1- Genel Olarak
Bugüne din devlet münasebetleri ile ilgili birkaç makale yayınlamış bulunuyoruz. Şimdi de memleketimizde son zamanlarda çok konuşulan teokrasi üzerinde bir araştırmamızı sunmak istiyoruz.
Bundan evvel yayınladığımız bir araştırmamız din devleti, dine dayalı devlet ve dini devlet başlığını taşıyordu. Ve bu çalışmalarımızda, dikkat edilirse bu kelimeyi kullanmadık, bunun yerine din devleti, dine dayalı devlet, tam dini devlet gibi tabirler kullandık. Çünki anayasalarından örnekler aktardığımız devletler ile, teokratik devletler arasında fark vardır.
Teokrasi yunanca bir kelimedir. Ve iki parçadan meydana gelir. Birincisi Theo veya Teo; ilah demektir. Kratos ise kuvvet, güç demektir. Ansiklopedilerin verdikleri ve birbirini tutan bilgilere göre, kelime olarak teokrasi: Cenab-ı Hakkın hâkimiyeti demektir. Allah’ın (veya başka bir ilahın) doğrudan yönlendirmesi ile ortaya çıkan hükümet şekli olarak ise, Dini düzen ile devlet düzeninin bir ve aynı olduğu bir hükümet demektir.
Diğer bazı açıklamalar ise şöyledir:
Türk Dil Kurumu Sözlüğü: "Teokrasi: Tanrının temsilcisi olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulundurduğu toplumsal, siyasal düzendir."
Büyük Türkçe Sözlük (Mehmet Doğan):"Teokrasi: Kendini ilah sayan veya ilahların temsilcisi olarak gören din adamlarının idaresi."
Okyanus Ansiklopedik Sözlük (Pars Tuğlacı): "Teokrasi: Tanrıdan çıktığına veya onun memur ettiği kiseler tarafından yöneltildiğine inanılan hükümet şekli."
2- Anayasa Hukuku Açısından
Görüldüğü gibi Yunanca iki kelimenin terkibinden meydana gelen teokrasi, Allah'ın gücü veya hâkimiyeti manasına geldiği halde, zamanla, bilhassa son zamanlarda devlet veya hükümet şekli manasında kullanılagelmektedir. Ama anayasa hukuku ve siyasi ilimler alanlarında, devlet ve hükümetlerin sınıflandırılmalarında teokratik olan veya olmayan devlet ve hükümetler diye ilmi-teknik bir tabir kullanılmıyor.
Bu hakimiyet şeklinde, dini hedefler önceliği haizdir. Devlet idaresi, en azından devlet başkanı v.b., din adamlarından meydana gelir. Devlet başkanının emirleri dini bir emir ve hukuk olarak kabul ve din adamlarından meydana gelen bakanlar ve ajanlar tarafından icra edilir. Kısacası, devlet idaresi, ruhban sınıfından meydana gelen bir komisyon tarafından yerine getirilir ve yürütülür.
Bu manadaki hükümet şeklinin tipik misali İsrail kurulmadan önceki sürgündeki Yahudi hükümeti ile, Vatikan devleti ve Tibet Lamaizmidir.
Görüldüğü gibi, teokrasi tabirinin hakiki manasında, dünya üzerinde çok az sayıda örnekleri vardır. Bunlara bir de, belki bir dereceye kadar, İran’ı da ilave etmek mümkündür.
Yukarıdaki özellikleri nazara alarak Vatikan devletinin özelliklerini görelim:
11 Şubat 1929 t. Latran andlaşması, papalık makamı ile İtalya arasında aktedilen ve dini hüküm ve anlaşmaları ihtiva eden Konkorda ve 7 Haziran 1929 t. Esas Teşkilatı Kanunları’na göre:
1. Bütün iktidar Papa’ya aittir (A. md. 1 ve 2)
2. Yasama fonksiyonu Papa tarafından ve Papalık makamının boşalması halinde Kardinaller Meclisi (Sacré College) tarafından ifa edilir.
3. Yürütme fonksiyonu Papa tarafından yerine getirilir, Papa isterse kendisinin tayin ettiği Valiye vekalet verebilir.
4. Yargı fonksiyonu Papaya aittir (A. md. 10) ve onun tarafından tek yargıçlara, bidayet mahkemesine, bir istinaf mahkemesi yetkilerini haiz olan Kutsal Roma Rotasına ve Yüksek Mahkemeye tevdi olunur (A. md. 10). Bütün adalet personelini Papa tayin eder.
Görülüyor ki, Vatikan Devleti, yukarıdaki tariflere uygun ve kelimenin tam manasıyla bir Teokratik devlettir. Hatta dini, yani teokratik bir monarşidir.
Bu konu ile ilgili olarak Başgil’in ifadelerini de aktaralım:
“Katolik Kilisesi, merkezi Roma’daki Vatikan ülkesi olmak üzere, ruhani bir devlet (Teokratik demek istiyor) halindedir. Bu devletin başında ve en mutlak bir hükümdar mevkiinde Papa vardır. Papa dini içtihatlarında hata etmez kabul edilir ve iktidara bir nevi seçimle gelir. Fakat bir defa Vatikan hükümetinin başına geçtikten sonra, Papanın manevi nüfuzu ve ruhani kudreti adeta hudutsuzdur: Azleder, nasbeder, hatta diyaneten tardeder. Elhasıl Papa, Katolik camiasını teşkil eden İsa ümmetinin kayıtsız şartsız ruhani reisi ve dini metbuudur.”
Bu duruma göre, devlet idaresinde dinin emirlerini nazra alan devletler teokratik devlet veya hükümet demek olmadığı gibi, anayasalarında devlet dinini, kilisesini veya mezhebini belirten devletler de teokratik devletler sayılmazlar. Memleketimizde, senelerdir, dini her hareketin bir teokratik hareket olduğunu ve Türkiye devletinin siyasi, hukuki, içtimai ve iktisadi temellerin dini esasları uydurmak için bir hareket olarak kabul ve faili TCK 163. md. si gereğince tecziyesi yoluna gidilmekteydi.
Bu manada günümüzde Suudi Arabistan’ı dahi hakiki manada Teokratik olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, devlet başkanı da dahil, idareciler, din adamı (Priest Class) değil, bir sülalenin mensuplarıdır veya Kral tarafından tayin edilmiş sivil kişilerdir.
3- Teokratik Devlet veya Hükümet Şekli (?):
Görülüyor ki, Teokratik devlet tabirine tam manasıyla uygun bir devlet bulmak oldukça güçtür ve günümüzde sayıları çok çok azdır.
Teokratik devlet olmayıp da din devleti veya dine dayalı devlet olan devletler ise, tarihte görüldüğü gibi, günümüzde de mevcuttur. Ama bu devletleri teokratik devlet kabul edemeyiz, Batı literatüründe de, kabul edilmemektedir. Çünkü teokratik devlet tabirinin yukarıdaki tarifine ve unsurlarına uymuyor.
Hatta dünya üzerinde Buda dininin resmi din kabul edildiği ve anayasasında açıkça belirtildiği eski Siyam devleti bile teokratik kabul edilmemektedir. Ama bu devlet kurulmadan önce, sürgünde Dini lider Dalai Lama’nın şahsında bir teokratik hükümet kurulmuştu. Bu hükümet "teokratik bir hükümettir." Buna yukarıda işaret etmiştik.
17 Aralık 1907 t. Bhutan Krallığı A. Budizme dayanan, Budist keşişlerin seçmen heyetini teşkil ettiği, seçildiği ve keşişlerden meydana gelen heyetlerin Yasama, Yürütme ve Yargı fonksiyonlarına sahip olduğu bir A.dır.
10 Aralık 1932 t. Siyam Devlet Anayasası, md. 3 şöyle der:
“Kralın şahsı kutsal ve masundur.”
Md. 4:
“Kral Buda dinine mensuptur ve Dini Reistir.”
Kral ayrıca, 6. md. ye göre yasama, 7. md.ye göre yürütme ve 8. md.ye göre de yargı yetkisini de haizdir, ama bunları “millet temsilcileri”, “Devlet Kurulu” (Bakanlar Kurulu) ve mahkemeler kanalı ile kullanmaktadır.
İran’a gelince: İran, 1905 de hazırlanan, 1906, 1949 ve 1957 de değişiklik yapılan A. ya göre, Şii müslümanlık devlet dinidir. Bakanlar müslüman olmak zorundadır, Parlamentonun kabul ettiği ve Kur’an ve İslam Dini esaslarına aykırı kanunları bertaraf etmek üzere altı kişilik bir Ulema heyeti bulunmaktaydı.
Monarşi’nin yıkılmasından ve İran İslam Cumhuriyetinin kurulmasından sonra yapılan ve yürürlüğe konulan A.ya (1979/1989) göre ise:
1.md.de "Kur'an'ın hâkimiyetine ... inanmaktan" bahsedilmektedir.
2.md.de İran İslâm C.nin Kelime-i Tevhide, Kur'an ve Sünnetin temeline dayandığı belirtilmektedir.
7.md.de Kur'an'ın Şüra âyeti zirkedilmekte ve buna göre hareket edileceği belirtilmektedir. (Ayrıca bkz. md.62.)
8-11. md.lerde birçok dini hüküm yer alıyor.
12.md.de İran'ın resmi dini İslâm ve 12.İmam Câferi mezhebi olduğu belirtiliyor.
107.md.de Parlâmentonun Başkanının Ayetullah Humeyni olduğu belirtiliyor.
110.md.de Anayasa'yı koruyan heyetin İslâm Hukukçularından meydana gelen üyelerinin seçimi düzenleniyor.
Netice olarak belirtelim ki, teokratik devlet tabiri Anayasa Hukuku literatüründe hiç veya nadiren kullanılan bir tabirdir. Ancak ders kitapları ile ansiklopedilerde, bilgi vermek ve dünya üzerinde çok nadir rastlanan bir uygulamaya misal olarak, ve fakat ilmi-teknik bir tabir değil, bir kelime olarak verilmektedir.
Memleketimizde ise, müslüman fikir adamları ve münevverler tarafından ileri sürülen her İslami mutevalı fikir ve davranışı, teokratik devlet kurma teşebbüsü olarak tavsif edilmiştir; bu durum senelerce devam etmiştir (en az yarım asır) ve maalesef halen de kısmen devam etmektedir.
Bu şekilde, tamamen ilim dışı, dünyadaki realitelerden habersiz, ya da onları kasden gözardı ederek, müslüman münevverlerin fikri faaliyetlerine parya muamelesi yapmaya kalkışmak medeni bir davranış değildir.
Değil Türkiye’de, dünyada dahi teokratik devlet 2-3 devletten başka mevcut değildir.
İslâm Devletinin teokratik bir devlet olmadığı gerçeği böylece ortaya çıkmış bulunuyor. Zaten İslâm Kamu Hukuk üzerine derin ve geniş inceleme yapan ilim adamları da bu gerçeği her zaman açıkça belirtmişlerdir.
Bir misal olarak şu ifadeleri vermek isterim (Dr.Fethi Dureyni, Beki, sh.119'dan naklen):
"İslam hükümeti (devleti), kesinlikle teokratik bir devlet değildir. Çünkü teokratik devlet, ya mukkaddes İlahi hakkın kendisine hulül ettiği masum, lahuti bir devlettir (hükümettir) veya sözde İlahi tefviz ile kurulan mutlak irade sahibi bir devlettir ki, masum olduğu ve halka karşı değil, sadece tanriya karşı sorumlu bulunduğu için, dilediği şekilde halkı yönetme hakkına sahip bir devlettir. Bu mukkaddes ilahi hak veya bu ilahi selahiyet düşüncesi, bir yandan papa ile kral öte yandan kral ile şövalyeler arasında şiddetli bir çekişmenin devam ettiği bir dönemde, yabancı siyaset hukukunun, özellikle Fransız hukukunun istibdat yönetimini ve yöneticinin mutlak tasarrufatını meşru göstermek için icad ettiği bir düşüncedir."
"Keza muasır İslam Bilginlerinden Afif Abdulfettah Tabbarede İslamda yönetim sistemini izah ederken İslami hükümetin kesinlikle teokratik bir hükümet olmadığını ifade ettikten sonra şöyle devam ediyor: Din devleti olarak terceme edilen teokratik devlet, din veya devlet adamlarından olan yöneticisinin, yetkisini Allah'dan aldığını iddia ettiği ve kendi heva ve heveslerine göre çıkardığı kanunlarla halkı yönetmeye çalıştığı devlet biçimidir. Keza teokratik devletin başkanı olan Papa, yalnız Kardinaller arasından ve onlar tarafından seçilebilir. Ayrıca başkasının günahlarını affetmek veya afaroz etmek yalnız Papanın elinde olduğu gibi, Kitab-ı Mukaddesi yorumlamak da Papaya mahsus bir yetkidir. Buna karşın Kur'an-ı Kerim'in getirdiği hukukla halkı yönetmeye çalışan İslam devletindeki yönetici, din adamı değil, millet tarafından seçilen bir kişidir. Halifenin elinde başkasının günahını bağışlamak veya Allah'ın rahmetinden uzaklaştırma gibi bir yetki ve selahiyet de yoktur. Böyle bir yetki değil din alimi veya halifeye, Peygambere dahi verilmemiştir. Kur'an-ı Kerim'i yorumlama hususunda da halife kendi bilgisi oranında diğer İslam bilginlerinin sahip oldukları kadar yetkilidir. Ayrıca İslam devleti millet adına yürütme, yargı ve tefvizi hukuk alanında da yasama yetkilerini kullanmakla mükelleftir. Bunun içindir ki Allah Teala bir ayette, "Ey mü'minler! Size kısas yazıldı.", bir başka ayette de "Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz" diye tüm mü'minlere hitap etmektedir." (Beki, sh.118-119'dan naklen)
İslâm Devletinin, teokratik değil, ama dine dayalı bir devlet olduğunu söylemek mümkündür: Yani devlet idaresinin genel prensipleri, halkın hak ve hürriyetleri ile devlet idarecilerini kontrol hakları ve imkanları-yolları ayet ve hadislerde ifade edilmeştir. Bu konudaki ayet ve hadisleri, siyasi naslar (hükümler) diye adlandıracak olursak, sayısının ancak %1 oranında olduğunu görürüz. Yanı 6666 Kur'an âyetinin ancak 60-70 âyeti -ve yaklaşık 10.000 hadisin de en çok 100 kadarı Devlet idaresine, yani siyasete aittir. % 99'u iman, âhiret, ibadet ve ahlâk üzerinedir. Bu tesbit sağlıklıdır ve güvenilir kaynaklarda belirtilmiştir. Devlet idaresinde, ihtiyaç duyulun kaideler bu kadar olmadığından, % 1 dışında kalıp da insanların ve zamanın ihtiyaçlarına göre, çağdaş müessese ve metodlardan istifade edilip alanıbilir. Yeterki bunlar İslâm Hukukunun temel normlarına aykırı olmasın.