ İSTİKRAR

(Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

- Anayasa Hukuku Profesörü -


Yazının Devamı...


Bu gruptaki tenkitleri bilhassa, o zamanın muhalefet partilerinden C.H.P. ileri sürmüş ve nisbi temsil lehine bir tavır takınmıştır.

Bu tenkitlere karşı denilmektedir ki, muayyen bir seçim çevresini nazara alırsak vaziyet böyledir. Fakat diğer seçim çevrelerini de düşünmeliyiz. Öbür çevrelerde diğer partiler kuvvetli olabilirler ve o  çevreden   seçilebilirler. Bu mahzuru bu suretle bertaraf etmek  mümkündür[1]. Buna cevap olarak ise,  vukubulan telafide, kaybedilenle kazanılan arasında bir müsavat bulunmamaktadır. Kaldı ki, mesele, bir seçim çevresinde kaybedip öbüründe kazanmak suretiyle zararın telafisi değil, mesele bütün memleket çapında tecelli eden neticenin sakatlığıdır denilebilir.

Seçim çevreleri suretiyle telafinin bir eşitlik esasına dayanmadığını bir misal ile de gösterebiliriz.

İki parti olsun ve iki seçim çevresindeki oy durumları şu olsun:

 (Y) Seçim çevresinde (12) milletvekili seçilerek:

A Partisi 145.000 oy,

B Partisi 100.000 oy,

(Z) Seçim çevresinde (4) milletvekili seçilerek:

A Partisi 25.000 oy,

B Partisi 55.000 oy,

alıyor.

Görülüyor ki, (B) Partisinin, (Y) seçim çevresinde 100.000 oyu kaybolmuş, buna mukabil ancak 4 milletvekili kazanabilmişken; (A) Partisi ancak 25.000 oy kaybı ile 12 milletvekilliği kazanmıştır[2]. Aynı mahzur başka bir yönden “dar bölge basit çoğunluk” usulünü tatbik eden İlgiltere’de de görülür. Mesela 1929 seçimlerinde:

Muhafazakarlar 8.659.000 oy almış, 259 mebusluk kazanmışlardır.

İşçi Partisi 8.359.000 oy almış, 288 mebusluk kazanmıştır.

Liberaller 5.309.000 oy almış, 59 mebusluk kazanmışlardı.

Burada İşçi Partisinin en az oya mukabil fazla mebus kazanması dar bölge usulündendir. Fakat eğer her partinin aldığı oy misbetinde mebus çıkarması lazım gelseydi, takriber işçiler 217, Muhafazakarlar 227, Liberaller de 138 mebusluk kazanırlardı[3].

b) Bu sistemde gerekli nisap, mesela mutlak çoğunluk elde edilemediği takdirde, ikinci bir tura ihtiyaç hissedilmektedir.

Biraz evvel de belirttiğimiz gibi, ilk seçimle ikinci tur arasındaki müddet zarfında partiler ve adaylar arasında pazarlık yapılmaktadır. Bazı adaylar menfaat mukabilinde diğerleri lehine adaylıktan feragat etmektedirler. Bu şekilde entrikalara meydan verdiği için bu sistem mahzurludur[4].

c) Bu sistemde seçilenlerin temsil kuvvetleri, yani seçilmelerini temin eden oy miktarı da eşit almamaktadır.

Seçime katılan partiler milletvekilliklerini farklı oylarla kazanmaktadırlar.

d) Basit çoğunluk sistemi iki parti sistemini takviye etmektedir.

Bu sistemin tatbik edildiği memleketlerde üçüncü bir parti güçlükle gelişebilir. Tek parti iktidara geçeceğinden, bu parti parlamentodaki mutlak çoğunluğa sahip olduğundan doktrin ve programını  tahakkuk ettirmek bakımından; iktidardaki parti şayet “rigiede” (katı) Anayasalı bir memleket bahis konusu iles, Meclisde temin ettiği çoğunluğa göre bazı ahvalde; “souple” (yatkın) Anayasalı bir memleket bahis konusu ise, her zaman, Anayasa değişikliği de dahil, duruma tam manasıyla hakimdir[5].

Ayrıca iki partili sistemde genel olarak Parti liderleri grubunun kabinede yer alması dolayısı ile İcra Kuvveti üstünlük kazanır. İngiliz müellifi RAMSAY MUIR iki  parti sistemini Kabine diktatörlüğünün kaynağı olarak vasıflandırılmıştır[6].

3-Çoğunluk Sistemi Hakkında Düşünceler

1-Genel Olarak

Çoğunluk sisteminin çeşitli tatbik şekillerini, fayda ve mahzurlarını gördük. Bütün bu anlattıklarımız karşısında acaba bu sistemin değeri nedir?

Önce şunu belirtmemiz yerinde olur ki, herhangi bir teori veya sistemin mutlak manada iyi veya kötü (faydalı veya mahzurlu) olduğunu söylemek imkansızdır. Binaenaleyh, şu veya bu sistem yüz de yüz iyi veya kötüdür diye bir hüküm verilemez.

Bu noktayı böylece belirttikten sonra diyebiliriz ki, bazı teori veya sistemler diğerine nisbeten birçok cihetlerden üstün durumdadırlar. Kendisinin de kusu bulunmakla beraber, diğerlerinin karşısında üstün vasıfları daha fazladır. Bu düşüncelere göre:

a) Basit çoğunluk, partilerin azalması ve muayyen noktalarda toplanması neticesini doğurur.

Seçimler periodik olduğu için, bu usul, iki parti sistemine doğru götürür[7]. Yine bu sistemde partiler tek başlarına iktidara geçebilrler. Seçimden önce bir program takdim ederler. İktidara gelince onu gerçekleştirmeğe çalışırlar ve bunun içi de mes(uliyeti yüklenirler. Hatta seçimden önce tahmini kabine üyeleri ve Devlet Başkanlarını tasarlayabilirler. Buna mukabil Nisbi Temsilde Kabine, her programlarını ve kabine üyelerini ilandan çekinirler.

Basit çoğunlukta seçim mücadelesi Nisbi Temsil’e nazaran daha müşahhas (konkret)dır[8].

Basit çoğunlukta muhalefetin baskıları ehemmiyetlidir. Çünkü muhalefet partisinin gelecek seçimlerde kazanması her zaman mümkündür. Bunun için radikal partilere ihtiyaç  kuvvetli değildir.  Yeni parti kurulması güçtür. Bu sebeple, bu sistem, radikal partilerin ortaya çıkmasına mani olur denilmektedir[9].

Ancak basit çoğunluk her zaman iki parti sistemine götürmez. Küçük bir Devlet olan Danimarka’da 1915 yılına kadar 4 parti vardı. Kanada’da yine basit çoğunluğa rağmen 5 parti; Avusturya’da ise, Nisbi Temsile rağmen yalnız 2 parti (Avusturya Halk Partisive Sosyal Demokratlar) vardır. Demek ki, basit çoğunluğun tatbik edildiği her siyasi toplumda muhakkak iki parti vardır demek doğru değildir. Ancak bu sistemin iki partiyi muhafazaya tesiri oluyor denebilir[10]. Yoksa iki parti sisteminin gerçekleşmesi için bir garanti teşkil etmez[11].

Basit çoğunlukta menfaat gruplarının bizzat parti kurmak için şansları yoktur. Nisbi Temsilde bu gruplar partiler üzerinde tesirlerini gösterirler[12].

b) Mutlak Çoğunlukta, basit çoğunluğa nazaran daha az rey kaybolur:

Mutlak Çoğunluk, basit çoğunluğa nazaran, daha müşkil, güç ve seçimi uzatıcıdır. Aynı zamanda partilerin parçalanmasını da önleyemez. Çünkü Partiler ikinci tur için bir araya gelir, fakat parlamentoda tekrar ayrılırlar. Mutlak Çoğunluk radikal bir partinin kurulmasına mani olursa da, bu, zorunlu bir netice değildir[13].

c) Çoğunluk Sisteminde biraz evvel  söylediğimiz gibi, iktidar veya muhalefet partisi seçilir:

Nisbi Temsilde  ise, iktidara geçecek veya muhalefette kalacak partinin ancak dörtte biri veya sekizde biri seçilebilir. Halkın tesiri ancak bu kadardır[14]. Çünkü bu sistemde hemen hemen daima Koalisyon Hükümetleri görülür. Bu sebeple çoğunluk sisteminde partiler, yalnız iktidar veya muhalefet partisi olarak yaptığı kötü icraatından veya yapmadığı işlerden mes’uldür. Nisbi Temsilde ise, mes’uliyet ortaklaşadır[15].

d) Nisbi Temsil Parlamentoda mevcut tezatları arttırır ve Milli İradenin ortaya çıkmasını güçleştirir.

Çoğunluk sisteminden ise seçimden önce tezatların ortadan kalkması, anlaşmaların yapılması sağlanmış olur ve Milli İradenin keşekkülü kolaylaşır[16].

e) Çoğunluk Sistemi, küçük partileri büyük partiye bağlaması için zorlar.

Çoğunluk Sisteminde, küçük partiler kolayca başarı elde edemediklerinden, bir müddet sonra büyük partilere katılır veya onun lehine olarak erirler.

Nisbi Temsil ise, onlara kabineye katılma imkanı verir[17].

Bu söylediklerimiz yanında üç türlü çoğunluk sistemi hakkında netice olarak şunları söyleyebiliriz:

2- Mutlak Çoğunluk

Kanaatimizce bu sistemin mahzurlu tarafları daha fazladır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, evvela, mutlak çoğunluk kolay kolay temin edilemediğinden yeniden bir seçim turuna başvurmak gerekmektedir ki, bunun da büyük yorgunluk ve masraflara mal olacağı aşikardır. İkinci olarak, ilk seçimlerde ikinci tur arasında bazı pazarlaşmalar ve entrikalara sebebiyet vermektedir. Bu bakımdan tatbikinde mahzur olduğu kanaatindeyiz. Zaten bu sistem tatbikatta çoğunlukla terk edilmiş durumdadır.

3- Basit Çoğunluk

Biraz evvel bahsettiğimiz mahzurlar burada görülmemektedir. Umumi olarak Çoğunluk Sistemi hakkında yapılan tenkitleri haklı göremekle beraber, sistemin kendi içindeki çeşitleri arasında en faydalı usuldür diyebiliriz.

4- Mevsuf Çoğunluk

Bu sistemde aranılan çoğunluk her zaman kolayca elde edilemediğinden pratik görülmemiş ve bu sebeple siyasi-hukuki tatbikata girememiş, sadece bazı derneklerin tüzük değişikliklerinde ve sert anayasaların değişikliğinde bir usul olarak kalmıştır. Bunun dışında seçim sistemi olarak faydalı olmadığı  kanaatine iştirak ederiz.

5- Memleketimiz Bakımından

a) İddilara cevaplar:

Çoğunluk Sistemi hakkında genel olarak düşüncelerimizi belirttikten sonra, şimdi de memleketimiz bakımından olan duruma geçeceğiz.

Memleketimiz bakımından en uygun sistemin hangisi olduğu hakkındaki kanaatimizi söylemeden önce, şu noktayı bilhassa belirtmek isteriz. Hukuki müesseseler muayyen bir şahsı veya cemiyeti islah edecek, onu doğru yolda götürecek tek çarı değildir. Suiniyetli idarecilerin, kanuna hürmetsiz vatandaş kitlesinin bulunduğu bir ülkede en makul ve mantıkı hukuki müesseselerin  dahi sağlam bir tatbikat tamin etmesi mümkün değildir. O sebeple insanların “hüsnüniyet”i her türlü teorik düşüncelerden önce nazara alınmalıdır.

Bu “ön esas” dan sonra ve memleketimizin sosyal ve siyasi şartları ve bünyesi muvacehesinde bize en uygun seçim sisteminin ismini verebiliriz. Kanaatimizce bu sistem ÇOĞUNLUK SİSTEMİ’dir. Bu görüşümüzün gerekçelerini evvela, ona yapılan hücumlara vereceğimiz cevaplarla belirteceğiz.

1- Çoğunluk sistemini itham edenler diyorlar ki, çoğunluk sistemi memleketimizde zümre diktatörlüğünü doğurmuştur. Hususen 1950-1960 yılları arasında bunun çok acı misalleri görülmüştür.

Kanaatimizce, bu iddia tarihi realitelere pek uymamaktadır. çünkü, iddia edildiği üzere, 1950-1960 arasındaki 10 yıllık devreyi “Dikta Rejimi” diye tavsif etmek pek mümkün değildir. Bu devrenin son yılları hakkında bu iddia biraz varit olsa bile, böyle bir neticeye, çoğunluk sisteminin direkt ve tek başına tesiri iddia edilemez. Belki daha başka faktörler de nazara alınmalıdır. Mesela, bir Anayasa Mahkemesinin mevcut bulunmaması, İdari yargının tam işleyememesi, partili kişilerin, kendi partisinden olan kimselere lüzumundan fazla bir güven beslemeleri,  onları mübalağalı sıfatlarla ve layık olmadıkları makamlara getirmeleri ve nihayet bu kabil yüksek makamları işgal edenlerin hukuka aykırı fiil ve muamelelerine göz yummaları da nazara alınmak icabeden gerçek ve fiili müessirlerdir.

2- İkinci olarak demektedirler ki, çoğunluk sistemi, bir partinin keyfi hareketlerine yol açır ve Yasama Organının fonksiyon ve tesirini hiçe indirir.

Kanaatimizce bu iddia da varit değildir. Çünkü, eğer yasama organı üzerinde kücük bir azınlığın tahakkümünden korkuluyorsa, bu, Nisbi Temsilde de husule gelebilir.Mesela, hiçbir parti Parlamentoda çoğunluğu sağlayamamış olsun. Bu durumda Koalisyon Kabinesi zarureti ortaya çıkar. Doktrinleri veya temayülleri biribirine yakın partilerin bir araya gelerek Koalisyon Kabinesi kurduklarını düşünelim. Koalisyonu teşkil ettikleri bir Koalisyon, Parlamentodaki son partilere istediği zulmü yapabilir; bunun tersi de sözkonusudur.

Binaenaleyh bir azınlığın tiktası yalnız çoğunluk sisteminin değil, Nisbi Temsil Sisteminin tatbik edildiği rejimlerde de görülebilir.

3- Üçüncü bir iddia da şudur: Çoğunluk Sisteminin  tatbik edildiği memleketlerde tek bir partinin şansı kuvvetli olmakta ve o parti kabineyi kurmaktadır. Halbuki Nisbi Temsil Sisteminde tek bir partinin tek başına çoğunluğu sağlaması kabil değildir.

Bu iddia da siyasi hayatın realitelerine uymamaktadır. Çünkü 10 Ekim 1965 ve 12 Ekim 1969 Milletvekilleri Seçimleri göstermiştir ki, bir tek parti, yani A.P., Nisbi Temsil Sisteminin tatbik edilmiş olmasına rağmen, tek başına Parlamentonun çoğunluğunu sağlayabilmiştir[18]. Demek ki, bir partinin tek başına Parlamento çoğunluğunu sağlaması, Çoğunluk Sistemine has bir netice değildir.

4- Nihayet son olarak, çoğunluk sisteminin ferdi hak ve hürriyetler aliyhine olduğu ileri sürülmektedir. Çünkü, denilmektedir, seçimi kazanan bir parti istediği kanunları Yasama Organından kolaylıkla geçirebilmekte ve böylelikle ferdi hakları rahatlıkla çiğneyebilmektedir.

Bu iddia daha çok idarecilerin şahsi karaterlerinin tezahürü ile alakalıdır. Eğer seçimi kazanan partinin ileri gelenleri “siyasi ahlak” sahibi iseler, bu iddia hiçbir zaman fiiliyata geçmeyecektir. Aksi halde Çoğunluk Sistemi bu gibi şahısların davranışlarından mes’ul tutulamaz.

Kaldı ki, halen memeleketimiz için böyle bir endişeye de mahal yoktur. Çünkü Çoğunluk sistemi kabul edilse, meticede bir tek parti Parlamentoda tek başına çoğunluğu elde etse ve Anayasa ile verilen temel hak ve hürriyetleri çiğneyen kanunlar çıkarsa bile, bunun tatbikata intikalin mani olmak her zaman mümkündür. 1982 A. 146-153 md.lerinde (1961 Anayasasının 145-152. md.lerinde) “Anayasa Mahkemesi” adlı yüksek bir mahkemenin kuruluş ve işleyişi tanzim edilmiştir. Bu mahkemenin başlıca vazifesi de, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetlemektir (A. md. 148/1). Binaenaleyh tek parti idaresinin çıkardığı ve ferdi haklar aleyhine netice doğuracak bir kanunu Anayasaya aykırılığından dolayı iptal edecektir (A. md.153/2).

Yok eğer Anayasa Mahkemesi o kanunu Anayasaya uygun görürse, artık temel hakların korunması için diğer yollara başvurulabilir ve bu neticenin kabahati de Çoğunluk Sistemine yüklenemez.

5- Memleketimizin siyasi hayatının son 20 yıla yakın devresi isbat etmiştir ki, artık Türkiye’de baskı grupları seslerini oldukça kuvvetli bir şekilde duyurmaktadırlar.  Aynı bir inceleme mevzuu olacak kadar geniş ve o derece enteresan  olan bu gelişmeye göre 1965-1971 yılları arasında  tek başına siyasi iktidarı kullanan A.P.nin yasama ve yürütme faaliyetlerine karşı oldukça kuvvetli bir fikri mukavemet müşahade edilmiştir. İstidar partisinin çıkarmayı tasarladığı birçok kanun, yürütmek istediği bazı idari faaliyetler, basının, sendikaların, gençlik teşekkülerinin, Üniversitelerin mukavemeti sayesinde veya neticesinde, gerçekleşememiştir. Bu arada Danıştayın verdiği kararların önleyici tesiri de unutulmamalıdır. Binaenaleyh Çoğunluk Sistemi neticesi tek parti siyasi iktidarı kullanacak duruma gelse bile, temel hakların ihlali o kadar kolay olmayacaktır. Nitekim misallerini yaşamış bulunuyoruz.

 


[1] BAŞGİL, A.F.Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri, 2.Kitap, 1959, sh. 23. STEIN, demokrasilerde önemli olan siyasi iktidarı kullanacak hükümetin teşkilini nazara almaktır, yoksa küçük partilere ne kadar milletvekilliğinin taksim edileceği olmadığını ifade ediyor (sh.88); Ayrıca bkz. ZIPPELIUS, sh.193 ve orada zikredilen Federal Almanya Anayasa Mahkemesi kararı.

[2] ARMAOĞLU, 58. 

[3] Bkz. BAŞGİL, A.F. sh. 411.

[4] İbid., 23. Ayrıca bkz. JELLINEK, G., Ausgewaehlten und Reden, zweiter Bd., Berlin, 1911, sh.219; KIPP, 310-311; NAWIASKY, 238.

[5] ARMAOĞLU, 62; Ayrıca bkz. ESCHENBURG, 214. 

[6]  PAYASLIOĞLU, A., Siyasi Partiler, Ankara, 1952, sh. 54’den naklen.

[7] ESCHENBURG, 203, 204.

[8]  İbid., 204. 

[9] İbid., 204-205.

[10] İbid., 205.

[11] İbid., 213.

[12] İbid., 208.

[13] İbid., 206.

[14] İbid., 210.

[15] İbid., 210.

[16] İbid., 210.

[17] İbid., 214.

[18] Rekamlar için bkz. RG. 19.10.1965 - 12.130. 12 Ekim 1969 seçimlerindeki neticeler için bkz.RG. 20.10.1969 - 13.331.


Devamı (Sonraki Sayfa) da >>>>

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
| Sonraki Sayfa

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa