İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Memleketimizde Siyasi İstikrar -I-

Kategori: SIYASI ISTIKRAR

 

 

 

MEMLEKETİMİZDE  SİYASİ İSTİKRAR

(Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

- Anayasa Hukuku Profesörü -

(İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)

GİRİŞ:

 

a- Siyasi istikrar her devlet için önemlidir. İster demokrasiler, ister diktatörlükler olsun, ister cumhuriyet, ister monarşiler olsun, siyasi istikrar arzu edilen bir süreçtir, durumdur.

b- Her devlet için siyasi istikrarın arzu edilmesi ne kadar tabii ise, bu hedefe varmak için gerekenin yapılması da o kadar bir zarurettir. Bir diğer deyişle, istenen ve hedeflenen siyasi istikrara varmak için gereken ne ise yapılır, yapılmalıdır. Böylece gaye ile vasıta arasındaki ahenk kurulmuş olur.

c- Siyasi istikrarın en önemli enstrümanı nedir? Bu sorunun cevabı devlet şekillerine ve rejimlerine göre biraz farklılık arzeder. Şöyle ki:

- Monarşilerde, monarkın başta kalması, tahtını muhafaza etmesi, siyasi istikrarın birinci derece önemli vasıtasıdır. Monarkın etrafındaki yürütme organı ve icracı vasfındaki kimselerin, tayin ve azilleri monark’ın yetkisine bağlı olduğu için, istikrarsızlığı, yani değişmeleri ise, devlet ve ülke içindeki istikrarın aleyhine büyük değişiklik yapmazlar.

- Meşruti monarşilerde (İlgiltere gibi) seçimler vardır, ama siyasi istikrarın aleyhine bir değişiklik meydana getirmez. Ve genellikle çoğunluk sistemi uygulanır. Böylece, Monarşi içinde, monarkın durumuna paralel bir istikrar sağlanır.

- Cumhuriyetlerde ise, siyasi istikrarın en önemli enstrümanı seçim sistemidir. Diğer vasıtaları burada saymıyorum.

- Seçim sistemi, Cumhuriyet ile idare edilen demokrasilerde istikrar temin eden birinci derecede bir vasıtadır. Diktatörlüklerde ise, siyasi istikrar yine arzu edilir ve diktatörün devamına bağlıdır.

Biraz aşağıda göreceğimiz gibi, seçim sistemleri, siyasi istikrarı teminde birinci derecede rol oynadığı gibi, siyasi partilerin azalmasına veya çoğalmasına da yol açabilir.

d- Siyasi partilerin sayısı ve karakterleri  de siyasi istikrarın varlık ve yokluğunda önemli bir rol oynar. Siyasi partilerin bir toplumda, büyüklü-küçüklü, bulunması siyasi istikrar arayışlarında önemli bir etken ve eksendir.

Siyasi partilerin sayısının bir ülkedeki demokratik gelişmelerdeki faydası, ayrı bir konudur. Meseleye siyasi istikrar açısından bakdığımız zaman, siyasi partilerin çoğalması siyasi istikrarın aleyhinedir denilebilir.

e- Bugün siyasi partilerin sayısının az olduğu (İngiltere ve ABD gibi) devletlerde, bu azlık sebebiyle, kendi demokrasileri açısından bir şikayet yükseldiği müşahede edilmiyor. Bu iki devlette de basit çoğunluk sistemi tatbik edilmektedir.

f- Giriş kısmına son vermeden önce, siyasi istikrar tabirini de tarif etmek isteriz:

g- Siyasi istikrarın tarifi:

Siyasi istikrar: Bir tarafdan siyasi iktidarı elinde tutanlar ve icra edenlerin, bir tarafdan da bu kimselerin çizdikleri ve uyguladıkları politikaların kısa vadede hiç veya çok değişmemesi demektir. Bu tarifi biraz açaçak olursak şöyle bir manzara ile karşılaşırız:

a- Siyasi iktidarı ellerinde tutanlar, başta devlet başkanı olmak üzere başbakan, bakanlar ve özellikle üst seviyedeki bürokratlardır. Bu kimseler, bir devletde ister monarşi olsun, ister cumhuriyet olsun, siyası istikrarı varlıkları ile çizen ve gösteren kimselerdir.

b- Siyasi istikrardan söz ederken bu kimselerin uygulamaya koydukları plan ve programlarının tuttuğunda şüphe yoktur. Mesela 5 yıllık programlar ve bunların uygulamasını gösteren birer yıllık uygulama esasları, senelere yayılan yatırım ve harcama planları, uzun vaadeli dış politika hedefleri ve diğer milletlerarası münasebetlerdeki hedefler gibi.

c- Tarifte geçen üçüncü bir unsur da “kısa vadede” tabiridir. Buna kısa süre de diyebiliriz. Bu sürenin ne kadar olduğu kesin olarak belirtilemez: Ancak idare edenlerin yetkilerini kullanabilmeleri ve plan ve projelerini hazırlamaları, olgunlaştırmaları, yapmaları ve uygulamaya koymaları ile neticelerini almaya uygun bir süre olmalıdır. Bu duruma göre, bu süre plan ve programın mahiyetine ve bünyesine göre değişir. Mesela ekonomik istikrar paket ve programları[1] bu konuda uygun bir misaldir. Yine mesela, büyük bir barajın projelendirilmesi ve inşaası 4-5 seneden önce bitirilmesi düşünülemez. Yabancı devletler ile imzalanması düşünülen, hazırlanan ve imzalanan andlaşmaların neticesinin alınması ise, herhalde en az 1-2 yıllık bir zaman ister. Bir devletin tümünde veya muayyen bir bölgesindeki eğitim seferliğinin hazırlanması ve uygulamaya konulması ve neticesinin alınması yine en azından 5 yıllık bir süre ister.

Bu süreyi, kanatımızca bir seçim dönemi olarak kabul etmek en uygun yoldur diyebiliriz.  Seçimler, genellikle 4 yılda bir yapıldığına göre, (1982  A.md. 77’ye göre 5 yıl) siyasi istikrarı sağlamada sürenin, asgari tavanını 4 yıl olarak kabul edebiliriz.

 

BİRİNCİ BAŞLIK

MEMLEKETİMİZDE SİYASİ İSTİKRAR ARAYIŞLARI

A- Genel Olarak:

a- Cumhuriyet döneminde memleketimizde siyasi istikrar arayışları 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesi ve ilk parlamento seçimlerinin yapılmasından sonra başlamıştır diyebiliriz.

Bu dönemde nisbi temsil sisteminin Millet Meclisi için Cumhuriyet senatonu için ise basit çoğunluk sisteminin kabul ve tatbik edilmiştir.  15 Ekim 1961  seçimlerinden sonra, kabinenin teşkili problem olmuştur. Parlamentoya 4 siyasi parti girmişti. Bu sebeple koalisyonlu bir hükümet kurulması zarureti ortaya çıkmış; CHP ile Adalet Partisi arasında yapılan koalisyon neticesi kurulan kabine ise kısa zamanda dağılmaya yüz tutmuştur. Ondan sonra da senelerce koalisyonlar ve siyasi istikrarsızlık siyasi edebiyatımızın terkedilmez bir özelliği ve kelimesi haline gelmiştir.

1965 ve 1969 seçimleri birer istisnadır.Hem de büyük ve ender raslanan bir istisna[2].

b- 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası arkasında dönemin başbakanı Süleyman Demirel muhtıradan hemen sonra istifa etmiş, ve siyasi istikrarı temin edecek bir başbakan tayin edilmiştir. Nihat Erim başkanlığında kurulan kabine teknokratladan meydana gelmişti.

1973 seçimlerinden sonra günümüze kadar devamlı, hem de çok sık olarak siyasi istikrardan bahseder olduk, bu kelime veya istılah siyasi hadiselerin, hatta günlük konuşmalarımızın ayrılmaz kelimesi haline gelmiştir. Çünki sık sık koalisyonlar görülmüş, hatta bir koalisyon hükümeti kurmak için aylarca zaman bile harcanmıştır. Kurulan koalisyonlar da ortalama 1 yıl devam etmiş, istikrarsızlığa çare olarak “seçimlerin yenilenmesi” görülmüştür. Yenilenen seçimler de siyasi istikrarsızlığa bir çözüm getirmemiştir! Hatta yeniden seçimlerinin yapılmasından önce bile, “seçimlerin bir şey değiştirmeyeceği ve siyasi istikrarsızlığa engel olamayacağı” açıkça dile getirilmiştir[3].

c-Böyle bir istikrarsızlığın ve nefi manzaranın husule gelmesinde en büyük müessir faktör bizce nisbi temsil sistemidir:

1961 Anayasası ile birlikte seçim kanunları da Temsilciler Meclisi tarafından yapılmıştır. 1961 A.nın kurmuş olduğu Yasama Organı iki meclisden meydana geliyordu. (A.md.63). Birincisi, Millet Meclisi (md.67) idi ve 306 s.lı Seçim kanununa göre ve Nisbi Temsil esasına göre seçilen milletvekillerinden meydana geliyordu[4] 

İkincisi ise, Cumhuriyet Senatosu (md.70)dur ve 304 s.lı Seçim Kanunun getirdiği[5] basit çoğunluk sistemi ile seçilen Cumhuriyet senatörlerinden meydana geliyordu. Bir müddet sonra, hem de 3 yıl gibi kısa bir zaman sonra, Cumhuriyet senatosu için de Nisbi Temsil sistemi benimsenmiş ve 1964 seçimlerinde uygulanmaya başlamıştır[6].

Bu  uygulama ile birlikte memleketimizde devamlı olarak siyasi istikrarsızlıktan söz edilmiş ve bu durumdan şikayet edilmiştir. Durum günümüzde de aynıdır.

d- Koalisyonlar teşkil edilmiştir, ama ömürleri ortalama 1 yıl olmuştur[7]. Yukarıda dediğimiz gibi, 1965 ve 1969 yıllarındaki seçimler hariçtir ve bu iki seçimin neticesi gerçekten büyük bir istisnadır. Ve bu sebeple hayret edilecek bir neticedir.

e- Asıl hayret edilecek bir durum, kanaatimizce şudur: Hem siyasi istikrarı istemek, hatta siyasi istikrarın bir zaruret olduğunu söylemek, hem de siyasi istikrarı temin edecek yollar ve metodlara başvurmamaktır.

f- Kısacası, memleketimiz koalisyonlardan  çok çekmiştir. Bu sistem devam ettiği müddetçe daha da edeceğe benzer.

 

B-DEVLET BAŞKANININ İSTİKRAR ARAYIŞLARI

Anayasaya md.104’e göre.

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır.”

Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin  birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.”

Ayrıca md.103, “türk milletinin huzur ve refahı için çalışacağına” dair namusu ve şerefi üzerine and içmiştir. A.md. 108 ve 118 md.leride bu arada sayabiliriz. Çünki, 108. md. gereğince: “İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı..” olarak Devlet Denetleme Kurulu kurulmuştur. Bu Kurul “Cumhurbaşkanının isteği üzerine...  her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar.”

118. md.si gereğince ise:”... Devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması” ve “... toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınması zorunlu gördüğü...” karar ve tedbirleri Bakanlar Kuruluna bildirmek üzere kurulan Milli Güvenlik Kurulunun gündemi Cumhurbaşkanınca düzenlenir ve Kurul toplantılarına Cumhurbaşkanı başkanlık eder.

Bu hükümleri nazara alacak olursak, Devlet başkanının memleketimizde siyasi istikrar konusunda beyanda bulunması ve bu istikamette gayretler göstermesi, kendisinin anayasal görevi ve yetkisidir. Bu açıdan baktığımızda şöyle bir manzara ile karşılaşıyoruz:

a-Cumhurbaşkanı son iki yıldır siyasi istikrardan sıkça bahsetmektedir. Cumhurbaşkanının beyanlarında tesbit edebildiğimiz ana mesajlar ve istikametler şunlardır.

-Halk seçimlerde oylarını bölmesin. Öyle ki, neticede, TBMM’nden kolayca bir hükümet çıkarabilecek şekilde milletvekilleri dağılmış olsun.

Cumhurbaşkanı bu beyanlarını, koallisyon görüşmelerinin uzaması, bir kabinenin kurulmasının uzun zaman alması, partililer, partiler ve milletvekilleri arasında uzayan görüşmeler ve hatta hazırlıkların arkasından yapmıştır ve  haklıdır.

Ancak, Anayasa hukuku açısından haklı olmadığı noktalar şunlardır:

-Seçimler serbesttir (A.md.67/2).

-Siyasi partiler “önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içinde faaliyetlerini sürdürürler.” (md.68/3).

-“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.” (md.69/1).

b- Cumhurbaşkanının beyanlarında verdiği bir diğer mesaj: Halk, oyları ile istikrarı sağlasın. Siyasi istikrara muhtacız. Halk seçimlerde öyle hareket etmeli ki neticede Parlamentodan, kolay, istikrarlı bir kabine çıkması mümkün olsun.

c- Cumhurbaşkanı, beyanlarında ve konuşmalarında, tayin ettiği başbakanların kolayca ve kısa zamanda hükümeti kuramadığını görmüş, halkın ve bilhassa gazetecilerin durumun bir krize dönüştüğü, şimdi ne yapacağını, veya şimdi kime başbakanlık görevini vereceğini vb. sorması üzerine de “Parlamentonun  aritmetiği bu. Bu aritmetikten ancak böyle bir durum (veya bu kumaştan ancak böyle bir elbise) çıkar. Bunu çözümleyecek halktır, halk oyları ile istikrarı sağlamalıdır vb.” şeklinde cevap vermiştir[8].

Cumhurbaşkanı’nın bu mesajları, realiteleri aksettiren ifadelerdir. 6 siyasi partinin yer aldığı 550 kişilik TBMM’nde, son 1995 seçimlerinde en yüksek oranda oy alan ve milletvekili kazanan partinin  (RP) oy oranı, toplam oyların % 22 - 23’ü civarındadır, geriye kalan 5 parti ise % 77’lik bir oranı paylaşmaktadır. Bu durumun, siyasi istikrara muhtaç olan memleketimiz açısından açık ve acıklı bir durum ortaya koyduğunda şüphe yoktur.



[1] Memleketimizde son 5 yılda 5 ekonomik istikrar paketi hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur. (Bkz. Bunlardan 1.sinin yıldönümünde tüm 5 ekonomik istikrar paketinin esasları: 5 Nisan 1999 Milliyet , sh.9 ve tahlil ve tenkidi: 5 Nisan 1999 Cumhuriyet, sh.10, yapılmıştır). Bu kadar kısa sürede, bu kadar çok ekonomik istikrar paketinin yürürlüğe konulmasında, ülkedeki siyasi istikrarsızlığın (5 yılda 6 Kabine -Hükümet kuruldu) birinci derecede rol oynadığında  şüphe yoktur. Sadece 1995 Genel Parlamento seçimlerinden sonraki 3,5 yıllık sürede 5 ayrı hükümetin işbaşına gelmiş olması (DYP-CHP; DYP-Anap;  Refahyol ve DSP azınlık) bile memleketimizdeki siyasi istikrarın yolaçtığı, ekonomik rahatsızlık vb. şikayetleri (bkz.8/4/1999- Sabah gazetesi, Esra Yener’in tahlili) görmek için yeterlidir.

Ayrıca bkz.Orhan Tekeoğlu, istikrarsızlık borç getirdi. Dalgalı siyasetle yükselen faizler borç stokunu 4 yılda 10 kat arttırdı vb. (12/4/1999, Milliyet).

[2] Bu seçimlerin neticesi şöyledir: 1965 seçimlerinde AP, geçerli oyların % 52.87’sini almış, 450 milletvekilinin 204’ünü kazanmıştır. 1969 seçimlerinde ise, % 56.89 oyla 256 milletvekili kazanmıştır. (R.G. 19.10.1965-12.130 ve 20.10.1969-13.331). Tafsilat için bkz. Armağan, sh.210; Nermin ABADAN, Anayasa  Hukuku ve Siyasi Bilimler Açısından 1965 Seçimlerinin Tahlili, Ankara, 1966.

[3] Bkz.Seçimleri yenileme kararlarından sonraki gazeteler.

[4] 25/5/1961  t. ve 306 s. Milletvekilleri Seçimi Kanunu için bkz. R.G. 30/5/1961-10.815. Bu kanun daha sonra birkaç defa değiştirilmiş,  hatta  bazı hükümleri  Anayasa Mahkemesi tarafından iptal bile edilmiştir. (Bkz. R.G. 24/10/1968-13.035. Bu karara biraz sonra temas  edeceğiz). Bu kanun 20 yıl tatbik edildikten sonra, 2839 s.K. ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

Ancak  kabul edilen Nisbi Temsil sisteminin, çeşitli varyasyonları bir tarafa, esasları bugüne kadar baki kalmıştır ve hala uygulanmaktadır. Bu da D.Hondt sistemidir. Bkz. 2839 s.lı ve 10/6/1983 t. Milletvekili Seçimi Kanunu (R.G. 13/6/1983-18.076), md.2 ve 34, 35.

[5] Bkz. R.G. 30/5/1961-10.815

[6] Buna da “sebep, basit çoğunluk sistemi ile AP’nin (Adalet Partisinin) yenilenecek 50 senatörlüğün büyük çoğunluğunu kazanması ihtimali idi.“ (Bkz. Orhan ALDIKAÇTI, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası Genişletilmiş 3.bası, İst., 1978 (İHFy.) sh.388.

Ayrıca “... şu kadarını söyleyelim ki, memleketimizde ilk defa kabul edilen nisbi temsil, esas itibariyle, o zaman (Anayasayı yapmakla görevli) Temsilciler Meclisi üyesi bulunan CHP Genel Başkanı İsmet İNÖNÜ’nün telkin ve teşvikleriyle seçim kanununa koyulmuştur. İnönü’nün gayesi, kendi dışındaki en büyük çoğunluğu teşkil eden, Demokrat Partinin devamı olan zihniyetin (yani Adalet Partisinin), çoğunluk sistemi sayesinde Parlamentoda büyük bir çoğunluk elde edememesidir. Cumhuriyet Senatosunun sayısı az ve esasen, Millet Meclisine nazaran yetkileri daha az olduğundan, orada çoğunluk sistemini kabulde mahzur görmemişti.” (Bkz.Servet ARMAĞAN, Temel Haklar ve Ödevler, İst., 1980, İHFy. sh.87-88).

[7] Bu konuda bkz. Son yıllardaki koalisyon hükümetlerinin kurulmasından önceki ve sonraki gazeteler.

[8] Sık sık tekrarlanan bu ve benzeri açıklamaların tesbit edebildiğimiz sonuncusu, 26 ve 27/2/1999 akşamı Kanal D TV’de yayınlanan açıklamalardır.

 


                                                                                                                           Devamı (Sonraki Sayfa) da  >>>

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa