İlan edilişinin 52. Yıldönümü vesilesiyle
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ (10 Aralık 1948)
ve
İslam Hukukunda Temel Haklar ve Hürriyetler
(Kısa Bir Karşılaştırma)
Prof. Dr. Servet ARMAĞAN
(Anayasa Hukuku Profesörü)
a. GİRİŞ:
Aş Aşağıdaki kısa açıklamada, 1948’de ABD’de New York şehrinde ilan edilen BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin ana hatlarını ele alacak ve bu metinde yer alan temel prensiplerin İslam Hukuku açısından bir değerlendirmesini yapacağız. Belirtelim ki, Beyanname metni ile İslam Hukuku arasındaki bu mukayese, kısa bir mukayese olacaktır. Yani BM Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin bütün hükümlerini teferruatına kadar ele alıp bunları İslam Hukuku açısından, mezhepler içtihadına ve çeşitli görüş farklılıklarına göre değerlendirmesini yapacak değiliz. Sadece bu beyannamede yer alan hükümlerin İslam Hukuku temel haklar teorisi ile ne derecede bağdaştığı veya bağdaşmadığı konusunda kısa yorumlar getirecek ve mümkün mertebe bibliyografik malumat vereceğiz.
b. Şimdiye kadar bu konuda açık ve seçik mukayese yapan Türkçe bir kaynağa rastlamış değiliz. Sadece İslami yazarların, ya da son devir islam hukuku kitaplarında çok kısa bir şekilde bu beyanname hükümlerinin İslâmiyet’le bağdaşmadığı yolunda beyanlarına rastlamaktayız. İtiraf edelim ki, İslam Hukukunun temel haklar ve hürriyetler sahasında çok az yayın olduğu için ve bu mevcut yayınlar da konuyu yüzeysel (sathi) bir şekilde ele aldığı için, onlardan, bu beyannamenin hukuki mahiyetinin İslam hukuku temel hak ve hürriyetler teorisi ile mukayesesini beklemek yanlış olur.
c. Üçüncü olarak, yapılan bazı açıklamalarda genellikle ikisinin İslâm Hukuku ve Beyannamenin ,zıt olduğu söylenmektedir dedik. Belirtmek gerekir ki, bu tür yayınlardaki açıklamalar, çoğunlukla delilsiz ve referans gösterilmeden verilmektedir.
d. Şunu da belirtelim: “aklın yolu birdir” deyimi çok önemli bir felsefi esastır. Selim akıl dediğimiz muhakemeli düşünme, rasyonel düşünme neticesinde insanoğlu bazı doğruları bulabilir ve bu doğrular İslam Hukuku ile uyum halinde olabilir. Bir diğer deyişle, ister İslami açıdan , ister laik açıdan değerlendirme olsun, eğer selim bir akıl ise, müstakim bir zihniyet taşıyorsa, insanların saadetini düşünüyorsa, bu takdirde aklın yolu birdir gerçeği, insanları bazı noktalarda birleştirebilir. Yani makul ve fonksiyonel yorumlar ve davranışlar, İslâm Hukuku’nun temel kaynaklarının asırlar önce ortaya koyduğu aynı neticeyi bulabilmekte, onunla ahenkli bir uyum içinde oldukları müşahede edilmektedir.
Bir taraftan İslam Hukuku esaslarına dayalı yorumlar, diğer taraftan dini bir temele dayanmayan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin bir birine zıt olması konusunda, eğer aklın yolu birdir deyimini uygulayacak olursak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini kaleme alan sosyolog, hukukçu, filozof ve devlet adamlarının selim bir akılla bir takım neticeleri kabul ve madde halinde gösterdiklerini söyleyebiliriz ve ortaya konulan esasların da mutlaka İslam Hukukuna aykırı olması gerekmez.
Aklın yolu birdir esasını şu şekil de konuya tatbik edebiliriz: Bazen lâik hukuk sistemlerinde önemli bir prensip bulunuyor, kanunlarda ve diğer mevzuatlarda yer alabiliyor. Bu prensip veya esas, İslam Hukukuna tam uygun, yani bir ayet veya hadisten alınmış gibi bir intiba vermektedir. Aslında bunu yapan veya bu şekilde düzenleyen kimseler, hukukçular, filozoflar bu esasın İslam Hukukunda Kur’anda veya hadiste de yer aldığının farkında değiller, yani böyle bir olaydan haberleri yok; veya bir islam hukukçusu yada müçtehidin bu konuyu dile getirdiğini de bilmezler. Fakat selim akılla düşündükleri için, İslam Hukukunun bu esasını kendiliğinden bulmuşlardır. Zaten İslamiyetin fıtri bir din olup, insanların bünyelerine uygun olduğu her zaman söylenmiş ve yazılmıştır. Çeşitli ayet ve hadislerden de bu mana çıkarılmaktadır. Yeter ki insanlar fesattan uzak bir şekilde düşünsünler ve beşeriyeti refah ve saadete ulaştırmak için çalışmaya gayret etsinler. İşte selim aklın ortaya koyduğu bu yorumlar, eninde sonunda İslamiyet’in açık veya zımni olarak getirdiği hükümleri kabul etmekte gecikmemişlerdir. Mevzuatlar ise, onun aynısını düzenlemişlerdir.
Ben, zaman zaman laik hukuk sahasında çalışan, gerek Türk gerekse Avrupalı hukukçu meslektaşlarımla yaptığım konuşmalarda bu müşahedeyi edinmişimdir. Kendilerine laik hukukta yer alan şu prensibin ve esasın İslam Hukukunda âyette veya şu hadiste yer aldığını söylediğim zaman hayret etmişlerdir. Âyet veya hadis bunu bildiriyor mu, hemde 14 asır evvel bildirmiş mi, diye hayretlerini ifade etmişlerdir. Aslında, yukarıda da belirttiğim gibi, ortada hayret edilecek bir şey yoktur. Çünkü İslamiyet fıtri bir dindir, yeter ki temiz bir kalple, iyi bir niyetle ve selim bir akılla anlaşılmaya çalışılsın. Bu taktirde lâik hukuk sistemindeki bir çok hükümler, bazı hükümler demiyorum, İslamiyet’in esasları ile uygun şekilde yorumlanabilir ve tatbik edilebilir.
1. Genel Mülahazalar
Yukarıdaki kısa girişi yaptıktan sonra, şimdi genel olarak bazı esasları belirtebiliriz. Genel esaslar diyoruz, çünkü temel haklar ve hürriyetler konusu çok geniş bir sahayı ele almaktadır. Sadece hukuki boyutu değil, siyasi, felsefi ve sosyolojik v.b. boyutu da vardır. Her hak ve hürriyetin uzun bir tarihi geçmişi ve gelişme seyri vardır. Ve anayasalarda temel hak ve hürriyetler konusunda getirilen düzenlemeler, sınırlamalar ve kısıtlamaların her birinin yine aynı şekilde hukuki, siyasi, felsefi ve tarihi sebepleri vardır. Bu sebeple temel hak ve hürriyetlerin genel özelliklerini ve bu konuda genel düşünceleri çok özet olarak burada belirtmek istiyoruz. Bu genel özellikleri hem 1982 Anayasası (A. kısaltması ile), hem de Beyanname’yi (B. kısaltması ile) örnek vererek belirteceğiz.
A. Temel Hak ve Hürriyetlerin Genel Özellikleri
Herşeyden evel 1982 Anayasasında düzenlenen ve temel haklarla ilgili olan bazı genel hükümlere yer vereceğiz. Arkasından aynı veya benzer hükmün Beyannamede yer alan maddesine işaret edeceğiz. Bu genel hükümler, bir bakıma, Beyannamede de yer alan insan hak ve hürriyetlerin genel özellikleridir. Anayasanın çeşitli maddelerinde belirtilen bu özellikler şunlardır:
1. Temel haklar kişiliğe bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez olup kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder ( A. md. 12; B. md. 6, 29/1).
Bu temel özelliği İslâm Hukuku açısından benimsemeğe bir engel yoktur.
2. Temel hak ve hürriyetler mutlak değildir, sınırlanabilir.
Anayasa, 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanabileceğini kabul etmiştir. Ancak bunun için sınırlamanın mutlaka kanunla yapılması ve anayasaya uygun olması şartını getirmiştir (A. md. 13; B. md. 29/2).
Bu ana şart dışında ayrıca bazı sınırlama sebepleri de belirtilmiştir. Bu sınırlama sebepleri genel olarak aynı maddede düzenlenmiş olup, ayrıca özel olarak, diğer maddelerde de belirtilmiştir. 13. maddede belirtilen sebepler şunlardır:
- Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü, - Millî egemenlik,
- Cumhuriyet, - Milli güvenlik, - Kamu düzeni, - Genel asayiş, - Kamu yararı,
- Genel ahlâk ve Genel sağlık.
Ayrıca Anayasanın diğer maddelerinde belirtilen sebeplerle de sınırlamalar getirilebilir. Meselâ 19. md. de düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği, suçlunun kaçması, delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi sebepleriyle de sınırlanabilir. Veya 20. md. de düzenlenen özel hayatın gizliliği, adlî soruşturma ve kovuşturmanın gerektirdiği istisnalar ile de sınırlanabilir. Aynı sebep, 23. maddedeki yerleşme ve seyahat hürriyeti için de sözkonusudur. Bir diğer örnek 34. maddede düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek hakkının idarî mercilerce şehir düzeninin bozulmasını önlemek amacıyla, yürüyüşün yapılacağı yer ve güzergâhı tespit etme şeklinde bir sınırlama da sözkonusudur.
Dikkat edilirse son iki durumda sınırlama, fiilî durumlara göre yargı veya idari mercilerce alınan tedbirlerle sözkonusudur. Bu idari tedbirlerin ve yukarıdaki sınırlama sebeplerinin kaynağı Anayasa'dır.
Bu özellik, İslâm Hukuku esaslarına uygundur.
3. Temel haklar kötüye kullanılmamalıdır:
Anayasanın 14. Maddesi(B. md. 29/3 ve 30) kötüye kullanma sebeplerini örnek vererek saymıştır. Aynca bunların müeyyidesinin diğer kanunlarda gösterileceğini söylemiştir.
Bu özellik de İslâm Hukukunu temel felsefesine uygundur.
4. Hak ve hürriyetlerin biri diğerini yok etmeye yönelik bir maksat için yorumlanamaz:
"Anayasanın hiçbir hükmü, anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yoketmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şeklinde yorumlanamaz" (A.md.l4/3; B.md.30)
Meselâ grev hakkı, seyahat hürriyetinden üstün ve değerli olmadığı gibi, seyahat hürriyeti de grev hakkından daha üstün ve değerli değildir; veya haberleşme hürriyeti, özel hayatın gizliliğini bozamaz; ama özel hayatın gizliliğini uygulayıp haberleşme hürriyetine de engel olamayız. Bir diğer örnek: Lâiklik prensibi de, Anayasada düzenlenen hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şeklinde yorumlanamaz.
Böylece her hak ve hürriyet kendi sınırları içinde kullanılacak ve dengeli ve Anayasaya uygun bir haklar uygulaması ortaya çıkacaktır.
Modern Anayasa Hukuku görüşlerinin kabul ve ifade ettiği bu özellik de İslâm Hukukuna uygundur.
5. Olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması durdurulabilir:
Anayasanın 15. maddesi bazı sınır ve şartlar içerisinde, savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasını durdurucu tedbirler alınacağını belirtmiştir. Beyannamede bu hüküm yer almıyor.
Olağanüstü Hal rejimleri, İslâm Hukukunda da kabul ve tatbik edilmiştir.
6. Yabancıların durumu Türk vatandaşlarının durumundan farklıdır ve ayrıca düzenlenir:
Anayasanın 16. md.(Bkz. B. md.2/2) hükmü şu şekildedir:
"Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için Milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir".
Temel hak ve hürriyetlerin Anayasada ve Beyannamede belirtilen genel özellikleri bunlardır. Belirtelim ki bu özellikler temel hakların sınırlandırılmasıyla da ilgili bir konudur.
Vatandaş ve yabancı kavramların İslâm Hukukunda biraz farklı anlaşılmış ve tatbik edilmiştir. Şöyleki; Bir islâm devleti, bir diğer islâm devletinin müslüman vatandaşına, kendi ülkesinde yabancı muamelesi yapmamıştır. Çünkü müslümanlar kardeştir ve bir tek ümmet sayılmıştır. Tarihteki bu uygulama, günümüz müslüman devletleri tarafından kabul ve tatbik edilmiyor.
B. Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması
Yukarıda temas ettiğimiz gibi, temel hak ve hürriyetler mutlak değildir, sınırlanabilir. Ancak sınırlamalar bazı şartlarla gerçekleşir ve onlara bağlıdır. Sınırlama düşüncesinin esas sebebi, temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması veya kötüye kullanılmasa dahi, toplumun çoğunluğunu ilgilendiren bazı değerlere aykırı ve onları yok edici istikamete kullanılmasıdır. Kısacası, temel hak ve hürriyetler veriliş amaçlarına aykırı ve onları aşan ve taşan bir şekilde kullanıldığı takdirde sınırlama ihtimali sözkonusu olmaktadır.
Aslında temel hak ve hürriyetler konusunda temel amaç, sınırsız biçimde hak ve hürriyetlerin kullanılmasıdır. Ama insan, maalesef, kendisine verilen bu imkânı kötüye kullanmakta ve hatta başkalarına veya topluma zarar vermektedir. Bu demektir ki, temel haklar teorisinde sınırlamaların esas sebebi kötüye kullanma veya taşkın kullanmalardır.
Kaide bu olmakla birlikte, yasama organının (hatta bazen icra ve idarenin de), hiçbir kötüye kullanma söz konusu olmasa dahi, temel hak ve hürriyetleri sınırlama (veya sınırlayıcı düzenleme) yoluna gittikleri de bazen görülüyor.
Bu ön şartın dışında temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması için şu şartların bulunması gerekir:
1) Sınırlanma ancak kanunla yapılabilir.
2) Sınırlanma Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olmalı
3) Sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz (A. md. 13; Bkz. B. md. 29/2-3).
Bu şartlardan 2. si bütün kanunlar için sözkonusudur (A. md. 11/son) ve bu sebeple, burada ayrıca üzerinde durmaya gerek yoktur. 3.sü ise, bilhassa cümlenin son kısmı, daha çok sınırlama getiren kanun uygulanması ile ilgilidir.
Yukarıda belirtilen esaslar, esas itibariyle ve genel hatları ile İslam Hukuku açısından da kabul edilebilir. Ancak kısıtlamalar ve sınırlar konusunda biraz farklı kriterlerin de nazara alındığı müşahede edilmektedir.
|