İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Teokrasi Ne Demektir -I-

Kategori: TEOKRASI

 

Teokrasi ne demektir?

 

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

(Anayasa Hukuku Profesörü)

 

1- Genel Olarak

Bugüne din devlet münasebetleri ile ilgili birkaç makale yayınlamış bulunuyoruz. Şimdi de memleketimizde son zamanlarda çok konuşulan teokrasi üzerinde bir araştırmamızı sunmak istiyoruz.

 

Bundan evvel yayınladığımız bir araştırmamız din devleti, dine dayalı devlet ve dini devlet başlığını taşıyordu.* Ve bu çalışmalarımızda, dikkat edilirse bu kelimeyi kullanmadık, bunun yerine din devleti, dine dayalı devlet, tam dini devlet gibi tabirler kullandık. Çünki anayasalarından örnekler aktardığımız devletler ile, teokratik devletler arasında fark vardır.

 

Teokrasi yunanca bir kelimedir. Ve iki parçadan meydana gelir. Birincisi Theo veya Teo; ilah demektir. Kratos ise kuvvet, güç demektir. Ansiklopedilerin verdikleri ve birbirini tutan bilgilere göre, kelime olarak teokrasi: Cenab-ı Hakkın hâkimiyeti demektir. Allah’ın (veya başka bir ilahın) doğrudan yönlendirmesi ile ortaya çıkan hükümet şekli olarak ise, Dini düzen ile devlet düzeninin bir ve aynı olduğu bir hükümet demektir.

 

Diğer bazı açıklamalar ise şöyledir:

 

Türk Dil Kurumu Sözlüğü: "Teokrasi: Tanrının temsilcisi olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulundurduğu toplumsal, siyasal düzendir."

 

Büyük Türkçe Sözlük (Mehmet Doğan):"Teokrasi: Kendini ilah sayan veya ilahların temsilcisi olarak gören din adamlarının idaresi."

 

Okyanus Ansiklopedik Sözlük (Pars Tuğlacı): "Teokrasi: Tanrıdan çıktığına veya onun memur ettiği kiseler tarafından yöneltildiğine inanılan hükümet şekli."

 

         2- Anayasa Hukuku Açısından

Görüldüğü gibi Yunanca iki kelimenin terkibinden meydana gelen teokrasi, Allah'ın gücü veya hâkimiyeti manasına geldiği halde, zamanla, bilhassa son zamanlarda devlet veya hükümet şekli manasında kullanılagelmektedir. Ama anayasa hukuku ve siyasi ilimler alanlarında, devlet ve hükümetlerin sınıflandırılmalarında teokratik olan veya olmayan devlet ve hükümetler diye ilmi-teknik bir tabir kullanılmıyor.

 

Bu hakimiyet şeklinde, dini hedefler önceliği haizdir. Devlet idaresi, en azından devlet başkanı v.b., din adamlarından meydana gelir. Devlet başkanının emirleri dini bir emir ve hukuk olarak kabul ve din adamlarından meydana gelen bakanlar ve ajanlar tarafından icra edilir. Kısacası, devlet idaresi, ruhban sınıfından meydana gelen bir komisyon tarafından yerine getirilir ve yürütülür.

 

Bu manadaki hükümet şeklinin tipik misali İsrail kurulmadan önceki sürgündeki Yahudi hükümeti ile, Vatikan devleti ve Tibet Lamaizmidir.[1]

         Görüldüğü gibi, teokrasi tabirinin hakiki manasında, dünya üzerinde çok az sayıda örnekleri vardır. Bunlara bir de, belki bir dereceye kadar, İran’ı da ilave etmek mümkündür.

Yukarıdaki özellikleri nazara alarak Vatikan devletinin özelliklerini görelim:

11 Şubat 1929 t. Latran andlaşması, papalık makamı ile İtalya arasında aktedilen ve dini hüküm ve anlaşmaları ihtiva eden Konkorda ve 7 Haziran 1929 t. Esas Teşkilatı Kanunları’na göre:

1.   Bütün iktidar Papa’ya aittir (A. md. 1 ve 2)

2.   Yasama fonksiyonu Papa tarafından ve Papalık makamının boşalması halinde Kardinaller Meclisi (Sacré College) tarafından ifa edilir.

3.   Yürütme fonksiyonu Papa tarafından yerine getirilir, Papa isterse kendisinin tayin ettiği Valiye vekalet verebilir.

4.   Yargı fonksiyonu Papaya aittir (A. md. 10) ve onun tarafından tek yargıçlara, bidayet mahkemesine, bir istinaf mahkemesi yetkilerini haiz olan Kutsal Roma Rotasına ve Yüksek Mahkemeye tevdi olunur (A. md. 10). Bütün adalet personelini Papa tayin eder.[2]

Görülüyor ki, Vatikan Devleti, yukarıdaki tariflere uygun ve kelimenin tam manasıyla bir Teokratik devlettir. Hatta dini, yani teokratik bir monarşidir.[3]

 

         Bu konu ile ilgili olarak Başgil’in ifadelerini de aktaralım:

         “Katolik Kilisesi,  merkezi Roma’daki Vatikan ülkesi olmak üzere, ruhani bir devlet (Teokratik demek istiyor) halindedir. Bu devletin başında ve en mutlak bir hükümdar mevkiinde Papa vardır. Papa dini içtihatlarında hata etmez kabul edilir ve iktidara bir nevi seçimle gelir. Fakat bir defa Vatikan hükümetinin başına geçtikten sonra, Papanın manevi nüfuzu ve ruhani kudreti adeta hudutsuzdur: Azleder, nasbeder, hatta diyaneten tardeder. Elhasıl Papa, Katolik camiasını teşkil eden İsa ümmetinin kayıtsız şartsız ruhani reisi ve dini metbuudur.”[4]

 

Bu duruma göre, devlet idaresinde dinin emirlerini nazra alan devletler teokratik devlet veya hükümet demek olmadığı gibi, anayasalarında devlet dinini, kilisesini veya mezhebini belirten devletler de teokratik devletler sayılmazlar. Memleketimizde, senelerdir, dini her hareketin bir teokratik hareket olduğunu ve Türkiye devletinin siyasi, hukuki, içtimai ve iktisadi temellerin dini esasları uydurmak için bir hareket olarak kabul ve faili TCK 163. md. si gereğince tecziyesi yoluna gidilmekteydi.

 

Bu manada günümüzde Suudi Arabistan’ı dahi hakiki manada Teokratik olarak kabul etmek mümkün değildir. Çünkü, devlet başkanı da dahil, idareciler, din adamı (Priest Class) değil, bir sülalenin mensuplarıdır veya Kral tarafından tayin edilmiş sivil kişilerdir.

 

3- Teokratik Devlet veya Hükümet Şekli (?):

Görülüyor ki, Teokratik devlet tabirine tam manasıyla uygun bir devlet bulmak oldukça güçtür ve günümüzde sayıları çok çok azdır.

 

Teokratik devlet olmayıp da din devleti veya dine dayalı devlet olan devletler ise, tarihte görüldüğü gibi, günümüzde de mevcuttur. Ama bu devletleri teokratik devlet kabul edemeyiz, Batı literatüründe de, kabul edilmemektedir. Çünkü teokratik devlet tabirinin yukarıdaki tarifine ve unsurlarına uymuyor.

 

Hatta dünya üzerinde Buda dininin resmi din kabul edildiği ve anayasasında açıkça belirtildiği eski Siyam devleti bile teokratik kabul edilmemektedir. Ama bu devlet kurulmadan önce, sürgünde Dini lider Dalai Lama’nın şahsında bir teokratik hükümet kurulmuştu. Bu hükümet "teokratik bir hükümettir." Buna yukarıda işaret etmiştik.

 

17 Aralık 1907 t. Bhutan Krallığı A. Budizme dayanan, Budist keşişlerin seçmen heyetini teşkil ettiği, seçildiği ve keşişlerden meydana gelen heyetlerin Yasama, Yürütme ve Yargı fonksiyonlarına sahip olduğu bir A.dır.

 

10 Aralık 1932 t. Siyam Devlet Anayasası, md. 3 şöyle der:

“Kralın şahsı kutsal ve masundur.”

Md. 4:

         “Kral Buda dinine mensuptur ve Dini Reistir.”

 

         Kral ayrıca, 6. md. ye göre yasama, 7. md.ye göre yürütme ve 8. md.ye göre de yargı yetkisini de haizdir, ama bunları “millet temsilcileri”, “Devlet Kurulu” (Bakanlar Kurulu) ve mahkemeler kanalı ile kullanmaktadır.

 

         İran’a gelince: İran, 1905 de hazırlanan, 1906, 1949 ve 1957 de değişiklik yapılan A. ya göre, Şii müslümanlık devlet dinidir. Bakanlar müslüman olmak zorundadır, Parlamentonun kabul ettiği ve Kur’an ve İslam Dini esaslarına aykırı kanunları bertaraf etmek üzere altı kişilik bir Ulema heyeti bulunmaktaydı.

 

         Monarşi’nin yıkılmasından ve İran İslam Cumhuriyetinin kurulmasından sonra yapılan ve yürürlüğe konulan A.ya (1979/1989) göre ise:

         1.md.de "Kur'an'ın hâkimiyetine ... inanmaktan" bahsedilmektedir.

         2.md.de İran İslâm C.nin Kelime-i Tevhide, Kur'an ve Sünnetin temeline dayandığı belirtilmektedir.

         7.md.de Kur'an'ın Şüra âyeti zirkedilmekte ve buna göre hareket edileceği belirtilmektedir. (Ayrıca bkz. md.62.)

         8-11. md.lerde birçok dini hüküm yer alıyor.

         12.md.de İran'ın resmi dini İslâm ve 12.İmam Câferi mezhebi olduğu belirtiliyor.

         107.md.de Parlâmentonun Başkanının Ayetullah Humeyni olduğu belirtiliyor.

         110.md.de Anayasa'yı koruyan heyetin İslâm Hukukçularından meydana gelen üyelerinin seçimi düzenleniyor.

 

         Netice olarak belirtelim ki, teokratik devlet tabiri Anayasa Hukuku literatüründe hiç veya nadiren kullanılan bir tabirdir. Ancak ders kitapları ile ansiklopedilerde, bilgi vermek ve dünya üzerinde çok nadir rastlanan bir uygulamaya misal olarak, ve fakat ilmi-teknik bir tabir değil, bir kelime olarak verilmektedir.

 

         Memleketimizde ise, müslüman fikir adamları ve münevverler tarafından ileri sürülen her İslami mutevalı fikir ve davranışı, teokratik devlet kurma teşebbüsü olarak tavsif edilmiştir; bu durum senelerce devam etmiştir (en az yarım asır) ve maalesef halen de kısmen devam etmektedir. [5]

         Bu şekilde, tamamen ilim dışı, dünyadaki realitelerden habersiz, ya da onları kasden gözardı ederek, müslüman münevverlerin fikri faaliyetlerine parya muamelesi yapmaya kalkışmak medeni bir davranış değildir.

 

Değil Türkiye’de, dünyada dahi teokratik devlet 2-3 devletten başka mevcut değildir.  

İslâm Devletinin teokratik  bir devlet olmadığı gerçeği böylece ortaya çıkmış bulunuyor. Zaten İslâm Kamu Hukuk üzerine derin ve geniş inceleme yapan ilim adamları da bu gerçeği her zaman  açıkça belirtmişlerdir.[6]

 

Bir misal olarak şu ifadeleri vermek isterim (Dr.Fethi Dureyni, Beki, sh.119'dan naklen):

"İslam hükümeti (devleti), kesinlikle teokratik bir devlet değildir. Çünkü teokratik devlet, ya mukkaddes İlahi hakkın kendisine hulül ettiği masum, lahuti bir devlettir (hükümettir)  veya sözde İlahi tefviz ile kurulan mutlak irade sahibi bir devlettir ki, masum olduğu ve halka karşı değil, sadece tanriya karşı sorumlu bulunduğu için, dilediği şekilde halkı yönetme hakkına sahip bir devlettir. Bu mukkaddes ilahi hak veya bu ilahi selahiyet düşüncesi, bir yandan papa ile kral öte yandan kral ile şövalyeler arasında şiddetli bir çekişmenin devam ettiği bir dönemde, yabancı siyaset hukukunun, özellikle Fransız hukukunun istibdat yönetimini ve yöneticinin mutlak tasarrufatını meşru göstermek için icad ettiği bir düşüncedir."

 

"Keza muasır İslam Bilginlerinden Afif Abdulfettah Tabbarede İslamda yönetim sistemini izah ederken İslami hükümetin kesinlikle teokratik bir hükümet olmadığını ifade ettikten sonra şöyle devam ediyor: Din devleti olarak terceme edilen teokratik devlet, din veya devlet adamlarından olan yöneticisinin, yetkisini Allah'dan aldığını iddia ettiği ve kendi heva ve heveslerine göre çıkardığı kanunlarla halkı yönetmeye çalıştığı devlet biçimidir. Keza teokratik devletin başkanı olan Papa, yalnız Kardinaller arasından ve onlar tarafından seçilebilir. Ayrıca başkasının günahlarını affetmek veya afaroz etmek yalnız Papanın elinde olduğu gibi, Kitab-ı Mukaddesi yorumlamak da Papaya mahsus bir yetkidir. Buna karşın Kur'an-ı Kerim'in getirdiği hukukla halkı yönetmeye çalışan İslam devletindeki yönetici, din adamı değil, millet tarafından seçilen bir kişidir. Halifenin elinde başkasının günahını bağışlamak veya Allah'ın rahmetinden uzaklaştırma gibi bir yetki ve selahiyet de yoktur. Böyle bir yetki değil din alimi veya halifeye, Peygambere dahi verilmemiştir. Kur'an-ı Kerim'i yorumlama hususunda da halife kendi bilgisi oranında diğer İslam bilginlerinin sahip oldukları kadar yetkilidir. Ayrıca İslam devleti millet adına yürütme, yargı ve tefvizi hukuk alanında da yasama yetkilerini kullanmakla mükelleftir. Bunun içindir ki Allah Teala bir ayette, "Ey mü'minler! Size kısas yazıldı.", bir başka ayette de "Hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerini kesiniz" diye tüm mü'minlere hitap etmektedir." (Beki, sh.118-119'dan naklen)

 

İslâm Devletinin, teokratik değil, ama dine dayalı bir devlet olduğunu söylemek mümkündür: Yani devlet idaresinin  genel prensipleri, halkın hak ve hürriyetleri ile devlet idarecilerini kontrol hakları ve imkanları-yolları ayet ve hadislerde ifade edilmeştir. Bu konudaki  ayet ve hadisleri, siyasi naslar (hükümler) diye adlandıracak olursak, sayısının ancak %1 oranında olduğunu görürüz. Yanı 6666 Kur'an âyetinin ancak 60-70 âyeti -ve yaklaşık 10.000 hadisin de en çok 100 kadarı Devlet idaresine, yani siyasete aittir. % 99'u iman, âhiret, ibadet ve ahlâk üzerinedir. Bu tesbit sağlıklıdır ve güvenilir kaynaklarda belirtilmiştir.[7] Devlet idaresinde, ihtiyaç duyulun kaideler bu kadar olmadığından, % 1 dışında kalıp da  insanların ve zamanın ihtiyaçlarına göre, çağdaş müessese ve metodlardan istifade edilip alanıbilir.[8] Yeterki bunlar İslâm Hukukunun temel normlarına aykırı olmasın.[9]



* Bkz.Prof.Dr.Hayri DOMANİÇ’e 80.yaş günü  armağanı İstanbul 2001 Beta yayınları sy.1144/1157,

[1] Bkz. Der Grosse Brockhaus, The Oxford Universal Dictionary Illustrated, Larousse, Encyclopedia Americana vd.

Encyclopedia International ilave olarak şu bilgileri de veriyor. Teokratik idareci olarak Allah-Kral ile Ruhban-Kral arasında bir ayırım yapılabilir. Mesela Mısır firavunları bir Allah-Kral olarak hüküm sürdüler. Dalai Lama, Budha'nın ruhunun yeniden vücuduna girdiği (reincarnation) bir yaşayan ilah olarak Tibet'de idarecilik yapmıştır. Eski Mezopotamya'nın  ruhban kralları ise, ilahların temsilcileri olarak kendi tebaları üzerinde hükmetmişlerdir. Bugünkü Papalık devleti ise, bu tür bir teokratik anlayışın gelişmiş şeklidir.

 Batılıların "Civitas dei" dedikleri "Rabbani Devlet", bu mananın latince ifadesidir. Bu manada Avrupa'da sade Vatikan (Papalık) devleti teokratik bir devlettir. Bu kavramın çağlar boyunca aldığı mana ve uygulaması için bkz. Mustafa Alkan, Teokrasi, İslamiyet ve Hilafet, İslam'ın Bugünkü Meseleleri (Ortak eser), İst., 1997, sh. 358 vd.

 Bu kavram ile dolaylı olarak ilgili üç kavramın manası için şu makaleye bkz. Çoşkun Değirmencioğlu, Lâiklik, Klerikalizm ve Antiklerikalizm, in:Islamın  Bugünkü Meseleleri (Ortak eser)İst, 1997, sh. 217-230.

 Ayrıca bkz. Hüseyin Hatemi,  İslâm Devletinin Yapısı, İstanbul, 1973, sh. 50: " İslâm Devleti'nin "teokratik"  olup olmadığı hakkında bir gerçeklik (şe'niyet, realite) hükmü vermek isteyenler, önce kendi zihinlerindeki "teokrasi" kavramının açıklığa kavuşturmalı, "teokrasi"den ne  anladıklarını tesbit etmeli, sonra da bu kavram ile yukarıdaki açıklamaları karşılaştırmalıdırlar.  İslâm Hukuku'nun ana kaynakları olarak Kur'an-ı Kerim'in ve Hadis-i Şeriflerin kabul edilmesi vâkıası, "teokrasi"den bahsetmelerine yetecekse, "İslâm Devleti teokratiktir" diyebiliriz. Yetmeyecekse, verecekleri hüküm değişmelidir."  Aynı görüş: Alkan, op.cit, 362, 363, 367.

Lamaizm'in halen yaşayan lideri Dalai Lama hakkında çeşitli dillerde incelemeler  yapılmış, kitaplar yayınlanmıştır. Yarım asırdan fazla bir zamandır, budistlerin lideri olan Dalai Lama hem dini, hem de  politik bir liderdir. Sürgünde yaşadığı Hindistan'ın küzeyinde bir Sürgün hükümeti kurmuştur: Anayasası, Bakanları ve bürokratları olan bir dini devlet ve hükümettir. Dalai Lama, bir budist din adamı, budist keşişlerin dini lideri, hatta budist bir peygamberdir, aynı zamanda budist devletin de başkanıdır. Bu konularda son olarak yayınlanan bir röportaj ve inceleme (Zehra Güngör tarafından), Milliyet Gazetesinin 29 Kasım 1998 tarihli nüshasından itibaren yayınlanmıştır.

 Şunu da belirtelim: Bazı devlet anayasalarında Devlet başkanının, hukuki, cezai ve siyasi mesuliyetinin olmadığı ve şahsının masun (korunmuş-dokunulmaz), hatta kutsal olduğu belirtilmiştir. Meselâ bkz. Danimarka A.md. III/13: "Kral, işlemlerinden mes'ul değildir, şahsı kutsaldır." 1876 t. anayasamızda 5.md.si de benzer bir hüküm ihtiva ediyordu ve şöyleydi: "Zât-ı Hazret-i Padişahi'nin nefs-i hümayunu mukaddes ve gayri mes'uldür."  Buna rağmen, bu tip devletlere teokratik sıfatını veremiyoruz, çünki teokrasinin diğer şartları mevcut değildir. Bu açıdan, Arsel'in (Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına, Ankara, 1975, sh.156) teokrasiyi tarifi, ancak ve sadece bu özelliğe uyuyor ve bu sebeple hatalıdır.

[2] Bkz. LÜTEM, İlhan, Yeni Anayasalar, Ankara, 1952, c. IV, 1546

[3] İbid, 1545

[4] (sh. 98/ dipnot 54).

[5] Seneler önce yazılan şu cümleleri, tasvip ederek buraya alıyorum:

 "... "teokrasi"den kastedilen, İslâm Devleti'nin teşkilatlanmasını düzenleyen ve yetkileri ile görevlerini belirten İslâm Hukukunun ilâhi bir kaynağa dayanması ise, esasen bunu herkes bilir ve kimse inkâr edemez. Fakat, kastedilen bu değil de devletin başında bulunan kişinin, Devlet reisinin, Papa gibi, yahut Japon İmparatorları veya firavunlar gibi "yanılmaz", "kutsal", hatta "lâhuti" şahsiyetler olduğu söylenmek isteniyorsa, bu telâkki İslâm Hukuku'na Şeriat'e, Fıkh'a tamamiyle yabancıdır. (Hatemi, sh. 48-49).

 Yukarıda cümlelerdeki tesbite ve ilmi neticeye tamamen uygun bir eser şudur: İlhan Arsel: Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayaşına, Ankara, 1975, AÜHF y. Bu eserin içindeki açıklamalar ve varılan neticeleri ilmi ve objektif kabul etmiyor, bu  sebeple ona referans verip, üzerinde durmuyoruz. Batılı müellifler bile, İslâm devletinin hakiki mânasında bir teokratik devlet olmadığını, olsa olsa bir eşitlik ve kardeşlik  esasına dayalı lâik-teokratik bir devlet olduğuna dair beyanda bulunurken (Bkz.Loui Gardes, La CiteMusulman, 3. bası., Paris, 1969-Hatemi 56/8 den naklen), Arsel'in incelemesini tenkit ve tahlil etmek istemeyiz.

 Aynı şekilde  batılı kaynaklara (?!) dayanarak İslâm Hukukuna göre devletin teokratik olduğunu kabul ve iddia  eden Tarık Zafer TUNAYA'nın düşünceleri de (" ... İslâm Devleti bir Teokrasidir. Şu nedenle ki: Teokrasi hâkimiyet ve iktidarın toplum dışı (?), tanrısal (ilâhi) bir kaynaktan doğduğunu kabul eder. İslâm Devletinde de bu kaynak toplum içi (?)  olmayınca, halkın iktidarın sahibi olduğu fikri de bir tarafa bırakılmış olur. Bugünkü deyimiyle demokrasiden, halkın devlet idaresine katılmasından, söz edilemez. Türkiyenin Siyasi Gelişmeleri-Eski Türkler, İslâm Devleti, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, İstanbul, 1970, sh. 108), ilmi dayanaklardan mahrumdur. O kadar ki, İslâm Hukukunu (veya Fıkhını) anlatırken veya İmam Gazzali'nin görüşlerini naklederken bile batılı müelleflerin makalelerine  ve kitaplarına dayanarak iddiaları ileri sürmüştür. (sh.102 vd.).

Bu arada belirtelim ki, İslâm ve Demokrasi kavramları zıt değil biribiriyle bağdaşan ve uyuşan  kavramlarıdır. Bunun aksine iddialar (mesela bkz. Abdülaziz Beki, İslam Hukukunda Siyasi Yönetim, Kayseri, 1998 Bekke y. sh. 135 vd.) ilmi dayanaktan mahrumdur.   Bu konuda bkz.Servet ARMAĞAN, İslâm Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, Ankara, 1996, 3.b.Diyanet  İşleri B.y. sh. 119 vd., 201 vd. Mevdudi, 182 vd. 453 vd., 530 vd., Servet ARMAĞAN, İslam Hukuku ve Bazı Modern Müesseseler, Prof.Dr.Ali Bozer'e Armağan, sh.619-639 (sh.621 vd.), Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma  Enstitüsü  y. Ankara, 1998.  Mevdudi aşağıdaki 15.nota bkz.

Son olarak, bir gazetede yer alan habere göre (Hürriyet, 6.12.1998, sh.27), Süleyman Demirel Ü.İlâhiyat Fakültesinde kabul edilen bir Master Tezinde de aynı netice belirtilmiştir.

Yine belirtilem ki, yukarıda Fransız müellifin kullandığı "theocratigue laigue et egalitaire" veya Mevdudi'nin kullandığı "theo-democracy" (İlâhi Cumhuri hükümet) tabirleri de ( sh.173) benimsenmemiş ve yerleşmemiştir.

Dine dayalı veya Din devleti tabirine uygun tipik bir misal olan İran'da, İslâm Cumhuriyetini, demokratikleştirmek için, son zamanlarda hukuki ve sosyal reformlar yapılmaktadır. (Bkz. Ruşen Çakır, Hateminin İranı, 7/XII/1998'den itibaren Milliyet bilhassa, 8/XII/1999).

 [6] Harun Han Şirvanı, İslâmda Siyasi Düşünce ve İdare (Terc: Kemal Kuşcu), Ankara, 1965, sh.311 vd. Ebu'l-Alâ El-Mevdudi, İslâm'da Hükümet (Terc: Ali Genceli), Ankara, ( ?), 172 vd., 22 vd., 430 vd., Hilafet-Saltanat (Terc., Ali Genceli), İstanbul, 1972, sh. 34-57 vd.; 118 vd.; Münir Hamid El-Beyati,  Ed-Devletu-l-Kanuniyyetu ve Nizamu's Siyasuyyu'l İslami, Bağdad, 1978, sh. 241 vd., 348 vd., Abdülkerim Zeydan,  İslâm Hukukunda Ferd ve Devlet (İslâm Anayasa Hukuku), 1970, (?), IIFSO y. sh.25 vd.; Ahmet Akgündüz, Eski Anayasa Hukukumuz ve İslam Anayasası, İst, 1989, Timaş y, sh. 8 vd., 122 vd. Beki, sh. 118 vd. ve orada zikredilen meşhur yazar ve araştırmacılar.

[7] Servet Armağan: İslâm Hukukunun Asli Kaynakları, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi İslâm Tetkikleri Dergisi, 1980, adlı makalemiz ve orda zikredilen kaynaklar.

[8] Bu şekilde davranış mâkul (kabul edilebilir) olduğu gibi, aksine, şu hadis gereğince müslümanlara ve idarecilerine de düşen bir vecibedir: Hz. Peygamber (ASM) buyuruyor ki:

"Hikmet, müminin kaybolmuş bir malı gibidir. Onu nerede bulsa, herkesden önce alma hakkına sahiptir." (Bkz. Tirmizi, İlim, No:2611; İbn-i Mâce, Zühd, No:4159).

[9] Ayrıca bkz. Servet ARMAĞAN, İslâm Hukukunda İçtihad Kaynakları, Ümit Y.Doğanay Armağanı, İÜSBF  y., 1981, İst. c.1.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/2/2007 - Teokrasi Ne Demektir -II-

Kategori: TEOKRASI

Teokrasi ne demektir?

 

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

(Anayasa Hukuku Profesörü)


<<<<< Baştarafı Önceki sayfada

 

4- İslâm Devleti-Lâiklik:

Yukarıdaki kavramları anlatınca hatıra gelen bir konu, İslam Devleti, Din devleti, dini devlet veya dine dayalı devlet kavramları ile Lâiklik prensibinin karşılıklı münasebetidir. Mahiyeti itibariyle ayrı ve üstelik geniş bir konu olduğundan, bu münasebetin açıklamasını ayrı bir makale çerçevesinde ele almayı tercih ederiz[1].

 

Neticeler:

Yukarıdaki  açıklamalarımızdan çıkardığımız neticeleri şöyle özetleyebiliriz:

Anayasalarda yer alan hükümleri nazara alarak  din ve devletin karşılıklı münasebetlerinin sıklığı bakımından devletleri şöyle bir sıralamaya tabi tutabiliriz.

 

1- Laik devletler-anayasalar        :

Bu devletlerde devletin din kavramına ve hükümlerine mesafesi uzaktır. Ancak geniş manada laik olan devletler, vatandaşlarına, din ve vicdan hürriyeti tanımış bulunmaktadırlar. Bu gruba giren devletler bu makalenin konusu dışında kalmaktadır. Dünyada 25 kadar devlet, anayasalarında  laik olduklarını belirtmişlerdir.[2]

 

2- Dine  dayalı devletler:

Bu devletlerin anayasalarında devletin dini veya mezhebi belirtilmiştir. Devletin bu din veya mezhep mensuplarına yardım edeceği v.b. hükümler anayasasında yer almaktadır. Ancak devlet,  din hükümlerinin bütün devlet hayatında ve fonksiyonlarının icrasında bir mükellefiyet olarak  yüklenmiş değildir. Yukarıda bu gruba giren devletlere misaller verdik.  1924 anayasası da böyle bir anayasadır diyebiliriz. Avrupa ve dünya devletlerinin ise büyük bir kısmı bu gruba girerler.

 

3- Din Devleti- dini devlet:

Bu devletlerde, bir din veya mezhebin hükümlerinin icrası ve korunması o devletin organlarının vazifesi olarak kabul edilmiştir. 1876 A. ile 1921 Anayasalarımız bu gruba misal verilebilir. Ayrıca İsrail, İran ve Suudi Arabistan misal verilebilir.

 

4- Teokratik Devlet:

Bu devlette Anayasa, Devlet Başkanı, yasama, yürütme ve yargı organları ile diğer kamu görevlileri din adamıdırlar: Devlet başkanı dini reistir, hatta o dinin kutsal başkanı sayılır.Veya peygamberi kabul edilir. Devlet fonksiyonları da tamamiyle o dinin hükümlerine  yüzde yüz uygun olarak icra  edilmek mecburiyetindedir.

 

Türkiyemizde teokratik bir anayasa kabul ve tatbik edilmiş değildir. Zaten dünyada bu teokratik devletlerin sayısı çok azdır: Bhutan Krallığı, Lama devleti ve Vatikan gibi.

 

3. ve 4. gruba giren devletler bazan değil, çoğu defa karıştırılmaktadır. Memleketimizde ise, din ve vicdan hürriyetinin tatbikatından olan  her fiil ve davranış çoğu defa teokratik diye adlandırılmaktadır. Bu büyük bir yanlıştır.

 

Bu duruma göre; din ve din hükümlerinden uzaklık bakımından pramidin en altında laik devlet, daha üstte, dine dayalı devlet,  daha sonra  Din Devleti veya Dini devlet, pramidin zirvesinde ise Teokratik devlet  kavramları ve uygulaması yer alıyor demektir.

 

Son olarak belirtelim ki: Bu ayırımlar, anayasalarda yer alan çeşitli ve farklı hükümler (variaton) karşısında kati olarak her anayasaya veya devlete tam olarak intibak ettirilip uygulanamaz.

 

5- Teokratik Devlet, Bir Devlet veya Hükümet Çeşidi (türü ) Değildir:

Biraz yurkarıda "Teokratik Devlet" başlığını kullandık, ama bu, bir devlet veya hükümet çeşidi veya türü değildir. Anayasa hukukçuları devletleri çeşitli kriterlere göre ayırıma tabi tutmuşlar ve devlet türlerini ortaya çıkarmışlardır. Bunlar arasında teokratik devlet ve teokratik olmayan devlet diye bir ayrım yoktur.[3]       

         Olsa olsa din-devlet münasebtleri konusunda, Devletlerin dine tabi olup olmamaları anlatılırken, bu konuya temas edilebilir ve edilmektedir. Yoksa devlet çeşitleri tesbit ve kalaisifikasyon yapılırken, böyle bir ayrım yapılmıyor.

 

6- Böyle bir devlet türünün ilmi literatürde yer almamasının haklı bir sebebi şudur: Yukarıda da dediğimiz gibi, teokratik devlet, devlet idarecileri ile devlet fonksiyonlarının tamamen dini esaslara uygun yürütülmesini ifade eden bir tabirdir.  (Yasama, yürütme ve yargı organları ile devlet başkanı ve kamu görevlilerinin hepsinin din adamından (Sacre College)  (Priest Class) meydana gelir. Ve böyle kurulmuş ve bu esaslara dayalı devam eden bir  devlet bulmak da çok istisnai bir durumdur. Nitekim halen dünya üzerinde ancak  papalık devleti ile Tibet  Lama devleti teokratik devlet tabirine uygun bulunmaktadır.

         Bu sebeple ilim adamları Anayasa Hukuku ve siyaset bilimi sahasında devlet türlerini sıralarken haklı olarak böyle bir türe yer vermiyorlar.

 

7- Teokratik devlet diye bir devlet çeşidinin olmaması ve ilmi sınıflandırmalarda yer verilmemesinin bir diğer sebebi de şu olabilir: Teokratik vasıfta bir devletin, modern dünyada, devletlerarası münasebetleri yürütmesi beklenilemez. Çünkü bütün devlet  idarecilerinin din adamlarından medana gelmesi ve milletlerarası münasebetlerinin de o devletin benimsediği din kaidelerine göre yürütülmek istenmesi halinde milletlerarası münasebetler sahasında bir çok güçlüklerle karşı karşıya kalınır, o kadar ki dış münasebetlerini yürütemezler.

         Zaten halen Papalık devleti ile Tibet Lama  devletinin, modern, çağdaş milletlerarası münasebetlerinden, sıkı bir ticari, hukuki, diplomatik  ve askeri münasebetlerini devam ettirdiği de yoktur ve söylenemez. Daha çok kendi içine kapanık, dış münasebetlerinden hemen hemen kopuk[4]  bir devlet hayatları bulunmaktadır. Hatta bu iki devletin muntazam bir ordusu ve silahlı kuvveti ile, ülke içinde geniş ve yetiştirilmiş güvenlik elemanları da yoktur. Çünki devlet içindeki münasebetlerde, idarecilerin hepsi din adamıdır, tatbik ettikleri kaideler din kaideleridir ve bütün devlet idarecisi ve fonksiyonu da, yine bir din adamı ve dine reis olan devlet başkanını emir ve direktifleri ile yürütülmektedir. Bu sebeple büyük ve geniş çapta bir hukuki ihtilaf çıkması da beklenemez.

 

8- Zaten tatbikattaki duruma baktığımızda da yukarıdaki açıklamalarımızı teyid eden bin manzara ile karşılaşırız. Şöyle ki:

 

         a- Gerek Papalık ve gerekse Lama devletinin , geniş bir ülkesi yoktur. Bilindiği gibi ülke kavramı devletin kurucu ve fiziki bir unsurudur. Ülkesi olmayan bir topluluk siyasi ve hukuki manada bir devlet sayılmaz. Zaten Lama devleti de halen sürgünde yaşadığı Kuzey Hindistan'ın yüksek dağlık bir yerinde, dış dünya ile münasebetleri kesik derecede az, bir devlettir. Keza Papalık (Vatikan) devletinin de ancak 44 hektarlık bir ülkesi bulunmaktadır. Bu ülke de l929 yılında İtalya ile akttettiği Letran andlaşması gereği İtalya tarafından kendisine verilmiş bulunmaktadır.

 

         b- Teokratik devlet diye örnek verdiğimiz bu iki devletin nüfusu da çok azdır. Bilindiği gibi nüfus veya insan unsuru da devletin kurucu bir beşeri unsurudur. Nüfusun az veya çok olması devletlerin teşekkülünde önemli değildir. Ancak bu iki devlete bakacak olursak, nüfuslarının çok az ve sadece din adamlarından ve keşişlerden meydana geldiğini tesbit ederiz.

         Bu devletlerin nüfuslarının kalabalık , hele çok kalabalık olması halinde, ne teokratik vasıflarını devam ettirebilirler ve ne de ülke içi ve dışı münasebetlerini.

 

         c- Bu iki devlet de dış devletler ile, olması gereken ve dünyada görülen bir yoğunlukta bir milletlerarası münasebet kurmuş değildirler ve kuramazlar da, Çünkü devlet hayatları daha çok dini ayin ve törenlerle ve devlet idarecilerinin şahsi ibadet, öğrenim ve öğretimi ile geçmektedir.

 

9- Görüldüğü gibi  Teokratik devlet tabiri, memleketimizde ilmi ve hakiki manasından çok uzak ve yanlış kullanılmaktadır. Hatta ilmi literatürde de, devlet türleri arasında sayılmamaktadır. Ayrıca, Din ve vicdan hürriyetinin her uygulamasına, mesela, tek başına veya topluca namaz kılmak,dini kitap okumak veya dini kitap yazmak v.b. fiillerini teokratik devlet kurma faaliyeti diye belirtemeyiz ve bu fiilleri yapanları da suçlu diye gösterip, teokratik devlet kurmak istiyorlar diye cezalandırılmaları gerektiği yolunda iddia ileri süremeyiz.

 

10- Son olarak tekrarlayalım: Anayasasında Din ve Vicdan hürriyetini tanıyan ve gereklerini yerine getirmek için vatandaşlarına hukuki ve fiili imkan tanıyan devlet teokratik devlet değildir. Aynı şekilde, bir din  veya mezhebi  resmi olarak tanımak ve  ona  mali ve hukuki destek sağlamak da o devleti teokratik yapmaz. Bu devlet, dine (mezhebe) dayalı bir devlettir. Bir devletin din hükümlerine bağlılığını anayasasında ifade etmesi, diğer bir çok maddelerinde de, o dinin hükümlerini realize etmek için sistem ve müessese kurması da o devleti teokratik yapmaz.  Bu devlete de  din devleti veya dini devlet diyebiliriz. Nihayet teokratik devlet ise, devlet başkanı dahil, yasama, yürütme ve yargı organlarının üyeleri ve bütün kamu görevlilerinin din adamı olduğu ve devlet hayatında da tamamen din kaidelerinin tatbik  edildiği, devlet başkanının dini reis ve kutsal bir varlık kabul edildiği bir devlettir. Dünyada sayısı halen iki tanedir.

 

11- Teokratik devlet, Anayasa Hukuku'nda bir devlet türü olarak da adlandırılmamaktadır. Yunanca bir kelime olan teokrasi, ilah ve kuvvet kelimelerinin terkibidir. Bu kök manadan  hereketle, dünyada ancak Papalık (Vatikan) ve Lama devletine teokratik sıfatı verilmekte ve böyle kullanılmaktadır.

Buraya kadar sunduğumuz bilgileri şematik olarak şöyle gösterebiliriz:

 

DİN-DEVLET MÜNASEBETLER

Özet - Şema



[1] Bu konuya bir görüş almak üzere (1) nolu dipnotta zikredilen iki makalemiz ile, yakında yayınlanacak makalemize bkz.

 

[2] Bu konuda şu iki Makalemize bkz. "Dünya anayasalarında Lâiklik Prensibinin Düzenlenişi" (Yeni Türkiye Dergisi, s.21, Sh. 732-741),  2-“Lâiklik Prensibine Bağlı Bazı Meseleler (Dünya Anayasalarından örnekler) ve Türkiyedeki uygulama (İbid., s.22-23), sh. 2557-2570).

[3] Nitekim Türkiye'de Modern Anayasa Hukuku ilminin kurucusu sayılan, senelerce Üniversite ve yüksekokullarımızda  Anayasa Hukuku  derslerini okutan  ve ders kitabı yayınlayan Merhum Ord.Prof.Dr.Ali Fuat Başgil, Prof.Dr. Hüseyin Nail Kubalı, Prof.Yusuf Ziya Özer, Bülent Nuri Esen, Selçuk Özçelik gibi Anayasa Hukuku hocalarının kitaplarında devlet türleri bahsinde böyle bir ayırıma rastlanmamaktadır.

 

[4] Gerçi Papalık devletin yabancı devletler nezdinde bir elçisi vardır ve hatta bu elçi o memleketteki elçilerin diplomatik  duayen'i sayılır.Ama, bu durum, şekli ve nezaket (curtouasie),den ibaret olup, yaygın ve hakiki manasında bir diplomatik temsilci değildir.

 


                                                       <<<<<<  S O N >>>>>>

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
Önceki Sayfa |

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Önceki Sayfa |