İlmi Hayatım ve Eserlerim

• 1/2/2007 - Memleketimizde Siyasi İstikrar -III-

Kategori: SIYASI ISTIKRAR

 

 

MEMLEKETİMİZDE  SİYASİ İSTİKRAR

(Siyasi Partiler ve Seçim Sistemlerinin Değerlendirilmesi)

Prof.Dr.Servet ARMAĞAN

- Anayasa Hukuku Profesörü -


Yazının Devamı...


Bu gruptaki tenkitleri bilhassa, o zamanın muhalefet partilerinden C.H.P. ileri sürmüş ve nisbi temsil lehine bir tavır takınmıştır.

Bu tenkitlere karşı denilmektedir ki, muayyen bir seçim çevresini nazara alırsak vaziyet böyledir. Fakat diğer seçim çevrelerini de düşünmeliyiz. Öbür çevrelerde diğer partiler kuvvetli olabilirler ve o  çevreden   seçilebilirler. Bu mahzuru bu suretle bertaraf etmek  mümkündür[1]. Buna cevap olarak ise,  vukubulan telafide, kaybedilenle kazanılan arasında bir müsavat bulunmamaktadır. Kaldı ki, mesele, bir seçim çevresinde kaybedip öbüründe kazanmak suretiyle zararın telafisi değil, mesele bütün memleket çapında tecelli eden neticenin sakatlığıdır denilebilir.

Seçim çevreleri suretiyle telafinin bir eşitlik esasına dayanmadığını bir misal ile de gösterebiliriz.

İki parti olsun ve iki seçim çevresindeki oy durumları şu olsun:

 (Y) Seçim çevresinde (12) milletvekili seçilerek:

A Partisi 145.000 oy,

B Partisi 100.000 oy,

(Z) Seçim çevresinde (4) milletvekili seçilerek:

A Partisi 25.000 oy,

B Partisi 55.000 oy,

alıyor.

Görülüyor ki, (B) Partisinin, (Y) seçim çevresinde 100.000 oyu kaybolmuş, buna mukabil ancak 4 milletvekili kazanabilmişken; (A) Partisi ancak 25.000 oy kaybı ile 12 milletvekilliği kazanmıştır[2]. Aynı mahzur başka bir yönden “dar bölge basit çoğunluk” usulünü tatbik eden İlgiltere’de de görülür. Mesela 1929 seçimlerinde:

Muhafazakarlar 8.659.000 oy almış, 259 mebusluk kazanmışlardır.

İşçi Partisi 8.359.000 oy almış, 288 mebusluk kazanmıştır.

Liberaller 5.309.000 oy almış, 59 mebusluk kazanmışlardı.

Burada İşçi Partisinin en az oya mukabil fazla mebus kazanması dar bölge usulündendir. Fakat eğer her partinin aldığı oy misbetinde mebus çıkarması lazım gelseydi, takriber işçiler 217, Muhafazakarlar 227, Liberaller de 138 mebusluk kazanırlardı[3].

b) Bu sistemde gerekli nisap, mesela mutlak çoğunluk elde edilemediği takdirde, ikinci bir tura ihtiyaç hissedilmektedir.

Biraz evvel de belirttiğimiz gibi, ilk seçimle ikinci tur arasındaki müddet zarfında partiler ve adaylar arasında pazarlık yapılmaktadır. Bazı adaylar menfaat mukabilinde diğerleri lehine adaylıktan feragat etmektedirler. Bu şekilde entrikalara meydan verdiği için bu sistem mahzurludur[4].

c) Bu sistemde seçilenlerin temsil kuvvetleri, yani seçilmelerini temin eden oy miktarı da eşit almamaktadır.

Seçime katılan partiler milletvekilliklerini farklı oylarla kazanmaktadırlar.

d) Basit çoğunluk sistemi iki parti sistemini takviye etmektedir.

Bu sistemin tatbik edildiği memleketlerde üçüncü bir parti güçlükle gelişebilir. Tek parti iktidara geçeceğinden, bu parti parlamentodaki mutlak çoğunluğa sahip olduğundan doktrin ve programını  tahakkuk ettirmek bakımından; iktidardaki parti şayet “rigiede” (katı) Anayasalı bir memleket bahis konusu iles, Meclisde temin ettiği çoğunluğa göre bazı ahvalde; “souple” (yatkın) Anayasalı bir memleket bahis konusu ise, her zaman, Anayasa değişikliği de dahil, duruma tam manasıyla hakimdir[5].

Ayrıca iki partili sistemde genel olarak Parti liderleri grubunun kabinede yer alması dolayısı ile İcra Kuvveti üstünlük kazanır. İngiliz müellifi RAMSAY MUIR iki  parti sistemini Kabine diktatörlüğünün kaynağı olarak vasıflandırılmıştır[6].

3-Çoğunluk Sistemi Hakkında Düşünceler

1-Genel Olarak

Çoğunluk sisteminin çeşitli tatbik şekillerini, fayda ve mahzurlarını gördük. Bütün bu anlattıklarımız karşısında acaba bu sistemin değeri nedir?

Önce şunu belirtmemiz yerinde olur ki, herhangi bir teori veya sistemin mutlak manada iyi veya kötü (faydalı veya mahzurlu) olduğunu söylemek imkansızdır. Binaenaleyh, şu veya bu sistem yüz de yüz iyi veya kötüdür diye bir hüküm verilemez.

Bu noktayı böylece belirttikten sonra diyebiliriz ki, bazı teori veya sistemler diğerine nisbeten birçok cihetlerden üstün durumdadırlar. Kendisinin de kusu bulunmakla beraber, diğerlerinin karşısında üstün vasıfları daha fazladır. Bu düşüncelere göre:

a) Basit çoğunluk, partilerin azalması ve muayyen noktalarda toplanması neticesini doğurur.

Seçimler periodik olduğu için, bu usul, iki parti sistemine doğru götürür[7]. Yine bu sistemde partiler tek başlarına iktidara geçebilrler. Seçimden önce bir program takdim ederler. İktidara gelince onu gerçekleştirmeğe çalışırlar ve bunun içi de mes(uliyeti yüklenirler. Hatta seçimden önce tahmini kabine üyeleri ve Devlet Başkanlarını tasarlayabilirler. Buna mukabil Nisbi Temsilde Kabine, her programlarını ve kabine üyelerini ilandan çekinirler.

Basit çoğunlukta seçim mücadelesi Nisbi Temsil’e nazaran daha müşahhas (konkret)dır[8].

Basit çoğunlukta muhalefetin baskıları ehemmiyetlidir. Çünkü muhalefet partisinin gelecek seçimlerde kazanması her zaman mümkündür. Bunun için radikal partilere ihtiyaç  kuvvetli değildir.  Yeni parti kurulması güçtür. Bu sebeple, bu sistem, radikal partilerin ortaya çıkmasına mani olur denilmektedir[9].

Ancak basit çoğunluk her zaman iki parti sistemine götürmez. Küçük bir Devlet olan Danimarka’da 1915 yılına kadar 4 parti vardı. Kanada’da yine basit çoğunluğa rağmen 5 parti; Avusturya’da ise, Nisbi Temsile rağmen yalnız 2 parti (Avusturya Halk Partisive Sosyal Demokratlar) vardır. Demek ki, basit çoğunluğun tatbik edildiği her siyasi toplumda muhakkak iki parti vardır demek doğru değildir. Ancak bu sistemin iki partiyi muhafazaya tesiri oluyor denebilir[10]. Yoksa iki parti sisteminin gerçekleşmesi için bir garanti teşkil etmez[11].

Basit çoğunlukta menfaat gruplarının bizzat parti kurmak için şansları yoktur. Nisbi Temsilde bu gruplar partiler üzerinde tesirlerini gösterirler[12].

b) Mutlak Çoğunlukta, basit çoğunluğa nazaran daha az rey kaybolur:

Mutlak Çoğunluk, basit çoğunluğa nazaran, daha müşkil, güç ve seçimi uzatıcıdır. Aynı zamanda partilerin parçalanmasını da önleyemez. Çünkü Partiler ikinci tur için bir araya gelir, fakat parlamentoda tekrar ayrılırlar. Mutlak Çoğunluk radikal bir partinin kurulmasına mani olursa da, bu, zorunlu bir netice değildir[13].

c) Çoğunluk Sisteminde biraz evvel  söylediğimiz gibi, iktidar veya muhalefet partisi seçilir:

Nisbi Temsilde  ise, iktidara geçecek veya muhalefette kalacak partinin ancak dörtte biri veya sekizde biri seçilebilir. Halkın tesiri ancak bu kadardır[14]. Çünkü bu sistemde hemen hemen daima Koalisyon Hükümetleri görülür. Bu sebeple çoğunluk sisteminde partiler, yalnız iktidar veya muhalefet partisi olarak yaptığı kötü icraatından veya yapmadığı işlerden mes’uldür. Nisbi Temsilde ise, mes’uliyet ortaklaşadır[15].

d) Nisbi Temsil Parlamentoda mevcut tezatları arttırır ve Milli İradenin ortaya çıkmasını güçleştirir.

Çoğunluk sisteminden ise seçimden önce tezatların ortadan kalkması, anlaşmaların yapılması sağlanmış olur ve Milli İradenin keşekkülü kolaylaşır[16].

e) Çoğunluk Sistemi, küçük partileri büyük partiye bağlaması için zorlar.

Çoğunluk Sisteminde, küçük partiler kolayca başarı elde edemediklerinden, bir müddet sonra büyük partilere katılır veya onun lehine olarak erirler.

Nisbi Temsil ise, onlara kabineye katılma imkanı verir[17].

Bu söylediklerimiz yanında üç türlü çoğunluk sistemi hakkında netice olarak şunları söyleyebiliriz:

2- Mutlak Çoğunluk

Kanaatimizce bu sistemin mahzurlu tarafları daha fazladır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, evvela, mutlak çoğunluk kolay kolay temin edilemediğinden yeniden bir seçim turuna başvurmak gerekmektedir ki, bunun da büyük yorgunluk ve masraflara mal olacağı aşikardır. İkinci olarak, ilk seçimlerde ikinci tur arasında bazı pazarlaşmalar ve entrikalara sebebiyet vermektedir. Bu bakımdan tatbikinde mahzur olduğu kanaatindeyiz. Zaten bu sistem tatbikatta çoğunlukla terk edilmiş durumdadır.

3- Basit Çoğunluk

Biraz evvel bahsettiğimiz mahzurlar burada görülmemektedir. Umumi olarak Çoğunluk Sistemi hakkında yapılan tenkitleri haklı göremekle beraber, sistemin kendi içindeki çeşitleri arasında en faydalı usuldür diyebiliriz.

4- Mevsuf Çoğunluk

Bu sistemde aranılan çoğunluk her zaman kolayca elde edilemediğinden pratik görülmemiş ve bu sebeple siyasi-hukuki tatbikata girememiş, sadece bazı derneklerin tüzük değişikliklerinde ve sert anayasaların değişikliğinde bir usul olarak kalmıştır. Bunun dışında seçim sistemi olarak faydalı olmadığı  kanaatine iştirak ederiz.

5- Memleketimiz Bakımından

a) İddilara cevaplar:

Çoğunluk Sistemi hakkında genel olarak düşüncelerimizi belirttikten sonra, şimdi de memleketimiz bakımından olan duruma geçeceğiz.

Memleketimiz bakımından en uygun sistemin hangisi olduğu hakkındaki kanaatimizi söylemeden önce, şu noktayı bilhassa belirtmek isteriz. Hukuki müesseseler muayyen bir şahsı veya cemiyeti islah edecek, onu doğru yolda götürecek tek çarı değildir. Suiniyetli idarecilerin, kanuna hürmetsiz vatandaş kitlesinin bulunduğu bir ülkede en makul ve mantıkı hukuki müesseselerin  dahi sağlam bir tatbikat tamin etmesi mümkün değildir. O sebeple insanların “hüsnüniyet”i her türlü teorik düşüncelerden önce nazara alınmalıdır.

Bu “ön esas” dan sonra ve memleketimizin sosyal ve siyasi şartları ve bünyesi muvacehesinde bize en uygun seçim sisteminin ismini verebiliriz. Kanaatimizce bu sistem ÇOĞUNLUK SİSTEMİ’dir. Bu görüşümüzün gerekçelerini evvela, ona yapılan hücumlara vereceğimiz cevaplarla belirteceğiz.

1- Çoğunluk sistemini itham edenler diyorlar ki, çoğunluk sistemi memleketimizde zümre diktatörlüğünü doğurmuştur. Hususen 1950-1960 yılları arasında bunun çok acı misalleri görülmüştür.

Kanaatimizce, bu iddia tarihi realitelere pek uymamaktadır. çünkü, iddia edildiği üzere, 1950-1960 arasındaki 10 yıllık devreyi “Dikta Rejimi” diye tavsif etmek pek mümkün değildir. Bu devrenin son yılları hakkında bu iddia biraz varit olsa bile, böyle bir neticeye, çoğunluk sisteminin direkt ve tek başına tesiri iddia edilemez. Belki daha başka faktörler de nazara alınmalıdır. Mesela, bir Anayasa Mahkemesinin mevcut bulunmaması, İdari yargının tam işleyememesi, partili kişilerin, kendi partisinden olan kimselere lüzumundan fazla bir güven beslemeleri,  onları mübalağalı sıfatlarla ve layık olmadıkları makamlara getirmeleri ve nihayet bu kabil yüksek makamları işgal edenlerin hukuka aykırı fiil ve muamelelerine göz yummaları da nazara alınmak icabeden gerçek ve fiili müessirlerdir.

2- İkinci olarak demektedirler ki, çoğunluk sistemi, bir partinin keyfi hareketlerine yol açır ve Yasama Organının fonksiyon ve tesirini hiçe indirir.

Kanaatimizce bu iddia da varit değildir. Çünkü, eğer yasama organı üzerinde kücük bir azınlığın tahakkümünden korkuluyorsa, bu, Nisbi Temsilde de husule gelebilir.Mesela, hiçbir parti Parlamentoda çoğunluğu sağlayamamış olsun. Bu durumda Koalisyon Kabinesi zarureti ortaya çıkar. Doktrinleri veya temayülleri biribirine yakın partilerin bir araya gelerek Koalisyon Kabinesi kurduklarını düşünelim. Koalisyonu teşkil ettikleri bir Koalisyon, Parlamentodaki son partilere istediği zulmü yapabilir; bunun tersi de sözkonusudur.

Binaenaleyh bir azınlığın tiktası yalnız çoğunluk sisteminin değil, Nisbi Temsil Sisteminin tatbik edildiği rejimlerde de görülebilir.

3- Üçüncü bir iddia da şudur: Çoğunluk Sisteminin  tatbik edildiği memleketlerde tek bir partinin şansı kuvvetli olmakta ve o parti kabineyi kurmaktadır. Halbuki Nisbi Temsil Sisteminde tek bir partinin tek başına çoğunluğu sağlaması kabil değildir.

Bu iddia da siyasi hayatın realitelerine uymamaktadır. Çünkü 10 Ekim 1965 ve 12 Ekim 1969 Milletvekilleri Seçimleri göstermiştir ki, bir tek parti, yani A.P., Nisbi Temsil Sisteminin tatbik edilmiş olmasına rağmen, tek başına Parlamentonun çoğunluğunu sağlayabilmiştir[18]. Demek ki, bir partinin tek başına Parlamento çoğunluğunu sağlaması, Çoğunluk Sistemine has bir netice değildir.

4- Nihayet son olarak, çoğunluk sisteminin ferdi hak ve hürriyetler aliyhine olduğu ileri sürülmektedir. Çünkü, denilmektedir, seçimi kazanan bir parti istediği kanunları Yasama Organından kolaylıkla geçirebilmekte ve böylelikle ferdi hakları rahatlıkla çiğneyebilmektedir.

Bu iddia daha çok idarecilerin şahsi karaterlerinin tezahürü ile alakalıdır. Eğer seçimi kazanan partinin ileri gelenleri “siyasi ahlak” sahibi iseler, bu iddia hiçbir zaman fiiliyata geçmeyecektir. Aksi halde Çoğunluk Sistemi bu gibi şahısların davranışlarından mes’ul tutulamaz.

Kaldı ki, halen memeleketimiz için böyle bir endişeye de mahal yoktur. Çünkü Çoğunluk sistemi kabul edilse, meticede bir tek parti Parlamentoda tek başına çoğunluğu elde etse ve Anayasa ile verilen temel hak ve hürriyetleri çiğneyen kanunlar çıkarsa bile, bunun tatbikata intikalin mani olmak her zaman mümkündür. 1982 A. 146-153 md.lerinde (1961 Anayasasının 145-152. md.lerinde) “Anayasa Mahkemesi” adlı yüksek bir mahkemenin kuruluş ve işleyişi tanzim edilmiştir. Bu mahkemenin başlıca vazifesi de, kanunların Anayasaya uygunluğunu denetlemektir (A. md. 148/1). Binaenaleyh tek parti idaresinin çıkardığı ve ferdi haklar aleyhine netice doğuracak bir kanunu Anayasaya aykırılığından dolayı iptal edecektir (A. md.153/2).

Yok eğer Anayasa Mahkemesi o kanunu Anayasaya uygun görürse, artık temel hakların korunması için diğer yollara başvurulabilir ve bu neticenin kabahati de Çoğunluk Sistemine yüklenemez.

5- Memleketimizin siyasi hayatının son 20 yıla yakın devresi isbat etmiştir ki, artık Türkiye’de baskı grupları seslerini oldukça kuvvetli bir şekilde duyurmaktadırlar.  Aynı bir inceleme mevzuu olacak kadar geniş ve o derece enteresan  olan bu gelişmeye göre 1965-1971 yılları arasında  tek başına siyasi iktidarı kullanan A.P.nin yasama ve yürütme faaliyetlerine karşı oldukça kuvvetli bir fikri mukavemet müşahade edilmiştir. İstidar partisinin çıkarmayı tasarladığı birçok kanun, yürütmek istediği bazı idari faaliyetler, basının, sendikaların, gençlik teşekkülerinin, Üniversitelerin mukavemeti sayesinde veya neticesinde, gerçekleşememiştir. Bu arada Danıştayın verdiği kararların önleyici tesiri de unutulmamalıdır. Binaenaleyh Çoğunluk Sistemi neticesi tek parti siyasi iktidarı kullanacak duruma gelse bile, temel hakların ihlali o kadar kolay olmayacaktır. Nitekim misallerini yaşamış bulunuyoruz.

 


[1] BAŞGİL, A.F.Türkiye Siyasi Rejimi ve Anayasa Prensipleri, 2.Kitap, 1959, sh. 23. STEIN, demokrasilerde önemli olan siyasi iktidarı kullanacak hükümetin teşkilini nazara almaktır, yoksa küçük partilere ne kadar milletvekilliğinin taksim edileceği olmadığını ifade ediyor (sh.88); Ayrıca bkz. ZIPPELIUS, sh.193 ve orada zikredilen Federal Almanya Anayasa Mahkemesi kararı.

[2] ARMAOĞLU, 58. 

[3] Bkz. BAŞGİL, A.F. sh. 411.

[4] İbid., 23. Ayrıca bkz. JELLINEK, G., Ausgewaehlten und Reden, zweiter Bd., Berlin, 1911, sh.219; KIPP, 310-311; NAWIASKY, 238.

[5] ARMAOĞLU, 62; Ayrıca bkz. ESCHENBURG, 214. 

[6]  PAYASLIOĞLU, A., Siyasi Partiler, Ankara, 1952, sh. 54’den naklen.

[7] ESCHENBURG, 203, 204.

[8]  İbid., 204. 

[9] İbid., 204-205.

[10] İbid., 205.

[11] İbid., 213.

[12] İbid., 208.

[13] İbid., 206.

[14] İbid., 210.

[15] İbid., 210.

[16] İbid., 210.

[17] İbid., 214.

[18] Rekamlar için bkz. RG. 19.10.1965 - 12.130. 12 Ekim 1969 seçimlerindeki neticeler için bkz.RG. 20.10.1969 - 13.331.


Devamı (Sonraki Sayfa) da >>>>

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa

..Prof. Dr. Servet Armağan'ın 45 yıllık Akademik kariyeri esnasında yazdığı makaleler . yayınladığı kitaplar. katıldığı ilmi toplantılar ile ilmi ve idari görevleri. Dekanlık ve Rektörlük hayatı..

Şubat ayı istatistikleri:
Free Web Site Counter
.Sayfa Okundu

YAZILARIM : (Alfabetik.Liste)



Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Blog RSS

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa