|
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ ve İslam Hukukunda Temel Haklar ve Hürriyetler
Yazının devamı..
2. Beyannâme-İslâm Hukuku (Benzerlikler – Farklar):
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 30 maddeden ve bir girişten ibarettir. Giriş’de (Preambel) herkese haysiyetine uygun haklar tanınmak ve korunmak için bu beyannamenin yayınlandığı belirtilmekte, son madde olan 30. md.de ise: “İşbu beyannamenin hiçbir hükmü içinde ilan olunan hak ve hürriyetlerin, bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete girişmeye veya bilfiil bunu işlemeye herhangi bir hakkı gerektirir mahiyyette yorumlanamaz” hükmü yer almaktadır.
Her maddenin teker teker ele alınıp İslam hukuku ile mukayesesinin yapılması bu makalenin konusu değildir. Ayrıca üzerinde durulması gereken özel bir çalışmadır.
Şimdi de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ana hatlarına göre İslam Hukuku temel hak ve hürriyetler teorisi ile bazı farklarına temas etmek istiyoruz.
a- Herşeyden önce 18. maddeye temas etmek lazım. Beyannamenin 18.maddesi şöyle demektedir.
“Her şahsın fikir, vicdan ve din hürriyeti vardır. Bu hak din veya kanaat değiştirmek hürriyetini dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık veya özel surette öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir.”
Bu maddede esas itibariyle din ve vicdan hürriyeti düzenlenmiştir. Yani, insanların dini inançlarını muhafaza ve bunu realize etmeleri gereği dile getirilmiştir.
Ancak bir aykırılık noktasına temas etmek gerekir. Burada bir insanın dinini değiştirmesi de hürriyete bağlanmıştır. Daha doğrusu bir hürriyet olarak kabul edilmiştir. Bu açıdan bakıldığı zaman İslam Hukuku ile bir aykırılık meydana gelir. Şöyle ki, İslam Hukuku temel esaslarına göre, yani Kuranda yer alan hükümlere göre bir insanın İslam dininden çıkması suç teşkil eder. Buna irtidat veya ridde adı verilmektedir. Bir diğer değişle İslam Hukuku açısından bir kimsenin hiç bir dini inanca sahip olmaması diye bir hürriyet söz konusu değildir. Yani ateist veya inkârı uluhiyet dediğimiz bir anlayış islam hukukunda bir hürriyet olarak kabul edilemez. Kant’ın deyimiyle bu bir vahşi hürriyettir.
18.madde böyle bir anlayışı hürriyet olarak kabul ediyor. Yani bir kimse Müslüman iken İslam dininden çıkar veya İslam dinini inkâr ederse, açıkça bu yolda beyanda bulunursa, bu ridde suçunu teşkil eder. Halbuki 18.madde onu bir hürriyet olarak kabul etmiş.
b- İkinci bir mukayese durumu belki 21.maddenin ikinci fıkrası ifadesiyle ortaya çıkabilir. Bu fıkra kamu hizmetlerine girme hakkını düzenliyor. 21.madde 1.fıkra ise bugünkü anayasa tabiriyle aktif ve pasif bir şekilde siyasi iradenin teşkilini- katılmayı düzenliyor. 2. Fıkra şöyle diyor:
“ Her şahıs memleketinin kamu hizmetlerinden eşitlikle faydalanma hakkını haizdir.”
Şahısların kamu hizmetlerine girmesi konusunda İslam Hukukuna ait normlar açısından her hangi bir yadırganacak durum yoktur. Sadece küçük bir fark hatıra gelebilir: O da kadınlarla erkekler arasında bu konuda sözkonusu olan veya hukukçuların ileri sürdüğü eşitlik bazı sahalarda istisna edilmiştir. Yani kadınlar bazı konularda kamu hizmetlerine katılamazlar. Bu sahalar nelerdir? İslam hukukçuların belirttiği gibi, kadınlar yargıç (kadı) olamazlar. Devlet Başkanı ve imam(müftü) olamazlar. Mezhebler arasında çok az farklar olmakla beraber, genel olarak kabul edilen esas budur. Mesela hanefi mezhebinde kadının kadına imameti müçtehidlerin görüşüne göre caizdir, ama genellikle kadınların bu üç kamu hizmeti sahalarında vazife alamayacakları kabul edilmiştir. Binaenaleyh burada kadın ve erkekler arasında bir eşitlik sözkonusu değildir. Yani Beyannamenin 21.maddesinin 2.fıkrasında getirilen kamu hizmetlerine girmedeki eşitlik söz konusu olamıyor.
3. Bazı Farklar - Kısa Karşılaştırmalar
İnsan hakları Evrensel Beyannamesi ile İslam Hukuku temel haklar ve hürriyetler teorisi arasında aşağıdaki kısa karşılaştırmayı yapacağız. Ve bu karşılaştırmada bazı farkların ortaya çıktığını da göreceğiz.
a- Her şeyden evvel belirtelim ki, bu Beyanname 1948 yılının sonlarında kabul ve ilan edilmiştir. Ve yaklaşık olarak bu gün 50. yılını doldurmuştur. Halbuki İslam Hukukunun temel haklar ve hürriyetler çekirdeğini teşkil eden esaslar ise, bundan 14 asır evvel ortaya konulmuştur. Kuran âyetlerinde ve çeşitli hadislerde belirtilen bu hak ve hürriyetlerin esasları çok eskilere dayanır. Buradaki büyük süre farkı iki saha arasında dikkat çeken bir farktır.
b- İkinci bir karşılaştırmayı şurada yapabiliriz. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi çok işlenmiş ve açıklanmış bir metindir. Kabul edilmesinin üzerinden bu güne kadar hakkında yüz binlerce kitap, metin, monografi ve tez yazılmıştır, sempozyumlar düzenlemiştir. Asrımızda kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, eğitim düzeyinin düzeltilmesi ve yükseltilmesi sebebiyle İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi literatürde geniş şekilde yer almıştır.
Halbuki 14 asır evvel esasları ortaya konulmuş olan İslam Hukukundaki temel haklar ve hürriyetler hakkında bu kadar çok şey yayınlanmamıştır. Zaten dediğimiz gibi, en az 10.asır bu konuda fazla bir açıklama yapılmamıştır. Bir taraftan temel haklar ve hürriyetlerin İslam dinin uygun olarak asırlarca kullanılmış olması, bir diğer taraftan da eğitim düzeyinin çok düşük olması ve okuma yazma nispetine göre çok büyük farkların ortaya çıkması sebebiyle, temel haklar ve hürriyetler teorisi çok fazla işlenmemiştir. Günümüzde dahi İslam hukukçuları temel haklar ve hürriyetler konusu üzerine çok az eser yazmışlardır. Türkçe’de ilk defa bizim yazdığımız kitap Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanmış ve 4. baskısı piyasaya sürülmüştür. Arapça çok yayının olması beklenirken bu sahada da parmakla sayılacak kadar az yayın vardır.
Böylece bir taraftan çok işlenmiş ve üzerinde çeşitli düşünceler ileri sürülmüş bir metin (İHEB), bir taraftan da esasları ortada olmakla birlikte yeteri kadar işlenmemiş veya çok az işlenmiş bir İslam Hukuku temel haklar ve hürriyetler teorisi söz konusudur.
c. Üçüncü bir fark: Biraz daha yakından metne bakacak olursak şöyle bir karşılaştırma yapabiliriz. Beyanname, üzerinde son derece geniş araştırma yapılan bir hukuk metnidir. Halbuki islam hukuku kitaplarından temel haklar ve hürriyetler başlığı gibi ayrı bir başlık bile yoktur. Gerek klasik islam hukuku kitaplarında gerekse asrımızda yazılan kitaplarda, kamu hürriyetleri diye bir başlığa rastlamıyoruz. Ancak son zamanlarda yeni yazılan bazı çalışmalarda çeşitli başlıklar altlarında bazı açıklmaların yapıldığını görmekteyiz.
Bizim yukarıda bahsettiğimiz islam hukuku temel hak ve hürriyetler kitabımız ise, islam hukuku kitaplarının çeşitli yerlerinde dolaylı olarak değişik konulardaki bazı esaslardan çıkartılmıştır. Yoksa bu kitaplarda dahi bizim monoğrafimizde topladığımız gibi ayrı bir Temel Haklar ve Hürriyetler bölümü yoktur.
İki metin arasında göze batan bu fark veya kısa karşılaştırma bize oldukça yeni bir takım şeyler öğretecektir.
d. Dördüncü bir fark şurada ortaya çıkmaktadır. Beyanname sadece insan haklarından bahsetmektedir. İnsana tanınmış, aslında doğuştan sahip oldukları hakları çeşitli isimlerle muhtelif maddelerde düzenlemesinden ibarettir. Halbuki temel hak ve hürriyetlerin esaslarını ortaya koyan âyet ve hadisler sadece insan hakkından bahsetmez. Bir diğer değişle, bu âyet ve hadisler çok geniş ve kapsamlıdır. Sadece insan haklarına münhasırdır diyemeyiz. Gerçekten de bu temel hak ve hürriyetlere dair ayet ve hadisler bir taraftan ibadet sahasında bir taraftan sosyal alandaki davranışlar, bir taraftan islam toplumunu meydana getiren unsurlar açısından yorumlanabilir ve yorumlanmalıdır. Kısacası bu ayet ve hadislerin manası ve sınırı sadece insan haklarıdır demek doğru değildir.
Bu açıklama ve kısa karşılaştırmadan İHEB ile İslam Hukuku temel hakları teorisinin bir başka farkını ortaya çıkarmaktadır.
e. Beşinci fark şurada söz konusudur. IHEB’de yer alan hükümler insanların bütün ihtiyaçlarına cevap vermez. Sadece temel hak ve hürriyetler konusunda bazı düzenlemeler getirmiştir. Halbuki İslam Hukukun temel hak ve hürriyetler teorisinin temelini teşkil eden ayet ve hadisler ise, insanların bütün zaman ve mekanlardaki durumunu ele almakta ve insanların doğuştan başlayarak ölünceye kadar, hatta ölümden sonraki ihtiyaçlarını da düzenleyen bir metindir. Bir diğer deyişle, bu ayet ve hadisler derinlemesine ve çok geniş olarak insanın her türlü ihtiyaçlarına cevap veren metinlerdir.
Bu karşılaştırmayı şöyle de yapabiliriz. 1948 yılında dünyaya ilan edilen bu belge bir müddet sonra eskimiş ve 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanan bir antlaşma ile eksiklikleri giderilmiştir. İnsan hakları konusunda, ana hürriyetlerin korunmasına dair 4 Kasım 1950 tarihli antlaşma, 1948 tarihi antlaşmasının bir nevi tamamlanmış bir şeklidir. Hatta bu metinlerden sonra da antlaşmalar yapılmış ve protokoller imzalanmıştır. Bu konuda çeşitli kitaplara müracaat edilebilir. 1952 yılında 1960 yılında ve çeşitli tarihlerde sözleşme ve protokoller imzalanmıştır.
Halbuki âyet ve hadisler ise, eskimesi sözkonusu değildir. Aradan 1420 sene geçmesine rağmen âyetler hala yeni manalara kavuşturulmaktadır ve insanların asli ihtiyaçlarına göre yorumlanabilmektedirler. Yeni bir âyetin getirilmesi sözkonusu olmadığı gibi, yeni bir hadisin söylenmesi de sözkonusu değildir. Bir İslam aliminin dediği gibi, “zaman ihtiyarladıkça Kuran gençleşiyor.” Yani aradan 14 asır geçtiği halde, insanlar yeni yeni Kuranın getirdiği esasları ortaya koymaktadırlar.
f. Altıncı bir kıyaslama, şurada yapılabilir: IHEBde eşitlik ve hürriyetten bahsedilmektedir. Köleliğin her türünün kalktığı ve kabul edilemezliği ifade ediliyor. (Bkz. Başlangıç, md.1,2,3,4,7 vd.).
|