İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - İSRAF HAKKINDA

Kategori: ISRAF HAKKINDA

 

SOSYAL HAYATIMIZDA İSRAF

KONUSUNDA BAZI DÜŞÜNCELER

 

 

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)

 

 

Giriş

 

Aşağıda israf konusunda bazı genel esasları belirtmeye çalışacağız. Bu konuyu ele almamızın üç ana sebebi var. Bunlar:

 

a) Memleketimizde son zamanlarda gerek basında ve televizyonda, gerekse Cumhurbaşkanı ve Başbakan gibi yetkililerin dilinde gittikçe artan bir tempoda konuşulmaktadır. Hatta hiç ummadığınız kimseler ve İslâmi telakkilerle uzaktan yakından hiç bir yakınlığı olmayan gazeteler ve dergiler dahi İslâm’da israf konusunda beyanlarda bulunuyorlar.

 

Bu da gayet normal, çünkü israf, aşağıda belirteceğimiz gibi, sadece müslümanları ve fakirleri değil, tüm insanlığı ilgilendiren bir konudur.

 

b) İsraf konusunu ele almamızın başka bir sebebi ise, âyet ve hadislerde bu konuya temas edilmiş ve yasaklanmış olmasıdır. Aşağıda belirteceğimiz âyetler, açıkça israfı men ve iktisadı (tutumlu davranmayı) emretmektedir. Yine, aşağıda belirteceğimiz gibi, hadisler de israfı yasaklayan, israf edenleri (müsrifleri) tenkit eden, beğenmeyen hatta onları “şeytanın kardeşi” olarak kabul eden hükümler ihtiva etmektedir.

 

Genellikle israfın Hikmet-i İlahiye’ye zıt bir hareket olduğu, yani Cenab-ı Hakk’ın emrettiğinin aksine bir hareket olduğu tefsirlerde belirtilmektedir. Bu da israfın küçük, kısa ve dar bir konu olmadığını, bilakis geniş ve  Cenab-ı Hakk’ın emirlerine ve hikmetli düzenine karşı, onları küçük gören ve onlarla alay eden bir hareket olduğunu göstermektedir.

 

c)İsraf üzerinde özellikle sıkça durulmasının bir diğer sebebi de, memleketimizin; bütçe açığı olan, dış borçları ödemekte güçlük çeken bir devlet olmasıdır. Bu sebeple, israf ve tutumlu bir kamu hizmeti sunma gereği üzerinde durulmaktadır. Bu konular genellikle iktisadı bakımdan fakir olan devletlerde konuşuluyor. Zengin devletlerde, belki daha değişik istikamette ele alınıyor, ama bizim gibi devletler ekonomilerini düzeltmek için sık sık israfı önlemekten bahsetmektedirler.

 

1- Tarif:

 

İsraf kelimesi Arapçadır. İsraf yapana müsrif denilir. Mânası aşağıdaki açıklamalarla verilecektir. Arapçada aynı mânaya, hatta daha kuvvetlice işaret eden tebzir kelimesi de vardır. Aşırı derecede ve mâkul olmayan şekilde saçıp-savurma demektir. Bu gibi kimselere mübezzir denilir. Kur’anda (İsra, 26-27) bu tabir geçmekte, ancak genellikle, hadisler de dahil, günlük lisanda ve ıstılah olarak israf ve müsrif kelimeleri kullanılmaktadır. Biz de aşağıdaki ifadelerimizle israf kelimesini (kavramını) tercih ettik ve kullandık.

 

İslâm araştırmaları terminolojisinde, “İsraf” birinci derecede “iktisat” ve “şükür” mefhumları ile ilgilidir. ”Şükür” mefhumunu ileride ele almak üzere, şimdilik iktisat üzerinde duralım.

 

İktisat” üzerinde duruyoruz, çünkü israf, iktisat’ın zıddıdır, aksidir. Mantıkta bir kaide vardır. “Eşya (konular-kavramlar) zıddı ile bilinirler. O sebeple biz de zıt kavramı ele alarak, asıl mefhum olan israfı açıklayabiliriz.

 

Bu kısa girişten sonra iktisadın tarifini verelim. İktisadın tarifi bir kaç şekilde yapılmaktadır.

 

Birincisi; iktisat bir ilim dalının adıdır. Bu ilim dalına, İktisat ilmi veya ekonomi ilmi denilmektedir. Fakültelerde okutulmakta, üzerinde yüksek lisanslar yapılmaktadır. Arapça bir kelime olan iktisat, batı dillerinde “ekonomi” diye ifade edilmektedir. Fakültelerde bu şekilde isimlendirilmektedir. (İktisat fakültesi, iktisadi ilimler fakültesi gibi.)

 

Ancak bizim burada ele almak istediğimiz, bu birinci tarif ve muhtevâ değildir.

 

İkincisi;  ekonomik veya iktisadi hareket dediğimiz zaman, ekonomi ile ilgili bir davranış kastediliyor.

 

Tam manasıyla kastımız, bu tarif de değildir. Ekonomik (İktisadi) veya iktisatlı hareket daha çok tutumlu bir iktisat ilmiyle ilgili bir davranış olarak kabul edilmektedir.

 

Üçüncü bir tarif ise, iktisatlı kimse dediğimiz zaman cimri veya imkanlarını (parasını, malını) bol ve rahatça kullanmayan, tutumlu (veya tutumludan biraz daha ileri), hasis manasında anlaşılmaktadır. Yazımızda kastımız bu da değildir. [1]

 

Nihayet dördüncü ve incelememize temel ve esas olan  muhteva ise şudur: İktisat, imkanların gereksiz yere kullanılmamasıdır.

 

Tersinden ifade edecek olursak: “İsraf: İmkânların gereksiz yerlere kullanılmasıdır.” Örneklerde bu tarifi açıklayalım.

 

Bir işi  bir insana gördürmek, meselâ bir kamu hizmetini bir tek kamu görevlisi ile sunmak mümkün iken, birden fazla kamu görevlisi kullanmak tipik bir misaldir. Ve memleketimizde kamu sektöründe, üzerinde çok konuşulan ve hakkında  devamlı şikayet edilen bir israf türüdür. Özel sektörde aynı derecede insan kaynağı israfı görülmüyor,  ama yine de, bazen konuyu iyi bilmediklerinden israfa girdikleri görülüyor.

 

Mesela; 100 watlık bir elektrik lambası  ile maksada uygun olarak aydınlanmak mümkün iken, daha fazlasını kullanmak bir diğer misaldir. Seneler önce, 1970’li yıllarda, enerji bakanı Sayın Karakaş, Türkiye’de ve dünyadaki enerji krizini ve yükselen petrol fiyatlarının bütçeye getirdiği yükleri azaltmak için, gece belli bir saatten sonra, dükkânların vitrinlerindeki lambaların söndürülmesini teklif etmişti.

 

Bir diğer tipik misal, yine kamu sektöründe verilen kokteyllerde ve ziyafetlerde, davet edilen kişilerin yeme-içme ihtiyaç ve kapasitelerinin çok çok üstünde yemek ve içecek malzemesi hazırlamak ve sunmaktır. Tabii bütün bu yiyecekler ve içecekler tamamıyla tüketilmediği için, artıkları çöplere atılmaktadır ki  tipik bir israf örneğidir. Düşünün ki, bu tip ziyafetler devlet bütçesinden verilmektedir ve Türkiye’de, 80 civarın da il,  50’den fazla devlet üniversitesi binlerce diğer kamu tüzel kişiliği ve onların bütçeleri var. Sadece 1995 yılındaki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle, TBMM Başkanı tarafından Meclis’te verilen açık-büfe ziyafet, tüylerimi ürperten bir israf örneği idi.

 

Bir başka örnek, devlet yatırımları, yani ihalelerde görülmektedir. Keşif bedelleri ile, yıllık artış nispetlerinin çok çok üstüne bir meblağa çıkan bu yatırımlar,dillere destan boyutlarda israf örnekleridir. Ve, maalesef her gün yazılı ve sözlü-görüntülü basının uğraş mevzuu olma özelliğini korumaktadır.

 

Yukarıdan beri verdiğimiz misallerde, eldeki imkânların, gereksiz yere kullanılması açıkça görülmektedir.

 

Tarifimizde geçen “gerek”den maksat, imkanların uğruna kullanıldığı hedeftir. Yani belirli bir miktar imkan, meselâ  para, o hedefin tahakkukuna yeterli ise, daha fazlasını kullanmak bir israftır, iktisatsızlıktır. Meselâ 100 watlık bir elektrik lambası, okumamızı ve görmemizi rahatlıkla temin etmesine karşılık, daha fazla watt kullanmak gibi. Yok eğer, ulaşmak istediğimiz hedefin tahakkuku için gerekli ise, ne kadar çok imkân, meselâ elektrik  enerjisi kullansak, yine de israfın tarifi dışında kalır. Biraz aşağıdaki misallerde durum daha da iyi anlaşılacaktır. Hatta kağıt ve dosya gibi, basit görünen kaynaklarda (imkanlarda) dahi gereksiz sarfiyat yapılmaktadır. Meşhur işadamlarımızdan Vehbi KOÇ, bir televizyon röportajında, uzmanlarına, her gün çöplere atılan ekmek miktarını 40 ton olarak tespit ettirdiğini ifade etmişti. Kaynakları sınırlı olan memleketimizde, hatta bazılarının çöplükten yiyecek topladığı televizyon ekranlarında gösterilen memleketimizde, ekmek konusundaki israf, gerçekten feryat edilecek bir tezat ve bir israf örneğidir. ( 28/04/1998 t. Zaman Gazetesi Ek’inde İstanbul’daki ekmek israfının akıl almaz boyutlarını, rakamlarla anlatılmaktadır.)

 

Bu kısa araştırmada kastettiğimiz muhteva işte budur.

 

2-Âyet ve hadisler:

 

İsrafı yasaklama ve iktisatlı hareket etme emri, en belirgin, muhtevalı ve kabule şayan şeklini İslam Dininin kaynaklarında bulmaktadır. Bu konuda İslam Dinini iki kaynağından şu misalleri vermek isteriz:

 

a- Âyetler:

 

Bu manada, yani israfı yasaklayan ve tutumlu (iktisatlı) hareket etmeyi emretme konusunda açık hüküm ihtiva eden ayetler şunlardır:

 

1-”Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” (Araf. 31)

 

2-” Bir de akrabaya, yoksula hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma, Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür” (İsra /26-27)

 

3-Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde narları ve zeytinleri yaratan O’dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirip toplandığı günde hakkını verin, fakat israf etmeyin: Çünkü, Allah israf edenleri sevmez” (En’am (6-141).

 

4-”Ve Onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar” (Furkan (25)/29).

 

5-”Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma, sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker kalırsın” (İsrâ (17)/29).

 

b-Hadisler:

 

İsraf konusundaki hadisleri ise şöyle sıralayabiliriz:

 

1-Ebu Abdullah Buhari şöyle dedi:

 

“Peygamber (S), abdest almada farz olanın, azaları birer defa yıkamak olduğunu beyan etti. Ve keza kendisi azaları ikişer defa, üçer defa yıkadı. Ve üçer defadan fazla yıkamadı. İlim ehli abdest almakta suyu israf etmeyi ve Peygamberin (S) fiilinden öteye geçmeyi kerih gördüler.” (Buhari, Vudu’1).

 

2-Abdestin bir şeytanı vardır ki, ona velehan denilir. Suyun vesvasından (evhama kapılıp israf etmekten) sakının” (Tirmizi, Teharet, 44).

 

3-İbn Abbas’tan:

 

“Ben (bir defa Peygamberin hanımlarından olan) teyzem Meymune’nin (ra) yanında geceledim. Nebi (SAV) kalkıp bir su kırbasından abdest aldı. Suyu azar azar kullanıyordu. Ben de kalktım, onun yaptığı gibi yaptım” (İbn Mâce, Teharet 28).

 

4-”Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz, buna israf ve kibir karışmadıkça” (İbn Mâce, Libas, 23; Buhari. Libas, 1; Nesai, Zekat, 66).

 

5-İbn Ömer’den:

 

“Rasulullah bir adamı abdest alırken gördü ve ona buyurdu ki, ‘israf etme, israf etme’ “(İbn Mâce, Teharet 47).

 

6-Abdullah b.Amr’den:

 

“ (Bir gün) Sa’d abdest alırken Rasulullah (SAV) onun yanından geçti ve ‘Bu israf nedir?’ buyurdu. Sa’d de: ‘Abdestte israf var mı?’ diye soruncu, Rasulullah:

 

‘Akan bir nehir üzerinde bile olsan evet’ dedi. (İbn. Mâce, Tehâret, 48)

 

7-Mugire İbn Şu’be’(r.a)den:

 

“Nebi (S) buyurdu ki, ‘Allah size analara isyanı, kızları diri diri toprağa gömmeyi, verilecek borcun verilmemesini, verilmeyen bir şeyin alınmamasını haram kıldı. Yine Allah sizin için, dedikoduyu, çok soru sormayı, ve malı zayi etmeyi kerih gördü.’ “ (Tecrid-i Sarih, VII/292, Hadis No:1078)

 

8-”İktisat eden, mâişetçe aile belasını çekmez” (Müsned, 1/447)

 

9-”Kanaat bitmeyen bir hazinedir” (Fethu’l Kebir, 2/309) [2]

 

3-Bazı Genel Özellikler

 

İktisadı bu şekilde tarif ettikten ve israf konusundaki âyet ve hadisleri belirttikten sonra, genel manada bazı özelliklerinden de söz edelim:

 

a- Her şeyden evvel şunu belirtelim ki, iktisat, sadece faydalı bir davranış olduğu için emredilmemiş, tersine, aksi davranış (israf) çok kötü bir şey olduğu için yasaklanmıştır.Bir diğer deyişle; iktisatlı hareket etmek şüphesiz faydalıdır. Ama israf çok kötü bir hareket olduğu için yasaklanmıştır. Yani Cenab-ı Hakk’ın  yasakladığı bir harekettir. Zannedildiği gibi, iktisat, sadece fakir insanları zengin etmek, refaha ulaştırmak için ve zengini daha zengin yapmak için düşünülmüş bir tedbir değil, yukarıda belirttiğimiz gibi, Cenab-ı Hakk’ın hikmetlerine uygun bir davranıştır. Bu sebeple iktisat ne kadar faydalı ise, israf da o derece yasaklanmış ve mutlaka kaçınılması gereken bir davranıştır. Görülüyor ki iki mefhum tam manasiyle zıttırlar.

 

b- İkinci genel özelliği: Yine genellikle zannedildiği gibi israf, sadece fakirlikle veya fakirlerle ilgili bir kavram değildir. Yani, ‘sadece fakirler israf yapmamalı, zenginler isterse yapabilir’ şeklinde bir mana çıkarmak doğru değildir. İster fakir olsun, ister zengin olsun âyet ve hadislerdeki hükümler herkese hitap eden bir nehy-i ilahi’dir (ilahi bir yasaklama) ve Cenab-ı Hakk’ın insanlara nehy-i sarih (açık yasak) surette verdiği bir derstir. Çoğu defa vaâzler vaazlarında zenginlerin israfından bahsederler. Habulki fakirlerin israfı da söz konusu olabilir.

 

Vaazlarda, dini konuşmalarda israfla ilgili konuşmalar yapılırken verilen misallerde, genellikle zengin insanlar zikrediliyor. Mesela İstanbul’da Nişantaşı’nda   bulunan zenginler, Adalar’daki zenginler, şöyle israf ediyorlar, böyle içki içiyorlar’ gibi. Halbuki içki içmek veya Nişantaşı’ndaki insanların zenginliği israfla doğrudan doğruya ilgili bir kavram değildir. İçki içmek zaten yasak yani nehyedilmiş. Yani Cenab-ı Hakk yasaklamış. İster Nişantaşı’nda otursun ister İstanbul’un Vefa semti’nde otursun herkes için yasak. Verilen misal muhtevaya uymadığı için burada belirtiyorum. Bu misaller, muhteva olarak doğru fakat israfla ilgisinin zayıflığı sebebiyle doğru olmayan misallerdir.

İnsanlar ister Nişantaşı’nda otursun ve zengin olsun, ister Adalar’da otursun ve zengin olsun, isterse en fakir bir köyde, kasabada, ilde otursun ve çok fakir olsun, iktisatlı hareket etmeye ve israf yapmamaya dikkat etmelidir.

 

c- Yine bazı dini konuşmalarda belirtilen bir özellik de, israf söz konusu olduğu zaman hemen yılbaşı ile ilgili bir bağlantı kurulmasıdır. Yılbaşından önce camilerde yapılan konuşmalarda genellikle israf konusuna temas ediliyor: ‘Yılbaşında hindiler kesilecek, içkiler içilecek, yemekler yenilecek. Bu israfa Allah razı olmaz, Peygamber (ASM) razı olmaz’ gibi, aslında  doğru, fakat mevzu ile doğrudan ilgisi olmayan misaller veriliyor. İsraf yılbaşında da yasaklanmış, ramazan ayında da yasaklanmış, bayramda da yasaklanmıştır. İsraf (biraz sonra göreceğimiz gibi), bir mefhumdur ve Cenab-ı Hakk’ın yasakladığı hudutlar içerisinde insanların yapmaması gereken bir fiildir. Bu sebeple ne yılbaşıyla, ne de içkiyle doğrudan doğruya bir ilgisi vardır.

 

d- Bir diğer nokta: İsrafın sadece dindar olmayanlara münhasır bir davranış olarak görülmesidir. Yazılan yazılarda, yapılan konuşmalarda genellikle dinsizler misal verilerek anlatılmaktadır ki bu bir eksikliktir. Yani ‘ey dinsizler, açık saçık gezenler! Bu israfımızla cehennemde yanacaksınız’ gibi verilen misaller eksik kalmaktadır. Çünkü fakirler de (eğer Cenab-ı Hakk’ın adaleti gerektiriyorsa) cehennemde yanacaklardır. Fakir, eğer müsrifse bu sebeple ceza görecektir. Yani fakirlik, fakir insanları israfın cezasından muaf tutacak bir sebep değildir. [3]

 

4-Modern Kaynaklar:

 

İslâm Dini israfı yasaklayan ve iktisadı emreden en belirgin bir kaynaktır dedik. Ancak  şunu da belirtelim:  Bu öyle bir gerçektir ve öyle bir hayat felsefesidir ki, düşünen her akıl ve iyi niyet, ister müslüman olsun ister olmasın, ister dindar olsun ister olmasın, kabul edeceği, hikmetli bir neticedir. Zaten bu sebeple yukarıda  dedik ki, iktisatlı (tutumlu) hareket Allah’ın emri ve onun zıddı olan israf ise, yine Allan’ın bir yasağıdır. Bu emir ve yasak, insanın fıtratına ve aklına uygundur ve laik ve anti laik gibi kavramlarla ilgisi yoktur. Nitekim aşağıda İslam dini ile ilgili olmayan laik ve modern bazı kaynaklarda da israfın tecviz edilmediği, müsrif insanın ve idarenin davranışlarının laik devletlerde dahi kontrol altına alındığına dair misaller bulacaksınız:

 

1-1982 Anayasası: Anayasanın 5,44/1,45,48/son ve56/3, 58/son gibi md.leri (Bu md.lerde maddi ve mânevi değerlerin israf edilmemesi hedef alınmıştır).

 

2-TMK.md. 356, 359, 419 TBK, md. 235 . [4]

 

3-İsviçre (md.370), Alman (md.6 ve 1896) ve Fransız (md. 513-515) medeni kanunları gibi, modern demokrasilerde ve toplumlardaki düzenlemeler. [5]

 

4-Zaman zaman Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan tasarruf tedbirleri veya tasarruf genelgeleri (5 Nisan 1994 tarihli Başbakanlık (Tansu Çiller) Genelgesi gibi).[6]

 

Yukarıda belirttiğimiz bu md.ler incelenirse, görülür ki: Modern-laik kanunlar da, israfı istememekte, müsrif insanların hukuki işlemlerini kontrol altına alma zaruretini hissetmekte ve her türlü imkân ve kaynakların gereksiz, amaca aykırı , belli hedefleri ortaya çıkarmayan istikamette kullanılmasını istememektedirler. Çünkü, yukarıda da dediğimiz gibi, israf, kainatın yaratılış gayelerine ve hikmet-i ilahiyyeye aykırıdır.

 

5-Bunun gibi modern iktisat dehaları da kaynak israfının kabul edilebilir bir şey  olmadığını açıkça belirtmektedirler. Şu misalleri kısaca vermek isteriz:

 

1-Kenan Bulutoğlu/Erçiş Kurtuluş: Bütçe ve Kamu Harcamaları, 1981, İst. Sh.221.vd. (Bütçe ödeneklerinin hedefe uygun kullanması-etkinlik denetimi), sh. 524 vd. (Kamu İşletmelerinin Bütçe Harcamaları ve Kontrolü). KİT’lerde, aşırı istekleri sebebiyle, büyük çapta israfa yol açılmaktadır. Bir örnek olarak bkz. İktisadi Rapor, 1973, TOB y. sh. 493 vd.

 

2-Agâh Oktay Güner: İsraf Ekonomisi İlâveli 3. Bası, İstanbul, 1976, Damla y.

 

3-Ahmet Kılıçbay: Tasarruf-Prodüktivite Artışı ve İktisadi Gelişme, İktisat ve Maliye Dergisi, c.IV, s.1., sh. 3 vd.

 

4-Adnan Akdeniz: Türkiye’de Faiz Politikaları, İstanbul, 1991, Bilim ve Sanat Vakfı y.

 

5-Ahmet Tabakoğlu: İslâm ve Ekonomik Hayat, Ankara, 1996, Diyanet İşleri Başk. y.

 

6-M.Abidin Kartal: Risale-i Nur'dan İktisadi Prensipler, İst., 1995, Yeni Asya y,

 

7-Ekrem Ceyhun: Türk Kamu İdaresinin Tesirli ve Verimli Olması İçin Teklifler, ATO Dergisi, Eylül, 1974.

 

5-İsrafın Muhtevası:

 

İsrafın genel özelliklerini böylece belirttikten sonra, muhtevasını ve hangi sahalarda söz konusu olduğuna da işaret edelim: Genel hatları ile aşağıdaki kısa başlıkları belirtebiliriz:

 

A-MADDİ (FİZİKİ) SAHADA:

 

a) Paranın İsrafı: Maddi sahada hatıra ilk gelen para israfıdır. Paranın israfı göze çok batan, kolayca fark edilen bir israf çeşididir.Para israfı, aşağıdaki misaller dolayısı ile de anlaşılacağından üzerinde ayrıca durmuyoruz. [7]

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa